- Kategori
- Tiyatro
'Dervişin fikri neyse, zikri de odur'
DRAMATURG’UN GÜNLÜĞÜ ‘İsmihanYorgancı’
Geçen hafta ‘Lefkoşa Sanat Tiyatrosu’ndan haberiniz var mı? demiştim size ve kısmen haber verdikten sonra da gelecek Pazara devam edeceğimizi yazmıştım. İşte yine yeni bir Pazar ve buradayız… Dervişin fikri neyse zikri de odur, felsefesi içinde bu hafta Lefkoşa Sanat Tiyatrosu’nun, tiyatro sanatına bakış açısını ve bu açıyı oluştururken nasıl çalıştıklarına bakacağız.
Repertuarlarını oynanmamış oyunlardan seçmeyi tercih ettiklerini söyleyen Lefkoşa Sanat Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Halil İbrahim Demir, yaptığımız mülakatta, tiyatroda bulunan herkesin sahnelenecek oyun için bireysel önerilerini getirdiklerini, seçilen oyunun herkes tarafından okunup değerlendirildiğini ve bir sonuca varıldığının bilgisini vermekte. ‘Ben Feuerbach’ oyununun özünde barındırdığı ‘öteki’ kavramı onu en çok etkileyen yan olmuş. Bu metin eline geçtiğinde, tiyatro neden yapılır sorgulamasını da beraberinde getiren Feuerbach’ın hikâyesiyle etkilendiklerini söylemekte. Öteki kavramını bir psikologla tartıştıklarını söyleyen Demir, tiyatro adına sorgulamasını yparken, ‘ötekinin istediği gibi mi olmalı, yoksa kendi bildiği gibi mi?... Ötekileşmenin ürünü olan Feuerbach delilik ve akıllılık arasında gidip gelirken, biz içinde yaşadığımız toplumu ve yaşamlarımızı sorgulama ve sorgulatma şansını yakalamaktayız. Yaşamımızı sürdürdüğümüz düzende statüko var ve bu durum sosyal yaşamda bize ne olmamız gerektiğini emretmekte, peki emredilene mi itaat edeceğiz yoksa kişilikli bir duruş mu sergileyeceğiz?... Toplumcu gerçekçi bir yapıda olan oyunları seçtiğimiz oyunlarda, tiyatronun sadece eğlendirmek değil eğitmeyi de seçmesi önemlidir. Bizler için tiyatro yapmak tiyatronun her alanında çalışa bilmeyi de getirmektedir. Benim için de sahnede olabilme isteği; o oyunu yapmak, sahnenin her alanında çalışa bilmektir. Tiyatro benim için ruhsal bir aşk, inanılmaz bir mutluluk. Bu aşk ile birçok olumsuzluğun üstesinden gelmek mümkün. Örneğin; tiyatro seyircisinin azalmış olduğunu söyleyenlere inanmıyorum. Tiyatroda her zaman bir hareketlilik var fakat sahnesizlik ve de en önemlisi, Kıbrıs’ın gündemi de insanları tiyatroya uzak tutuyor. İnsanların sosyal ve ekonomik durumlarının da düzeyi etkisini gösterebilmekte.’ diyerek duygularını dile getiriyor.
Gelecek planlarında kendi sahneleri olmasını isteyen Lefkoşa Sanat Tiyatrosu, bunu gerçekleştirmek için sponsor arayışındalar. Ülkedeki maddi sıkıntılardan onlar da nasibini almış elbette; son oyunlarında broşür ve afiş çıkaramadıklarını, oyunlarını sosyal paylaşım sitelerinden duyurarak ve medya aracılığıyla tanıtarak seyirciye ulaşmayı denemişler.
Lefkoşa Sanat Tiyatrosu oyuncularından Ali Şaşkara kendinin tiyatroyu lise yıllarında sevdiğini ve Onun için tiyatro ile tanışmak tiyatrodan önce ve tiyatrodan sonra gibi miladi bir şey olduğunu söylemekte. Bu nedenle okul tiyatrolarının önemini vurgularken; ortaokuldan itibaren literatüre tiyatro dersinin de konması gerekir. Fakat tiyatro dersinin edebiyat öğretmenleri yerine tiyatro eğitimi almış, kişilerin vermesi önemlidir. Sahne estetiği içinde bir oyunu çalışıp sahnelemek önemlidir diyor. Bir oyucunun idealist olması gerektiğine inanan Şaşkara, her oyuncunun öncelikle üzerinde durması gereken şey ilk temel kural sanatsal olarak tiyatro’nun ciddi bir öğreti, ders veren olduğunu unutmaması; Seyirciyi gözü kapalı inandırmak yerine, düşündürmeyi seçmesi gerektiğini savunmakta.
İki Kişilik Hır Güt, Git Gel Dolap, Biedermann ve Kundakçılar, Açık Aile, Nihayet Bitti, Jeane D’Arc’ın öteki Ölümü, Birtakım Azizlikler, Bir Picasso Lütfen,İmparatorluk Kuranlar, 444, gibi oyunları önceki sezonlarda sahneye koyan Lefkoşa Sanat Tiyatrosu’nun, nitelikli düşünceleri ve seçimleri ile içinde bulunduğu zorlukları aşarak Kıbrıs Türk Tiyatrosuna yeni bir soluk olması dileğimizle.