- Kategori
- Tiyatro
Yaşam ve Oyun gerçeğinde "Profesyonel"

Yazan: Duşan Kovaçeviç / Türkçeye Çeviren: Özgür Özdural / Yönetmen: Derman Atik / Yardımcı Yönetmen: İlkşen Atik / Yönetmen Yardımcısı: Oya Akın / Oynayanlar: Cenk Gürçağ (Teodor Teya Kray/Ben), Derman Atik (Profesyonel/Luka Laban), Yonca Barış Altay (Sekreter/Marta), Soner Eminağa (Normal bir kaçık) / Reji Asistanları: Dilek Kurnaz, Yaşan Kadıroğlu / Suflözler: Nurçin Tüney , Fatoş Tüney / Işık, Ses Efekt Tasarım: Levent Cantürk / Dekor Tasarım: Derman Atik / Sahne Amiri: Ayşen Rahvancıoğlu / Kondüvit: Ayla Çağla Öztaşçı / Işık Uygulama: Yaşan Kadiroğlu / Müzik Efekt Uygulama: Dilek Kurnaz, İlkşen Atik / Kostüm Tasarım: GİBETSU / Dekor Uygulama: Mehmet Şonya , Nevzat Tekdil, Levent Başaran /Butafor tasarım / Yapım: Mehmet Şonya, Derman Atik / Afiş / Broşür Tasarım: Levent Cantürk / Oyun Fotoğrafları: Çağın Günalp, Naile Soyel / Anne Sessi: Emine Gürçağ.
Profesyonel, Sırp oyun ve senaryo yazarı Duşan Kovaçeviç’in, “İntiharın Genel Provası” adlı oyunundan sonra Türkçeye çevrilen ikinci oyunu… Duşan Kovaçeviç, 12 Temmuz 1948 yılında doğdu. 1973 yılında Belgrad Üniversitesinde ‘Dramaturji’ üzerine lisans yaptıktan sonra 1973 yılından itibaren beş yıl TV Beograd’da dramaturg olarak çalıştı. 1998 yılından bu yana Zvezdara Teatar’da sanat yönetmeni olarak çalışmaktadır. Profesyonel Onun, 2003 yılında çektiği ve yönettiği ilk filimi. Yazarın bu oyundan çektiği aynı adlı film, 2004 yılında İstanbul Uluslararası Film Festivali Yarışmasında jüri özel ödülünü almış. Her yazar gibi O da içinde yaşadığı zamanın ve mekânın, sosyolojik, psikolojik, ekonomik ve siyasi şartlarından etkilenmiş ve Yugoslavya’daki büyük dönüşümü hazırlayan süreci ve etkilerini oyunlarına taşımış bir yazar. Profesyonel’de olduğu gibi toplumsal eleştirisini nesnel ve fantastik bir üslupla oyunlarına yansıtır. Oyunun geçtiği mekân tanıdık bildik, dünyadan bir yerdir. Kişiler, bizden, içimizden… Kaybedilmiş bir duygu vardır; o da yüz yılımızın kaybı olan ‘insan sevgisidir’. Bilerek veya bilmeyerek ama birileri tarafından bilinçli olarak kurgulanan bir oyundur bu sevginin yitirilişi. İnsanın yaşamsallığını sürdürebilmesi için araç olan sistem, amacından sapmış ve amaç olmuştur. Günümüzde araç insandır; sistemlerin amacına alet edilen. İtaatkâr yöneticiler ve susturulmuş, sindirilmiş, düşünmekten korkan insancıklar oluşturur sistem ama bu oluşumun bir gün gelip başına bela olacağının haberini verir bize Duşan Kovaçeviç Profesyonel oyununda. O, bize herhangi bir öyküyü, her hangi bir durumu sergilemek yerine, belli bir iletiyi sergiler; asal olan insandır ve biri veya birileri bu asal olana sahip çıkmalıdır. Oyun bu sözü söylerken yazar, büyük dönüşümden önceki toplumsal ve politik yaşamı entelektüel yaşam öyküsü içinde kara-komedi türünde ve ironik bir üslupla anlatır.
Oyun, Teodor Teya’nın ofisinde geçer. O, entelektüel bir yazardır. Oyunda sistemin temsilcisidir. Çok eser yazdığına inanmış veya inandırılmıştır. Onun için yaptığı işten (başına oturtulduğu sistemden) önemli hiç bir şey yoktur. Luka Laban (Profesyonel) da sistemin bir parçasıdır. Biz onu şimdinin oyununda emekli polis memuru olarak görürüz. Fakat onun da ötesinde Luka, özündeki insanı kaybetmemek için direnen, insanın ta kendisidir. Teya’yı takip edip, öldürmek için görevlendirilmiştir; Teya, bir düşünce suçlusudur. Ama şimdi hafızasını yitirmişçesine düşünmekten yoksundur. Çünkü onun başına öyle bir iş sarılmıştır ki durup düşünmek gibi bir şansı kalmamıştır. Çarkın bir parçası olmak insana kim olduğunu unutturmaya yetmiştir. Zaten bulunduğu yer ona bir armağandır. Sahip olacağı en yüce şeydir ve manevi değerler önemini yitirir. Geçmişi onun için yoktur. Hiç olmamış gibidir. Çünkü O, geldiği yeri küçük görür ve içinde bulunduğu ortamda bu durum onu kıskıvrak sarar. Şimdinin oyununda, yazdığı kitapları hatırlamaya çalışırken aslında kaybolan benliğinin arayışındadır Teya. Luka Laban, onun hayatını, Onun için yazan bir kurtarıcıdır. Luka’nın eylemi düşünceyi ön plana çıkaran, uyuşturulmuş insana hayır diyen bir tavır sergiler. Teya’nın ofisine gelirken, elinde içi kitap dolu bir çanta, diğer elinde Teya’ya ait eşyalarla dolu bir bavul vardır. Kitaplar, Teya’nın kaybetmiş olduğu hayat felsefesini, bavuldaki eşyalarsa Teya’yı Teya yapan geçmişini simgeler. Luka, Teya’nın geçmişini şimdiye taşıyan fantastik bir kahramandır. Marta, Teya’nın sekreteridir, Ona âşıktır. Sürekli ofise girip çıkan bir kişi olarak dışarısı ile içerisi arasında bağ kurup, dışarıda olup biteni içeri taşır. O, ortamı toparlayıcı ve düzenleyicidir ama insan için geri dönülmez bir düzen kurulmuştur ve olan biteni toparlamanın imkânı yoktur. Bu yüzden Marta, oyunun sonunda Teya’yı terk eder.
Girne Belediyesi Tiyatro Stüdyosu’nun sahneye koyduğu ‘Prfesyonel’ oyununu, Girne Belediyesi Kültür Merkezinde izledim. Kültür Binası olarak şekillendirilen, Girne terminal binasının terası olanakları çerçevesinde şekillendirilerek, sıcak samimi bir ortam yaratıldı. Genel olarak bir tiyatronun; sahne, seyirci koltukları, ışık odası, perde, kulis gibi gereksinimlerin elverişliği yanında aynı çatı altında oyun sonrası sıcak çayımızı yudumlayıp, sohbet edebileceğimiz bir de kâffe oluşturulmuş. Fakat bir tiyatro olarak binadaki bazı aksaklıklar da göze çarpmaktaydı. Örneğin; kostüm ve makyaj odalarının kulisten uzak oluşu, kulis arkasında oyuncuların kolaylıkla ulaşabilecekleri bir lavabonun bulunmayışı, bir tehlike anında, örneğin yangın gibi… Bir kaçış merdiveninin ya da yangın söndürme önlemlerinin alınmamış olması. Perde önünün büyüleyici duruşu yanında perde gerisinin de büyük önemi vardır. Bir oyuncunun kostümüyle seyirciler arasından geçerek kulise gitmesi uygun değildir. Siz insanlara düşünce satıyorsunuz, hayal satıyorsunuz… Bir oyuncu, sahneye çıktığı andan itibaren seyirci için artık bir kahramandır. Ben kahramanımı kostümleri ile gerçek hayattın içinde görüp hayal kırıklığı yaşamak istemem. Bu noktada Muhsin Ertuğrul’un bir anısını paylaşmak isterim. Muhsin Ertuğrul her oyun sonrasında tüm seyirciler salondan çıkıp gidene dek oyuncuların dışarıya çıkmasını yasaklar, son seyircinin trene binip uzaklaşmasını görene kadar kendini gizleyip takip edermiş. Bir gün bir oyuncu erken davranmış ve tam tiyatrodan çıkıyorken, Muhsin Ertuğrul Onu durdurmuş. Oyuncu, salonda kimsenin kalmadığını söyleyerek, bu duruma anlam verememiş. Muhsin Ertuğrul, trene binmek üzere olan son seyirciyi de işaret ederek; az önce O, bir kahramanla tanıştı… Hala onu hayal edip onun gibi düşünmeye devam ediyor. Az sonra buradan gidecek ve belki de günlerce Onu hayal edecek… Onun gördüğü senin gibi biriydi ama sen değildi… Bu hayali bozmak haksızlık olur… Genel bir kültür binası düşüncesi ile düzenlenen yapının sadece tiyatroya hizmet etmeyeceği kendini bu düşünceden belli etmekteydi. Bu beni düşündürdü ve üzdü. Tiyatro sanatı yine kendini çalıntı zamanlarda var etmeye çalışacaktı. Üzün geceler boyu çalışmalarda veya diğer kültürel faaliyetlerden arda kalan zamanlarda.
Profesyonel oyununun yönetmeni Derman Atik tiyatroda birçok işi omuzlarında taşıyan bir yönetmen… Oyunun aynı zamanda başrol oyuncusu… Ekibi ile birlikte takdir edilecek bir gönüllülükle ellerinden geleni yaparak yeni sezonu (2009-2010) yeni bir salonda iyi bir oyunla açtılar. Her oyun seyircisi için yazılır, seyircisi için sahnelenir. Oyunun derdini anlatabilmemiz için metni iyi anlamamız ve iyi bir reji ile sahnelememiz gerekir. Bu da iyi bir dramaturjik çalışma ile mümkündür. Oyun metnini okuduğum zaman ki bu çeviriden de kaynaklanabilir, metinde diyalogdan çok öykülemenin olduğu göze çarpmaktaydı. Oyunun çatışması yok denecek kadar azdı. Anti kahraman Teodor Teya Kray, zaman zaman bir meddah duruşu sergilemekteydi. Oyun metninde parantez içi kullanmayan yazar, oyunun içinde kullandığı bazı cümlelerle de parantez içi kullanımına eleştirel bir bakış açısı ile yaklaşmış; şu anın oyununu kasete çekip bir tiyatro oyunu olarak nitelemiş, parantez içlerini de eklersen tamam… Sözleri ile bunu betimlemiş. Oysaki bir tiyatro metninde parantez içleri çok önemlidir. İyi bir parantez içi oyunu iyi anlamamıza onu iyi yorumlamamıza yardımcı olur.
Profesyonel oyunu savunduğu fikri mizahi yanıyla tartışmaya açan bir oyun. Luka Laban; fantastik bir kahraman, Teya Kray; oyunun anti kahramandır. Marta ve kaçık adam kendilerini var edebilmek için sistemin bir parçası olan Teya’ya tutunmaya çalışan ortalama halkı temsil eder. Onların trajik komikliği düşünceyi devreye geçirirken, Luka Laban, düşünceyi sorgulamamıza neden olur.
Perde açıldığında sahnedeki mekânın derinliği ürkütücüydü. Mekânın neden bu kadar geniş tutulduğu sorusu akılları tırmalarken, Teya, daktilosunun başında yeni bir roman yazmaktadır, dışarıda şimşek çakar ve odanın içi aydınlanır. Tam vakit gece… Burası bir evin çalışma odası olmalı diye düşünürken, içeri Marta girer. O zaman anlarız ki burası Teya’nın ofisi. Oyunun geçtiği zamanı ve ekonomik durumu düşündüğümüzde mekan fazlasıyla zengin düzenlenmişti. Bundan sonraki olaylarda bir ofisin gereklilikleri içinde ilerler fakat kişiler mekan içinde gösterdikleri eylemleri ve sözleri ile inandırıcı durmazlar. Oysaki Teya’nın ofisinde izlediğimiz her şey çalışırken uyuyakalması ile bize Onun rüyasında olup bitenler olarak izletilseydi eylemler, Luka’nın elinde getirdiği valiz ve içinden çıkanlar, anlattığı öykü daha inandırıcı olurdu. Teya’nın bavuldan çıkanları bir çocuk saflığı ile karşılaması ve onları başına, boynuna takarak oyun boyunca taşıması, oyun başında izlediğimiz katı, otoriter tavrına bir karşıtlık ve ilginçlik katarken, karakterin değişim ve dönüşümünü de inandırıcı yapardı. Teya ile Luka’nın, Marta’nın getirdiği çayları içmelerinden hemen sonra içki içmeye başlamaları ve bir insanı sarhoş edecek kadar içtikten sonra bile hala ayık kalmaları inandırıcı değildi. Belli ki Teya, Marta’ya çay getirmesini söylerken Onu ortamdan uzaklaştırmak için uydurduğu bir istekti. Ama Marta tekrar ofise girmek zorundaydı ve bahanesi çay getirmekti. Çok kısa bir zaman aralığında mademki içkiler içilecekti, çaylar gelmiş olmasına karşın içilmeye bilinirdi. Kaçık adam ile ilgili bilgi zaten Marta tarafından içeriye taşınmaktaydı. Luka, Onunla ilgili hikâyeyi O, ofise girmese de anlatabilirdi. Marta’nın dışarıdan, kapının üstündeki camdan ofisi gözetlemesinin hiçbir mizahi yanı olmadığı gibi sahne üzerine olan ilgiyi dağıtıcı bir etkisi oldu. Ofis görünümünde olan sahne oyun yeri olarak ikiye bölünmüştü; yarısında ofis masası ve yarım ay şeklinde ofisi çevreleyen geniş kütüphane. Yarısında da önce büyük bir boşluk sonra da Teya’nın bavulundan çıkan aksesuarların sergilendiği zaman zaman karakterlerin yere oturarak içtiği sohbet ettiği bir düzenleme oluşturulmuş. Sol duvardaki geniş pencere sokağa açılmakta ve çakan şimşeğin ışığını içeri sızdırmaktaydı. Oyundaki zaman gündüz iş saatini göstermekteydi fakat penceredeki karanlık vakti gece olarak algılamamıza neden oldu. Çakan şimşeğin etkisini biz oyun boyunca sadece üç kez hissettik… Bu durumu daha işlevsel yapabilir; Oyun boyunca yağmur ve şimşek sesini, karakterlerin eylem ve duygularına göre kullanabilirdik. Oyunda ışığın bir dili yokken bu gerçeklik içinde Teya’nın annesinin mektubunu spot ışık altında okuması da bir etki yaratmadı. Çünkü Teya Kray da bu mektuptan etkilendiğini bize gösteremedi. Dışarıdan gelen müzik sesleri ile Teya’nın doğum gününü kutlayan arkadaşlarının olduğunu haber alırken Teya’nın bu durum karşısındaki tavrını öğrendik. Fakat içki bardaklarını eline alıp doğum gününü Luka ile kutlaması inandırıcı durmadığı gibi şu anın oyununda bu durumun hiçbir işlevselliği olmadığı.
Cenk Gürçağ, özelikle oyunun başında ve zaman zaman teknik bir oyunculuk sergilerken, jest ve mimiklerini kullanmakta başarılıydı. Derman Atik, içselleştirerek oynadığı rolünde seyirciyi etkisi altına alan bir performans gösterdi. Fakat karakterin bazı tutarsızlıkları rahatsız ediciydi; Luka Laba’nın bel fıtığının olması ve bu nedenle oturmak için rahat bir koltuk isterken ofis sandalyesine oturması. Bu normal olandı… Fakat daha sonra Luka Laba’nın gereğinden uzun bir süre yerde oturarak Teya ile içki içip dertleşmesi ve yere oturup kalkarken bu rahatsızlığın unutulması… Polislikten kalan bir alışkanlık diyerek pardösüsünü çıkarmak istemeyen Luka Laba’nın hemen sonra kendi isteği ile pardösüsünü çıkarması ve emekli bir polisin halen belinde silahını taşıması. Genelde duran olan oyunun enerjisi kalabalık sahnelerde yükselirken genel olarak oyun kişilerinin içine düştüğü sosyoloik, ekonomik ve siyasi öyküleri oyunu izletmekteydi.
Globalleşen Dünyada asıl olanın insan olduğunu hatırlamak, insanın vardırılmak istendiği noktayı izlemek ve yaşadığımız hayatı bir kez daha sorgulamak adına size Profesyonel oyununu izlemenizi öneririm.