Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Mart '17

 
Kategori
Deneme
 

"Düşünce ruhun kendi kendine konuşmasıdır."

"Düşünce ruhun kendi kendine konuşmasıdır."
 

Kendi kendiyle konuşmadan, sesi dırekt dışarı vermiş ablam!


Düşünce ruhun kendi kendine konuşmasıdır, sözü; Antik klasik matematikçi filozoflardan, Socrates'in öğrencisi Platon'a aittir. Bugün Sokrates hakkında bildiklerimizin çoğunu Platon'un eserlerinden öğrendik. Batı dünyasının ilk yüksek öğretim kurumu (üniversitesi) sayılan Atina Akademisi'ni kuran bu büyük adam, ne kadar haklı değil mi söylediğinde? Aksini iddia etmek mümkün mü?

Tüm davranışlarımız gibi, düşünmeyi de ruhumuzda başlatırız. Diğer hareketlerimizden farklı olarak, fikir üretme etkinliklerimizin yalnız ve sadece dilediğimiz kadarını dışımıza yansıtırız.

Otokontrol mekanizmamız, dış baskıların olası etkileri, ayıplanma, dışlanma korkularımız, yalanlanma, yok sayılma, görmezden gelinme türü can sıkıcı tavırlar; kişisel/ toplumsal itibarımızın zarar görme, saygınlığımızın zedelenme ihtimali; düşündüklerimizin uygun gördüğümüz kadarını seslendirmemize yol açar. Üstelik, en medeni cesaretlilerimiz de dahil, herkes farklı oranlarda da olsa etkilenir; istem dışı faktörlerden. Etkilenmiyorum, diyen, yalan söyler. O da bizden değildir zaten. 

Ruhunu gözlemeyi, iç sesini dinlemeyi alışkanlık haline getirenler; her an kendilerini düşünce zincirleri arasında bulabilir.

Önce iç sayıklamalar... Sonra belirgin kavramların öne çıkması... Bazen hızlı bir toparlanma veya tümden dağılış hali... Tüm bunları, bazen bile istiye, tadını çıkara çıkara, acısını çeke çeke yaparız. Bazen de bilinçaltımızda, beynimizin arka bölümünde, farkına bile varmadan oluştururuz düşüncelerimizi. Kimi vakit, sırf bu yüzden, sanki onlar başkalarınınmış gibi, yabancılaşıveririz özümüzden gelenlere. Değişik bir ayıklanma biçimidir bu. Ara sıra en gerçek, en doğru şeyleri bilsek de, reddederiz; işimize gelmediği, olan biteni bizden başkaları bilemediği, öğrenemediği için. 

Dövüşürüz kendimizle. Barışırız ardından. Küseriz aleme. Meydan okuruz ellere. Kin tutar, plan yapar, tuzak kurarız; bir bizim bildiğimiz kötülüklerimizi, bizim istediğimiz Adem'lere uygularız teoride. Ve sevdiğimiz, taptığımız, aşık olduğumuz Havva'larımız vardır örneğin. Sadece ruhumuzun bildiği. Yalnızca içimizde kalan milyonlarca manyaklığın, sadizmin, mazoşizmin sahipleriyiz; kolayca kabullenmesek de. Evrenler kurar, evrenler yıkarız. Gökyüzünü işgal eder, yeryüzünü istila ederiz hayalimizde. Çoğu kereler, yerküreyi değiştiriveririz bi başımıza! Üstelik, kimselere ihtiyaç duymadan!

Ve bu içsel sohbetler, bu kendi kendimizle dertleşmeler, her gün yeniden kurar ve korur dengelerimizi. Hem bizim, hem dünyanın. Yoksa salise ayakta kalamazdı yeryüzü. Kalbimizde gizlediğimiz fenalıkların, trilyarda biri ortaya çıksaydı eğer; 3.Dünya Savaşı yaya kalırdı yanlarında.

Öyleyse bırakalım içimizde kalsın kötülüklerimiz. Zinhar ortalığa dökülemesinler. Görünen aysbergleriyle bile başa çıkamazken insanlık... Bunca zavallılığımızla nasıl başa çıkabilirdik ki?

Haksızsam söyleyin. Ya da en iyisi, hep birlikte susalım...

 

Not 1: Yazıda kullanılan görsel internetten alınmıştır.

Not 2: İlk paragraftaki bilgiler, büyük oranda Vikipedi'den derlenmiştir.

 
Toplam blog
: 1349
: 1777
Kayıt tarihi
: 30.01.11
 
 

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler veTanıtım, A.Ö.F. Adalet Yüksek Meslek ..