​ Okumadan düşünmek / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Mart '17

 
Kategori
Deneme
 

Okumadan düşünmek

Okumadan düşünmek
 

Binlerce yıllık insanlık serüvenimizin, asırlardır süren insan olma çabamızın dört temel direği vardır: Okumak-düşünmek-yazmak-konuşmak... Ve bu dörtlü içinde en önemlisi, bu dörtgenin en değerli yanı, okumaktır kanımca. Çünkü okumak, bizi, dışımızda dönen dünyadan haberdar eder. Yalnızca yazıyı bulmanın hiçbir önemi kalmazdı; okumayı öğrenemeseydik...

Şöyle bir düşünelim isterseniz... Hayatı boyunca hiç kitap okumamış, ya da eline, fikrine kayda değer sayıda sayfa değmemiş biri ne yapar? Yanıt bana göre bir tane: Dolap beygiri gibi kendi düşünceleri etrafında döner durur zavallım... Üstelik, neyi neden, neye dayanarak aklına getirdiğini de tam olarak bilemeden, anlayamadan...

İster sıradan bir konuyu, ister derinlemesine uzmanlık gerektiren bir meseleyi tartışalım aramızda... Her tartışmada olduğu gibi, konu bilgiye, yeterli düzeyde araştırmaya gelip dayandığında, fark ederiz ki; çoğumuz mesele hakkında yeterince okumamış. Hatta o konuda, üç-beş belgeyi, bir-iki gazete haberini gözden geçirmeyi bile akıl etmemiş... Üşenmiş belki... Ya da gereksiz saymış bu ayrıntıyı... Ama çekinmeden konuşmaya devam ediyor!.. Karşısındakini de kendisi gibi sayarak/sanarak!..

En büyük toplumsal zaaaflarımızdan biridir bu. Okumadan bilgi sahibi olunabileceğini sanmak!.. Sadece kulaktan dolma bilgiye dayalı bir laf kalabalığının, fikir kirliliğinin, duygu eksikliğinin muhataplarımızca farkedilmemesini umarız; çaresizce.

Oysa, bir kitabı okumak, eloğlunun ömrü boyunca öğrendiklerini, birkaç saat içinde bilgi dağarcığımıza katar. Okuyan insan, daha güvenli olur. Hangi nedenle öyle düşündüğünü/davrandığını kolayca ifade eder. Ve bilir ki, merak etmek, giderir tüm eksiklerimizi... Araştırmak, bilinmezler üzerine düşünürken en büyük yardımcılarımızdır. Düşündükçe, farkına varırız. Fark ettikçe, daha rahat yazıp, daha doğru anlatırız dünyayı.

Çevremize baktıkça görürüz ki, etrafımız, okumadan düşünen, düşünmeden konuşan, anlamadan okuyan, o anlamadıklarını da, binbir yalan ve dolanla, yanlış ya da eksik sözcükle dile getirmeye çalışanlarla dolu. Kendi noksanlıklarını algılayamadan, başkalarını suçlarlar; arsızca.

Doğaldır bu. Okumayan insan, dünyadan bihaber olur. O cehalet içinde, en doğruyu kendisinin düşündüğünü zanneder!

Sonsuz bir yeryüzü bunalımıdır bu. Kitaplara yabancı, bilgiye düşman, doğruya duyarsız, vicdanı körleşmiş Ademoğlu; okumak dışında her şeyi yapsa da,  bitiremez yaşadığı çaresizlikleri... Çünkü o, okumadan düşünülemeyeceğini öğrenemedi hala... Yaradanın ilk emrinin: "Oku!" olduğunu bile bile...

Not: Yazıda kullanılan görsel internetten alınmıştır.

 
Toplam blog
: 1349
: 1777
Kayıt tarihi
: 30.01.11
 
 

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler veTanıtım, A.Ö.F. Adalet Yüksek Meslek ..