- Kategori
- Sinema
"Elizabethtown": Aşk, gidebildiğin yollar kadarsın

Drew Baylor spor ayakkabıları üreten büyük bir şirkette ayakkabı tasarımcısı olarak görev yapmaktadır. Patronuyla arası çok iyidir. Şirketin yükselen yıldızı olarak tanınmaktadır. Ancak son yaptığı spor ayakkabı tasarımındaki hatası nedeniyle kampanya fiyaskoyla sonuçlanır. Şirketini 972 milyon dolar zarara uğrattığı için de işinden kovulur.
Sanki bütün bunlar yetmezmiş gibi özel hayatında da işler kötüye gider. Annesinden gelen telefonla, babasının öldüğü haberini alır. Babasının cenazesini alıp getirmek için bir an önce uçağa atlayıp Kentucky eyaletindeki Elizabethtown'a hareket etmesi gerekmektedir. Hayatta olduğu sırada hiç geçinemediği ve anlaşamadığı babasının cenazesini alma görevi ona düşmüştür.
Uçak yolculuğu sırasında Claire adlı hostesle tanışır. Hayata daima pozitif açıdan bakan bir kadın olan Claire, Drew'in hayatının akışını değiştirecektir.
Kentucky'e ulaşan Drew orada babasının hayatı ve aile kökenleri üzerine o güne kadar duymadığı çok sayıda detay öğrenir.
Claire'in de yardımıyla kendi kaderiyle ilgili birtakım olasılıkları keşfetmeye başlar.
Sık sık aforizma tadında düşünceler gelir aklıma. Geçen yıl yazdığım bir söz şöyle:
Yalnızlık aşka sormuş: "Neden senin yolun bu denli uzun ve zor?"
Aşk gülümsemiş ve demiş ki:
"Benim yolum uzun değil, gidebildiğin kadar...
Benim yolum zor değil, yapabildiğin kadar..."
İşte "Elizabethtown" da biraz böyle... Drew'in hem kendi içinde, hem sevdiğine hem de aşka dair yolculuğu, üç şeritli bir otobana dönüyor ve seyirciyi sürükleyip götürüyor.
"Şöhrete Bir Adım" (Almost Famous) ile büyük beğenimizi kazanan Cameron Crowe, Vanilla Sky gibi şimdiden bir kült adayı ile gönüllerimizi çelmiştir.
Hayatın, mutluluğun ve aşkın gerçek anahtarının ne olduğu konusunu işleyen, komedi ve dramın içiçe geçtiği "Elizabethtown"da, bir cenaze töreni sırasında gelişen beklenmedik bir romantizim öyküsü ortaya çıkıyor.
Hayat ve ölüm gibi konuları kimi zaman sürprizlerle, kimi zaman samimiyetle işleyen ve yaşamanın güzelliğini doğrulayan film, hayatı aniden beklenmedik yönlere kayan genç bir erkek ile çevresindeki dünyaya bakışını renklendirmesi için ona yardımcı olmaya çabalayan bir kadının öyküsü.
İlişkiler ve insanın kendine dair yolculuğunu bir senfoniye döndüğü bu filmde, adım adım uyanışı da görüyoruz.
Öyle ki filmin bir yerinde Drew şöyle bir şey söylüyor: "Yaşamımın çoğunu uyuyarak geçirmişim..."
Film boyunca Drew'in gittiği yollar, aslında bir simgeden başka bir şey değil. Körlüğünü iyileştiren ise dostluklar ve aşkın güneşi...
Bir müzik âşığı olan yönetmen, tıpkı Vanilla Sky'ın setindeki gibi bu sette de bol bol müzik çalmış. En etkileyici gelişmelerin, onları en az beklediğimiz anda vurgulayan müzikleri de cabası.
Senaryosunu da Crowe'un yazdığı filmin yapımcılığını Tom Cruise, Paula Wagner ve Cameron Crowe gerçekleştirirken, görüntü yönetmenliğini John Toll; kostüm tasarımlarını Nancy Steiner; prodüksiyon tasarımlarını Clay A. Griffith; kurgusunu David Moritz hayata geçirmiş. Müziklerini Nancy Wilson hazırlamış.
"Elizabethtown" da Orlando Bloom ile Kirsten Dunst uyumlu bir ikili olurken, her zamanki gibi Susan Sarandon filmin finalindeki "nefis konuşmasıyla" adeta döktürmüş...
"Elizabethtown", aslında tam bir "yol" filmi... Her gerçek hem de mecaz anlamıyla...
Çünkü aşk bir yol, gidebildiğiniz kadar uzun, yapabildiğiniz kadar görkemli...