"Haydi Gel Bizimle Ol" / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

sufi-su /Emel Yeşilkayalı

http://blog.milliyet.com.tr/sufi-su

14 Mayıs '09

 
Kategori
Güncel
 

"Haydi Gel Bizimle Ol"

"Haydi Gel Bizimle Ol"
 

Haydi Gel Bizimle Ol ve Hepsi Bir Arada


Uzun zamandır bir televizyon programını, baştan sona izlediğim hemen hemen hiç olmuyor. Çoğunlukla elimde kumanda, kanaldan kanala dolaşıp en ilgimi çeken programı bile beş on dakika kadar izleyebiliyorum. Anlamsız geliyor başkalarına ait hayatları izlemek. Haberler derseniz, gazetelerde televizyonlara göre daha geniş kapsamlı ve köşe yazarlarının yorumları ile birlikte zaten var.

Bugün gene, sadece zaman geçirmek için o kanaldan bu kanala dolaşmak niyeti ile kumandayı elime aldım. Epeydir "zapping" yaparken bile denk gelmediğim "Haydi Gel Bizimle Ol" programına rastladım. Her ne kadar programın hepsini izleyemesem bile, izleme sürem şaşılacak derecede uzun sürdü. Bunun ilk nedeni, bir tanıdığımın geçen hafta, İzmir'in yerel televizyon kanalı "Ege"de benzeri bir program yapmaya başlamasıydı. Bizimkiler üç kişi. Birisi eski ama hala formunda olan ve aynı kanalda moda programı da sunan eski bir manken, diğeri genç ve yakışıklı bir işadamı, sonuncusu -ki benim tanıdığım kişidir kendisi- başarılı bir kadın yönetici. Bizimkilerin bu programı yapmaya başladığını, tesadüfen öğrendim. Yine "zapping" yaparken tesadüfen tekrarına denk geldim. Tanıdığım kişiye, programı izledim deyip, önerilerde bulunabilmek için bir kısmını izledim. İşte yine aynı nedenle, yani onlara önerilerde bulunabilmek amacıyla "Haydi Gel Bizimle Ol" programına da denk gelince, beş on dakikadan fazla dayanabilip izlemek istedim.

Rastladığımda program yeni başlamış olmalıydı. Çünkü henüz konuk almamışlardı ve Çiğdem Anad haftanın tartışma yaratan gündem maddelerinden konular açıyor, hep birlikte konularla ilgili kısa kısa yorumlarda bulunuyorlardı. Aysun Kayacı, her zamanki gibi nadiren konuşuyor, konuştuğunda ise ne anlama geldiği belli olmayan bir laf ediyordu. Müjde Ar, dobra dobra, tane tane, akıllı, ayakları yere basan, insandan, ülke gerçeklerinden haberdar olduğunu her haliyle belli eden, espirili ve dinlenir laflar ediyordu. Pınar Kür ise, geçenlerde bir blog yazarımızın yorumlara cevap verirken yazdığı gibi, ne yazık ki edebiyatla, sanatla uğraşmanın çoğu zaman ekonomik kaygıları olmayan burjuvaların işi olduğu görüşünü desteklercesine laflar ediyordu. Yani ayakları yere basmayan, ülke ve bizim insanımız gerçeklerinden çok uzak, daha da önemlisi kendisi gibi düşünmeyenleri küçük gören, tavırlarıyla aşağılayan bir ifade ile yapıyordu bunları. Beni en rahatsız eden şey de, herkesin lafının içinde olması, diğeri konuşurken kendi sesini duyurmak için sürekli bir mücadele içinde olması, karşısındakini bastırmaya çalışması ve böylece sürekli herkes aynı anda konuşuyor gibi sesler yükselmesiydi. Henüz konuk davet edilmemiş olan bu bölüm çok uzun sürmedi. Artık başka kanala çevirsem diye düşündüğüm anda iş kadını Ümit Boyner konuk olarak davet edildi. İşte benim gerçek ilgim de bu noktada başladı.

Efenim malumunuz olduğu üzere, aile, çocuk, sosyal yardımlar ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ilgi alanlarım içerisinde. Ümit Boyner de daha çok, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ile işbirliği içerisinde gerçekleştirdikleri bir projeyi anlatabilmek için programa katılmış. Bu proje, kurum yurtlarında barınan 18-24 yaş arası genç kızlara meslek edindirip iş sahibi yapmaya yönelik bir proje. Ama projeyi anlatma konusunda yeterince başarılı olamadı. Çünkü, Pınar Kür sürekli bu kurumdaki kimsesiz çocukların 18 yaşına gelince nasıl kapı önüne konuldukları üzerine dikkat çekmeye çalıştı. Boyner, durumun böyle olmadığı, kapı önüne konulmadıklarını, iş sahibi yapıldıklarını, 24 yaşına kadar da barındırıldıklarını, üstelik projeyi kurumun desteklediğini anlatmaya çalıştıysa da pek üzerinde durulmadı.

Efenim gerçekler şunlardır: Bir kere, kurum yurtlarında barınan hemen hemen hiç bir çocuk kimsesiz değildir. Çünkü kimsesiz olanlar zaten evlat edindirilir. Dolayısıyla çoğunun ebeveynlerinden en az birisi hayattadır. Diyelimki, ebeveyni yok (vardır ya) ya da ebeveyni ona sahip çıkmıyor yanına gidebileceği kimsesi yok. Bu durumda çoğu zaman kız ya da erkek olsun, korunma kararları uzatılır ve yurtta kalmaya devam ederler. Hele yüksek öğrenimini sürdürüyorsa zaten 24 yaşına kadar yurtta kalma hakkına sahiptir. Özellikle kız çocuklarında yaşı 30 olduğu halde yurtta kalan kızlar biliyorum. Bunun nedeni, zihinsel kapasitesinin yetersiz olması ve ona uygun bir işe yerleştirilinceye kadar kurumda korunmaya devam edilmesidir.

Diğer bir gerçek de: Eski bakanlardan İmren Aykut zamanında korunmaya muhtaç çocukların işe yerleştirilmesine yönelik bir yasa çıkarılmış olmasıdır. Bu yasa, 3413 sayılı yasa olup Korunmaya Muhtaç Çocukların İşe Yerleştirilmesi Yasasıdır. Yani, bugünün koşullarında ilköğretim mezunu olan her korunmaya muhtaç çocuk, kamu kurumlarında kendilerine ayrılan kontenjan kapsamında yine sadece kendi aralarında yarıştıkları sınavlarla işe yerleştirilirler. Çoğu zaman açılan kontenjanlar dolmaz. Başvuran hemen her kişi işe yerleştirilir. Bugün İmren Aykut dahil olmak üzere, bu işin içinde olan herkes bu yasanın kapsamının sınırlandırılması gerektiği düşüncesindedir. Çünkü, çocuklar böyle bir yasadan haberdar olarak kurum yurtlarında yetişirler. İş kaygıları yoktur. Çoğu zaman hayatta bir hedefleri yoktur. Zaten travmatik olan geçmişleri, kurumlarda her şeyin kendilerine hazır sunulması, üstelik işlerinin hazır olması, onları iyice boşluğa iter. Bu yasa öyle suistimallere yol açar ki, bazen bu yasadan haberdar olan uyanıklar, 17 yaşına kadar baktığı, büyüttüğü çocuklarına artık bakamayacaklarını belirterek, buna inandırıcı ve acıklı bir hayat hikayesi de uydurup, çocukları işe yerleştirilsin diye kuruma başvururlar. İşte bu nedenlerle, bugün bu yasanın kaldırılması değil ama gerçek ihtiyaç sahiplerinin yararlandırılması için sınırlandırılması tartışılmaya başlamıştır. Ama tepkilerden çekinildiği için henüz girişimde bulunulmamıştır. Bu konuyla ilgili anlatabileceğim çok gerçek olay var. Ancak belki yorumlara cevap yazarken ya da başka bir yazının konusu olarak sizlerle daha sonra paylaşmayı ümit ediyorum.

Efenim gördüğünüz gibi, yazımın başlığı "Haydi Gel Bizimle Ol" olsa da asıl başka konulara dikkatinizi çekmek istemekteyim. Bu nedenle başlık aslında, "Haydi Gel Bizimle Ol" ve Hepsi Bir arada idi. Ancaak, her zamanki gibi benim teknik konulardaki beceriksizliğim nedeni ile, başlığın devamını bir türlü Blog Gir kısmına oturtamadım. Mazur görünüz ve sevgiyle, sağlıcakla kalınız efenim...

 
Toplam blog
: 76
: 1567
Kayıt tarihi
: 28.03.09
 
 

Merhaba, ben sufi-su. Sosyal hizmet uzmanıyım. Yıllarca korunmaya muhtaç çocuk çocuklar, koruyucu..