- Kategori
- Güncel
"İki dilli hayat" komedisi

Sur ilcesindeki iki dilli variller
Geçen hafta "Kürt meselesi" çerçevesinde BDP ile Demokratik Toplum Kongresi'nin İki dilin resmi alanda kullanılması, iki meclis, iki bayrak, demokratik özerklik ve kendi güvenlik birimlerini oluşturacak özsavunma gücü talepleri gibi konularını seslendirmesi Türkiye'nin gündemine oturdu ve çokça tartışıldı.
Ardından özellikle "iki dillilik"le ilgili uygulamalar BDP'li belediyelerde hayata geçirildi. Belediyelerdeki çeşitli birimlere iki dilli tabelalar asıldı. Verilen çeşitli demeçlerde "Kürtçe'nin kamu kurumlarında da kullanılması için iki dilli hayatı esas alacağız." gibisinden açıklamalar yapıldı. Dahasında da bir haber vardı: Çift dilli belediyecilik, Diyarbakır'ın Sur ilçesinde 4 yıldır uygulanıyor. Köy ve ilçe tabelaları, çöp kutuları Kürtçe; belediye Kürtçe nikah da kıyıyor.
Ne yalan söyleyeyim özellikle "Kürt ve Alevi" meselelerinde dile getirilenlerle Türkiye'nin enerjinin boşa tüketildiğini düşünüyorum. Ülkemizin onca meselesinin yanında "etnik" tabanlı bu "sivri" çıkışların ülkemize pek de yarar getireceğini sanmıyorum. Elbette hak ve özgürlüklerde iyileştirmeler yapılmalı yapılmalı da güzel ülkemin hassas coğrafyasındaki hassasiyetleri hesaba katılmalı.
Kürtçüler (BDP, PKK, KCK, DTK) ve Aleviler Varlık sebeplerini sanki bu hassasiyetleri kaşımaya bağlamışlar gibi geliyor bana. Hele hele BDP ve türevlerinin dile getirdiği son ifadelerin İmralı'nın "bastırma"sı olduğu ne kadar açık. Mantık belli: "Ne koparırsanız kârdır." Seçime kadar da bu çıkışların devam edeceği ortada.
[ Dipnot-1: Eline çakı bile almamış bir başbakanını (Menderes) 27 Mayıs Darbesi'nden sonra İmralı'da güpegündüz asan Türkiye Cumhuriyeti, ayrı yerde 40 bin ölüme sebep olan birini (Abdullah Öcalan'ı) 1999'dan beri "besliyor." Ne garip değil mi? ]
İki Dilli Yemek Listeleri
Bölgeden verilen haberlerde lokantalar gösteriliyor ve ellerinde iki dilli yemek listeleri olan şefler, garsonlar açıklamalar yapıyorlar. Komedi tam da burada başlıyor. Düşünsenize Allahaşkına - meselâ - Van'ın Çaldıran ilçesinin bir köyünden kalkıp şehre gelen yaşlı bir karı koca bir lokantaya gidecek. Hikâye şöyle gelişecek muhtemelen:
- Hele şu yemek listesini getirsene "yegenim."
Garson listeyi hemen verir.
Listeyi alan "koca" listeye bir göz atar. Baktığında görür ki "iki dilli" bir yemek listesi. "Koca" ilkokula gidemediği için yemeklerin Türkçe isimlerini okuyamaz. Gözü diğer dile kayar kayar da ne hikmettir onu da sökemez. Ter alnında boncuk boncuktur. Bakar ki olacak gibi değil döner garsona:
-"Yegenim" sen hele bize önce iki çorba getir, ardından da 6 tane acılı lahmacun attır fırına.
Son söz: Espri bir yana demek istediğim şu: Bir dili günlük kelimeleriyle konuşmak ayrı o dilin yazıya dökülmüş hâlini okumak ayrı. Tabelalarda, çöp tenekelerinde, yemek listelerinde... başlatılan iki dilliğinin pratikte hiçbir anlamı yoktur ve en basitinden kasıtlı bir gayretkeşliktir.