​ Yumurtalı eylemlerde son gelişme / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Aralık '10

 
Kategori
Güncel
 

Yumurtalı eylemlerde son gelişme

Yumurtalı eylemlerde son gelişme
 

Giriş

Üniversiteyi Bursa'da okudum 70'li yıllarda. İki Orhangazili arkadaşla dükkândan bozma küçücük bir odada kalıyorduk. Köşelere atılan üç karyola dışında ortada bir "ördek soba" vardı odada. Kontraplakla ayrılan bir kısmın arkasında ise solda bir tahta masa (mutfak dolabımız) sağda da bir tuvalet. Korku ve anarşi günleriydi. Şimdi düşünüyorum da ne kadar savunmasızmışız. Yoldan geçen eli silahlı birkaç kişi pencereleri demir çerçeveli yola bakan odamızı tarasaydı pisi pisine ölmekten öte hiçbir şey yapamazdık. Üstelik milliyetçi muhafazakâr bir çizgide de olsak "eylem"le işimiz yoktu. 4 yıl boyunca birkaç kere "afiş" asmıştık o da emniyet izniyle.

O yıllarda en çok yediğimiz yumurta, zeytin, kuru fasulye, içtiğimiz tarhana çorbası idi. Diğer iki arkadaşım Orhangazili olduğu için hafta sonu gittikleri köylerinden getirirlerdi bu yiyecek maddelerini. Hem de en safından, en tâzesinden. Annemden öğrendiğim yumurta tatlısını da ben öğretmiştim arkadaşlara.

Son Yumurtalı Protesto

Üniversiteli öğrenciler durumları protesto için bu sefer (28 Aralık 2010, İstanbul Üniversitesi) farklı bir yolu seçmişler: Bir meydanda toplanan gençler (Eğitim-Sen desteğiyle) açtıkları pankartlarla isteklerini ifade ederken birkaç genç de piknik tüpün üzerine bir tava koymuşlar yumurta kızartıyorlar. Sonra da ellerindeki ekmeklerle yumartalara zevkle banıyorlar. (Acaba yumurtanın sarısını dağıtmadan kızartabildiler mi yumurtaları, diyesim geliyor.) Güzel ve şiddet ihtiva etmeyen bir eylem. Ayrıca yumurtanın protein değeri düşünüldüğünde eylem açısından da doyurucu (!)

Protestocu Öğrencilerin İsteği Ne?

İşte tam u noktada dananın kuyruğu kopuyor. Çünkü Fen - Edebiyat ve İlâhiyat Fakülteleri'nde okuyan bu öğrenciler Danıştay'ın iptal etmesiyle ellerinden alınan formasyonu (öğretmenlik hakkı, diyebiliriz basitçe) geri istiyorlar. Yani istiyorlar ki Eğitim Fakülteleri'nden mezun olanlar gibi onlar da öğretmenlik hakkını kazansınlar. Bilenler bilir Fen - Edebiyat ve İlâhiyat Fakültesi gibi kurumlarda akademisyen yetiştirilir. Öğretmen mezun eden asıl kurumlar Eğitim Fakülteleri'dir. Geçmişte Eğitim Fakülteleri'nin öğretmen ihtiyacını karşılayamayışından Fen-Edebiyat ve İlâhiyat mezunları da formasyon alarak öğretmen olabiliyordu. Ama değişen sistem içinde EF'lerin de artmasıyla öğretmen istihdamı (KPSS ile) EF'lerden karşılanıyor. Hatta atanamayan ve sözleşmeli olarak eğitim kurumlarına alınan EF mezunlarının sayısı düşünüldüğünde EF dışındaki fakültelerden (formasyon almak kaydıyla) mezun olan öğrencileri atamak mümkün değildir.

Meselenin bir diğer yanı da şu: ÖSYS sonucu EF'lere giren öğrencilerle Fen - Edebiyat ve İlâhiyat Fakülteleri'ni kazanan öğrencilerin arasında (ek puan dışında) 20-30'lara varan puan farkı var. Açıkçası şu: Eğitim Fakültesi'ni kazanamayan bir öğrenci FEİ Fakülteleri'nden birini kazanıyor, bitirdiğinde de formasyon alarak KPSS kapısına kadar geliyor. Ortada düpedüz bir haksızlık yok mu? Danıştay'ın iptâlinin gerekçesi de elbette bu öncelikle.

Sorumlu Kim Peki?

Sorumlu elbette 8 yıldır iktidarda olan AKP. EF dışındaki fakültelere formasyon kaydıyla öğretmenlik hakkı bu dönemde yaygınlaştırıldı. Üniversite sayısı 156'ya çıkarılarak gereksiz, şişirilmiş, düşük puanlı bölümler arttı.

Mesele Nasıl Çözülür?

Yüksek öğrenimdeki en büyük mesele her türden ortaöğrenim mezununun üniversite kapısına getirilmesi. Bütün gelişmiş ülkelerde % 30 klâsik lise % 70 meslek lisesi mezunu değerleri varken ve bu yönlendirme ortaöğretim döneminde çözülürken bizde durum tam tersinedir. Bizde de bu piramit tersine döndürülürse meselenin büyük bir kısmı çözülür.

 
Toplam blog
: 300
: 1022
Kayıt tarihi
: 13.06.10
 
 

Tarih, edebiyat, şiir, dil ..