- Kategori
- Siyaset
“Kanının arılığı ile özü sağlam olan batı Türkü”

Sevgili mor lale'nin verdiği müjde üzerine; din hızla yayılıyor bazıları da herkese nazi deyip solculuk yapıyor mealine nazi mevzuundan devam etmeden önceki yazıda kendi verdiğim müjdenin dayanağına da değinmem gerekir.
Bu vesayetin yeniden yüklenmesi mevzu sevgili Yıldıray Oğur'un "Askerî vesayet reloaded" mevzusu ve bahsettiği Lahika ya da “Bilgi Destek Faaliyeti Eylem Planı” yazılı belgelere dayanıyor. Meraklısı için: Yıldıray Oğur'un 20 ve 30 nisan 2009 tarihli köşe yazıları.
Lahikanın amacı giriş bölümü: “Kamuoyunu TSK’nin hassasiyet gösterdiği konularda kendi çizgisine getirmek”, “TSK hakkında yanlış fikirlerin gelişmesine mani olmak ” , , , bu amaçlara ulaşılırken “diğer kurumlarla çatışmaya girilmemesi ve günlük siyasete müdahale ediyor görüntüsü verilmemesi” gerektiğinin altı özellikle çiziliyormuş.
“Türk adının anlamı : cesur, üstün, kuvvetli. “Tüm kaynakların taranmasıyla ortaya çıkan devlet sayısı 16 değil, 116’dır” : 16 imparatorluk, 41 devlet, 33 beylik, 4 atabeylik, 17 hanlık, 5 cumhuriyet. At, avrat, silâh. Avrupa’yı köpek gibi inletmişlerdi. Osman Gazi’nin göbeğinden çıkan ağaç. Cihan hâkimiyeti mefkûresi. Kılıç hakkı, fetih hakkı. İstanbul’un fethi. Evlâd-ı fatihan. Son Türk devleti. Türk gibi kuvvetli. Bir Türk cihana bedel. Ne mutlu Türküm diyene. Ey Türk Gençliği. Damarlarındaki asil kan. Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Atam. Ulu önder. Büyük Atatürk. Atatürkçülük. Atatürk ilkeleri. Atatürkçü düşünce sistemi. Atatürk heykeli. Atatürk havalimanı. Atatürk meydanı. Atatürk caddesi. Atatürk lisesi. Atatürk ilkokulu. 141-142. maddeler. 301. madde. 305. madde. 1402 sayılı yasa. 2547 sayılı yasa. Yükseköğretimin amacı : (1) ATATÜRK İnkılapları ve ilkeleri doğrultusunda ATATÜRK milliyetçiliğine bağlı… (2) Türk milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini taşıyan… (4) Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getiren… Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi. Atatürk büstünüz nerede ? Atatürk anıtınız nerede ? Kütüphanenizde Atatürk köşesi yok mu ? 9’u beş geçe Dolmabahçe’de. Özlemle anıyoruz.
Ordu, millet, ordu-millet, asker-millet. Her Türk asker doğar. En büyük asker bizim asker. Milliyetçi ve mukaddesatçı. Millî ve manevî değerlerimiz. Millî birlik ve beraberlik içinde. Ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlük. Cumhuriyet. Cumhuriyet mi, demokrasi mi ? Jeopolitik konumumuz gereği. Cumhuriyeti koruma ve kollama görevi. Millî Tarih. Millî Coğrafya. Millî Güvenlik. Stratejik araştırmalar enstitüsü. Teşkilât-ı Mahsusa. Millî Emniyet. Bayrak. Sancak. Bayraktar. Sancaktar. Çılgın Türkler. Mücahitler. Türk Mukavemet Teşkilâtı. Yavru Vatan. Kıbrıs Türktür, Türk kalacak. Ya taksim, ya ölüm. Sevr’in ilk adımı. Türkiye’nin bölünmesi Kıbrıs’la başlar. Kıbrıs’ı veren vatanı da verir. Orduya sadakat namusumuzdur. Batı Çalışma Grubu. Cumhuriyet(çi) Çalışma Grubu. Mustafa Kemal’in askerleri. Digi-Security. Özel Büro. Özel İstihbarat. Ergenekon. Bütün ülkede ve yurtdışı temsilciliklerimizde coşkuyla kutlandı.
Türkün Türkten başka dostu yok. Kuvvetlenmemizi çekemeyen düşmanlar. Çin prensesleri. İç ve dış mihraklar. Yıkıcı ve bölücü güçler. Türkiye Türklerindir. Vatandaş Türkçe konuş. Sözde Ermeni soykırımı. Yalan, iftira. Dağ Türkleri. Etnik unsur. Kuzey Irak’taki etnik unsur. Etnik Unsurun Meyhanesi. Anarşistler. Komünistler. Marksist, Leninist ve hattâ Maoistler. Teröristler. Terörcübaşı. Terör örgütünün yardakçıları. Bizi arkamızdan hançerlemek isteyenler. İhanet, hainler, vatan hainleri. Kökü dışarıda akım ve fikirler. Mütareke basını. Mandacı aydınlar. Liberal aydınlar. Liboşlar. Entel-danteller. Kansızlar. Satılmışlar. Dışarıdan para alanlar. Ermeni parası alanlar. AB’ye proje yapıp para alanlar. CIA. Soros. Sorosçu çocukları.
Ben devletime lâf söylettirmem. Bana milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz. Tanırım, iyi çocuklardır. Sen şehit oğlusun. Şüheda fışkıracak. Şehitlerimizin kanı, bayrağımızın anlamı. Ölü olarak ele geçirildi. Türkler âlicenaptır, merhametlidir, karıncayı incitmez, kadınlara el kaldırmaz. Münferit olaylar. Faili meçhul. Kaçarken vuruldu. “Özel muamele” (pardon, o Nazilerindi). Esas Bilgi Unsurları. Derin Araştırma Laboratuarı. Eğitim. Ameliyat. Samimî itirafları. Kendini asmış. Kendini Emniyetin 6. katından aşağı atmış. Kafasını duvarlara vura vura intihar etmiş. Polisimizin moralini bozmak, güvenlik güçlerimizi çalışamaz hale getirmek isteyenler.
* * *
Yıllardır dinlediğimiz, günlük hayatımızı dolduran, bizi her yandan kuşatan bu dil, sadece uzun vâdeli bir ideolojik hegemonya aracı değil. Aynı zamanda belirli konjonktürlerde, daha kısa vâdeli seferberlikler için de kullanılıyor. Böyle özel durumlarda, içselleştirilmiş paradigmatik inancın yanı sıra, hattâ ondan da fazla, en dar ve direkt anlamıyla yalan, adî yalan, çıplak yalan da önem kazanıyor.
Bunun en iyi örneği, 2002-2007 arasının militarist, darbeci-milliyetçi mobilizasyonudur. Türkiye’nin yakın tarihinde, hemen her türlü konuda bu kadar fazla yalan söylenen bir dönem hatırlamıyorum. Kişi başına “bile bile yalan” üretimi herhalde rekor seviyelere ulaştı. Yalan toplumun bütün gözeneklerine nüfuz etti. Neredeyse yalana bulaşmamış kurum kalmadı.”
Halil Berktay hoca böyle anlatıyor en azından 2002-2007 aralığını. Bu süreç ulusalcılık adı altında piyasaya sürüldü; ahtapottan beter sayısız kollara sahip. Ulusal birlik hareketi, Cumhuriyet platformu vb. faşizan kimlik stratejilerinin devlet tarafından sistemli içselleştirildiği bu topraklarda Naziliğin yer yer hortlamasıda normal üstelik bu topraklarda bu zihniyetin tarihsel bir geçmişi de var. Nazilikten kasıt ulusalcı neo-faşistlik.
“Türkiye’de mevcut hegemonik söylemler demetini, birbiriyle etkileşim ve rezonans içindeki üç kertede tahlil edebiliriz sanıyorum. Tanıl Bora’yı (Türk Sağının Üç Hali, 1999) biraz değiştirerek söyleyeceğim : (1) Son tahlilde devlet, milletten de, dinden de önemli. Dolayısıyla tepede ve seçkinler düzleminde devlet fetişizmi var; doğrudan doğruya devletin yanılmazlığını ve merkezî devlet çizgisine itaati telkin eden, görece patrisyen bir soğukluğa yansıyor. (2) Onun altında, ordudan sokağa inen bütün alt-kademe veya varyantlarıyla milliyetçi sembol ve böbürlenmeler katmanı uzanıyor. Isınıyor, genleşiyor, popülerleşiyor. (3) En altta ise yarı-lümpen bir nefret ve tehdit tabakası, olanca yırtıcılığı ve cezalandırıcılığıyla, diğer ikisine bir anlamda bekçilik ediyor. Düzenin “ideolojik aygıt”larının, toplumun en küçük hücrelerine nüfuz eden kılcal damarlarını oluşturuyor.”(Halil Berktay günlükler , diller klişeler-8 )
Kurulu düzenin mevcut alanının gerisinde var olan siyasi partilerden hangisi iktidara gelirse gelsin değiştirilmesine asla izin verilmeyen oturmuş konsensüs zemini mevcut bu zemine AKP de zaman zaman dirense de tabi kılınıyor. Din olgusu ve gericilik algısı üzerinden değişimin yönünün Cumhuriyet kazanımlarının yok edilmesine yönelik olduğu algılamasının yaratılması çabası da hele ki sol adına bu zemini besliyor. Tıpkı darbe sürecinde “birgün gazetesi” çevresinin “yesinler birbirini” yaklaşımı gibi. Eğer ergeneokoncuların tezgahladığı darbelerden birisi başarılı olsyadı 12 eylülden daha beter bir zulümle karşı karşıya kalınacaktı. Rejimi yeniden restore etme çabası Cumhuriyet mitingi süreçleri ile kendine kitle tabanı yarattı. Ergenekon davasında ortaya çıkan gelişmeler bu süreci zayıflattı.
Merkezî devlet çizgisine itaat, ordudan sokağa inen bütün alt-kademe veya varyantlarıyla milliyetçi sembol ve böbürlenmeler katmanı, yarı-lümpen bir nefret ve tehdit tabakası hrant’ın katlinden sonra kendini gösteren beyaz bereli hareketler, Ergenekoncular tarafından üretilen tezgahlarla şişirilen şeriat tehditleri varsayımından daha az tehlikeli gelişmeler değildi. Cemaatimsi yapılar dışında ve üstünde sağdan soldan toparlanan ırkçı gruplar, her şehit cenazesinde ya da asker sevkinde yaşanan görüntüler. Öyle ki bir dönemden geçtik ki mahalle aralarında ilkokul çocukları ellerinde bayraklarla turlar atıyordu. Rejim bırakın şeriat tehlikesini kendini faşizm ekseninde yeniden yapılandırıyordu. Şimdi ne oldu geri püskürtülebildi mi diye sorgularsak kısmen kırmızı çizgiler yeniden belirlendi. İğneyle kuyu kazmaya devam.
Nazilik mevzunun tarihsel kökenlerini iğneyelim: Recep Peker [1889-1950], tarihin cilvesi, çok-partili dönemin ilk hükümetini kurmuş. 6 Ağustos 1946 - 10 Eylül 1947 arasında başbakan. Ama Tek Parti alışkanlıklarıyla muhalefete karşı amansız, yukarıdan bakan tavrı, bir geçiş döneminin gerektirdiği uzlaşmaları tehlikeye düşürmüş. Gitmiş ve bu gidişinde, bir daha siyasete dönememiş. İktidarsızlığın kahrına dayanamadığından mıdır, hemen üç yıl sonra da ölmüş.
Recep Peker’in inkilap tanımı:“İnkılâp; bir sosyal bünyeden geri, eğri, fena, eski, haksız ve zararlı ne varsa bunları birden yerinden söküp onların yerine ileriyi, doğruyu, iyiyi, yeniyi ve faydalıyı koymaktır.”
Recep Peker’in “Sosyal bünye”den “fena” ve “zararlı ne varsa” birden “sökme” çağrısı, iki sayfa sonraki şu açıklamalarla genişliyor : “Ulus vücudunun derisini kaplayan çeşitli hastalıklarla mücadeleye mecbur olduk. Bu hastalıklar o kadar işlemiş ki, kazımakla bitmiyor.” Ek olarak kan ve ırk vurguları; “Bereket versin ki... tek bir şey, Türk kanı, bütün bu gürültüler içinde temiz kalmıştı.” “Osmanlı ordusunun yüksekliği... Bu orduları yaratan Bay Türk Ulusu’nun kanındaki yücelikten ileri geliyordu”. “Kanının arılığı ile özü sağlam olan batı Türkü”.
Ömer Seyfettin’in, Beyaz Lâle’nin başlarında Binbaşı Radko’su * söyle konuşturuluyor: “İçtimaî vücutlar uzvî vücutlar gibi aynı kanunlara tâbidir. Bir hastayı tedavi ederken fena mikropların uzviyette kalmasına müsaade etmek onların yeniden üreyip hastayı öldürmesini istemek demektir” . Bir tek “Katliam içtimaî bir ilâçtır” söylemi eksik. Radko’nun hayalî, Recep Peker’in gerçek .
Ve Radko-Peker rollerinin paylaşımı günümüzde kimde tahmin edin.
Bismarck geleneğinde devlet, ulusu ve toplumu doğur(t)an tanrı olarak yüceltilir. Türkiye’de de, Tanzimatla başlayıp İttihatçılar ve sonra Cumhuriyet’le devam eden yukarıdan aşağı modernleşme dalgaları, benzer zihinsel yapılar doğurur. Kâh birleşme (adı üstünde : ittihad) kâh parçalanmama gayreti, keza bir “bölünmez bütünlük” vurgusunu besler. Bu ortak zeminde, İT askerî diktatörlüğünün Alman işbirlikçiliği yükselir. Sèvres kâbusundan Anadolu direnişiyle uyanan Türkiye’de, ilginçtir, Hitler’e “onlar da Versailles kefenini yırtmaya çalışıyor” diye sempatiyle bakan; “revizyonist”lerin (yani anti-statüko’cuların) “geleneksel silâh arkadaşlığı”ndan dem vuran, hayli geniş (Yunus Nadi’yi ve Cumhuriyet gazetesini de içeren) bir kesim vardır, en azından Stalingrad’a kadar. Bütün bunlar, Alman tipi devletçi-milliyetçi ideoloji için elverişli etki kanallarıdır. Yani hem, tarihsel süreç ve strüktür benzerliklerini, hem ideolojik alışverişleri ayrıca çalışmak gerekir.
Peter Gay, “Weimar kültürü” incelemesinde (Weimar Culture, 1968), Wilhelm imparatorluğundan miras bir yargı mekanizmasının, Sağı ve Nazileri nasıl koruyup Solun ezilmesine yardımcı olduğunu anlatır :
“Bağımsızlık ve nesnellikten bu sürekli, demagojik dem vuruşun … en çarpıcı, şaşkınlık uyandırıcı örneği, [Weimar] Cumhuriyetin[in] hâkim, savcı ve jüri üyelerinin davranışıydı. İmparatorluktan arta kalan hâkimlere devrimden sonra tekrar görev verilmişti; değiştirilmeleri kadar, tavırlarının göstereceği gibi, değişmeleri de olanaksızdı. Hemen hepsi imtiyazlı tabakalardan geliyordu; aristokratlar, subaylar, muhafazakâr politikacılar ile sıkı fıkıydılar. Sanık olarak önlerine getirilen Komünistlere karşı acımasız, ama eski subaylara karşı zarif ve nâzik bir hoşgörüyle doluydular.” (Weimar Culture, 20)
Gay devam ediyor :
“Bunun sonuçları çok iyi bilinse de, vurgulamakta yarar var : 1918-22 arasında, sol gruplara isnat edilen suikast sayısı yirmi ikiydi; bunlardan onyedisi çok sert bir şekilde, on tanesi idamla cezalandırıldı. Buna karşılık aşırı sağcılar, mahkemelerin sempatisine mazhar oldu : işledikleri 354 cinayetten sadece biri ciddi ceza gördü, ama bu bile idam değildi. Bu siyasî katillere verilen hapis cezalarının ortalaması da aynı tarafgirliği yansıtır : solcularınki onbeş yıl, sağcılarınki ise dört aydı. Kapp gibi, Cumhuriyeti cebir ve şiddet kullanarak devirmeye kalkışmış ve suç ortakları bir yığın iğrenç cinayet işlemiş sağcı darbeciler ya beraat ettirildi, ya teknik ayrıntılarla serbest bırakıldı, ya da yurtdışına kaçmalarına göz yumuldu. Kasım 1923’ündeki Hitler-Ludendorff Darbesinin başarısızlığa uğramasının ardından, darbecilerin yargılanması siyasî bir komediye dönüştü…”
Birkaç kelime değişikliğiyle Gay, günümüz Türkiye’sinde ulusalcılığın, militarizmin, “iyi çocuk”ların ve darbe özlemleri Nokta’da yayınlananların kollanması; buna karşılık demokrat aydınların hedef alınmasından söz ediyor gibi.**
Sanayici Walter Rathenau 1919-21 arasında Yeniden İnşa Bakanlığı yaptı; 1922’de Dışişleri Bakanıyken, Berlin’da aşırı sağcılarca öldürüldü. Katillerinden Ernst-Walter Techow, 1933’te şöyle yazıyordu : “Genç nesil yeni, hayal dahi edilemeyen bir şeyler arıyordu. Sabah havasının kokusu burunlarına geliyordu. Efsanevî Prusya-Alman geçmişi, günün icapları ve bilinmeyen bir geleceğe ilişkin beklentileri, onlara enerji dolduruyordu.” (Peter Gay, Weimar Culture, 87)
Anahtar : “Çılgın Türkler.”
Filozof Moritz Schlick Viyana Üniversitesi’nde öğretim üyesiydi. Akıl hastası bir öğrenci tarafından üniversite binasının içinde öldürüldü. Schlick Yahudi değildi, ama “Yahudi felsefesi” (?) yaptığı gerekçesiyle hücuma uğruyordu. Katolik-milliyetçi bir gazete, bu cinayetten sonra şöyle yazdı : “Bizlerin, bir Hıristiyan-Alman devletinde yaşayan Hıristiyanlar olduğumuzu ve hangi felsefenin iyi ve uygun olduğuna da bizim karar vereceğimizi hatırlatmak isteriz. Yahudiler kendi Yahudi kültürü enstitülerinde Yahudi felsefelerini sürdürebilirler ! Ama Hıristiyan-Alman Avusturya’nın Viyana üniversitesindeki felsefe kürsüleri, Hıristiyan filozoflara aittir ! Son zamanlarda, Avusturya’daki Yahudi sorununun barışçı çözümünün Yahudilerin de çıkarına olduğu, zira aksi takdirde şiddete dayalı bir çözümün kaçınılmaz hale geleceği defalarca açıklandı. Umulur ki Viyana üniversitesindeki bu korkunç cinayet, Yahudi sorununun gerçekten tatmin edici bir çözümüne hizmet etsin !” (Mark Mazower, Dark Continent, 31)
Anahtar : “Yahudi” yerine “Ermeni”, “felsefe” yerine “tarih”; diğer özel isimleri de ona göre değiştirerek okumayı deneyin.
Kısa başbakanlık döneminde Von Papen (ki bana hep, diğer iki emekli büyükelçiyi çağrıştırır), 9 Ağustos 1932’de Hindenburg’a çıkarttırdığı bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle, siyasi mücadelede herhangi bir karşıtını öfke veya nefretle öldürene idam cezası getirdi. Niyeti bunu öncelikle Komünistlere uygulamaktı. Oysa daha 10 Ağustos günü erkenden, Yukarı Silezya’nın küçük Potempa köyünde bir çiftliğe dalan bir grup sarhoş SA (Kahverengi Gömlekli), kauçuk coplar, tabancalar ve kısaltılmış bilardo sopalarıyla, Komünist sempatizanı bilinen Konrad Pietzuch’u döve döve öldürdü. Pietzuch Polonyalı olduğundan, bu, aynı zamanda bir ırk cinayetiydi. Ve kararnamenin kapsamına girdiği o kadar tartışmasızdı ki, beş SA tutuklanıp civardaki Beuthen kasabasında yargılandı, idama mahkum edildi. Karar ilân edilir edilmez, SA’lar Beuthen’i kasıp kavurmaya başladı. Liberal ve solcu gazetelere saldırıldı, Yahudilere ait işyerleri tahrip edildi.
Anahtar : tahrik olmak; “Türkiye Türklerindir”; “akıllı ol”; 301. madde; Kerinçsiz ve ekibi.
Hitler “bu canavarca kan-mahkûmiyeti”nin “haksız”lığını şahsen ve alenen lânetledi. Göring mahkûmlara, “haklarında verilen terör-hükmüne sınırsız öfke ve tepki”sini dile getiren bir dayanışma mesajı yolladı.
Anahtar : Ogün Samast’la grup fotoğrafı; “iyi çocuklar”; beyaz bere gösterileri.
Bu sırada Hitler, Papen ve Hindenburg arasında son pazarlıklar sürüyordu. Hitler önce hükümete katılmama şantajını denedi; tutmayınca şu konuşmayı yaptı : “Alman ırk-yoldaşlarım ! Milletin onuru ve özgürlüğü uğrundaki mücadeleye biraz olsun sempati duyanlarınız, bu hükümete katılmayı neden reddettiğimi anlayacaktır. Bay Von Papen’in adaleti, sonunda belki milyonlarca Nasyonal Sosyalisti ölüme mahkûm etmeye varır !... Bay Von Papen, artık sizin kanlı ‘objektif’liğinizin ne anlama geldiğini biliyorum ! Ben milliyetçi bir Almanyanın zaferini, Marksist yıkıcı ve yozlaştırıcılarının ise imhasını istiyorum. Alman halkının milliyetçi özgürlük savaşçılarının celladı olmaya yatkın değilim !"
Anahtar : Türk Solu; “milletin bir düşmanı öldü”; “barışçı” = “şiddete dayalı” = “tatmin edici” çözüm; bir emekli albayın Kuvâyi Milliye “özgürlük savaşçıları”na tabancalı yemin töreni.
Papen daha fazla direnemeyip, 2 Eylül 1932’de beş SA katilinin idam cezalarını müebbete çevirdi. (Richard Evans, The Coming of the Third Reich, 296-7)
Anahtar : “ürkek bir güvercinim.”
Son birkaç yazıda kullandığım “ yerli nazi” kavramının dayanakları somut yazılı tarihsel verilere dayandırılmakta.
Değişimin geriye doğru olabileceğini varsayarak ”aydınlıktan karanlığa” hizmet ediyorsunuz varsayımı altında ulusalcı neo-faşistlere güzelleme yapma halini bir kez daha gözden geçirmek tarihsel sorumluluktur. Demokratikleşmeden ve barıştan yana taraf olmak, adalet ve eşitlik talebi modernizmle de hesaplaşmayı zorunlu kılmaktadır. Bu rejime cumhuriyet demek zaten başlı başına handikap. Sol devletçi zihniyeti besleyecek tutumlar alamaz aksi halde sol olamaz.
Tek bir doğru yok geçici ve öznel bir “ortak doğru” aramak zorundayız. Her türlü otoriteliğin ve ataerkilliğin tahakkümünden kurtulmak için. Sol ise iddamız, sol yeni keşfedilen birşey değil evrensel normlarını defalarca paylaştık.
Kaynak: Halil Berktay
taraf