- Kategori
- Sosyoloji
“Kastamonu, dep dep, köçek vs..”

Oyunlarımız Geleneklerimiz...
Dünya üzerinde bir çok Ülke ve şehir var ki hayvan figürleriyle anılmaktadır…
Örneğin; Fransa horozla, Hindistan inekle, Avustralya kanguruyla vs.. Ülkeler bu şekilde hayvan adları ve figürleriyle anılır… Ancak boşuna bir gocunmadır ki bizimkisi hindiyle anıldığında…
Bilinir ki İngilizce de baş harfi büyük olduğunda Türkiye küçük olduğunda hindi anlamına gelir t/Turkey. Ve bizler de buna kızarız… Benimseyemeyiz! Zira tanıtımlarda kullanmak aklımıza gelmez. Hindiliği üzerimize alınıp-alınıp gocunur dururuz…
Çemberi biraz daha daraltarak Ülkemize bakarsak: Van kedisiyle, Ankara koyunuyla, Denizli horozuyla, Trabzon hamsiyle vs.. gibi örnekleri İller için de vermemiz mümkün…
Ancak Ankara Hayvanat Bahçesinde (şimdi aynı şekilde midir bilmiyorum ama) bir zamanlar ayının memleketi diye Kastamonu yazardı. Biz ona da kızardık… Ve yine bir türlü tanıtımlarımızda kullanmak aklımızın ucundan geçmezdi. Geçmiyor da…
Biraz daha yakınlaşarak İlçelerimize bakarsak; Araç İlçemizden olanlara soğancı, Daday İlçemizden olanlara yoğurtçu, Tosya’dan olanlara çeltikçi, Taşköprü sarımsakçı, sahil İlçelerimiz mısırcı vs.. derken Devrekâni İlçemiz (yerel söylemle) ibici (yani hindici) dendiğinde kızar ancak yelmik (halk şivesinde yelmük) yada cırıkçı dendiğinde kızmaz…
Ve İlçelerimizin çoğu yine tanıtımlarında bu özelliklerini kullanmayı tercih etmiyorlar… Hatta yurt içi dağıtımı yapılan ürünlerinde (başta Esnaf ve Sanayi Odaları olmak üzere) Sivil Toplum Örgütlerinin desteğiyle markalaşmalıdırlar bu özellikleriyle…
Seğetçioğlu oyunumuzla ve davul zurna ekiplerimizle övündükçe farklı foklorik kültürlerimizi de göz ardı etmemeliyiz…
Örneğin, köçek meselesinde de Şehir ikiye bölünmüş durumda… Sinop dolaylarında daha yaygın olmasına rağmen kültürümüzde var! Zamanla bizim yöremize de gelmiş!
Ne kadar Sepetçioğlu ve davul-zurna ekiplerimiz
Etek giyme meselesi olduğu için bir türlü içimize sindiremeyip delikanlılığımızın içgüdüsel baskınlığından kurtulamayız. Dolayısıyla etek giyildiği için gaylıkla bağlantılığını düşünerek kabul etmediğimiz gibi söylemleri de suçlama kabul ederiz… (İskoçyalıların vay haline!?)
Bu nedenle Kastamonu hakkında şehir kitabı yayınlarken yazar arkadaşlar tepkiden dolayı bu unsur işleyememektedirler…
Bence bu bile Kastamonu tanıtımında işlenir… (Düşünün şu her yerde rastladığımız Kastamonu resimlerini. Kale, Ilgaz Dağı, Saat Kulesi, Nasrullah Şadırvanı, Sepetçioğlu Ekibi, Dipsiz Göl, Ilıca Şelalesi, Valla Kanyonu vs.. resimlerinin arasında köçeğin de olduğunu. Tanıtımın farklı sloganının ne zararı olabilir ki.)
Yaramız var da mı gocunuyoruz!
Yine çok kızdığımız ve yine küplere bindiğimiz dep – dep meselesi vardır…
Bu da hiç hoşumuza gitmez…
Kastamonuspor’un bir zamanla sloganı olarak marşlaştığı düşünülen:
Kırmızı – Mavi
Hadi gayrı.
Kastamonu Kastamonu
Dep dep dep!
(Devamının ise yakın zamanda öylesine yakıştırıldığı düşünülmektedir.)
Yine içimize sindiremeyiz bu dep depi! “Dep dep neymiş” deriz… Tepmekten gelen bir terim olduğunu bildiğimiz halde. “Topa ayakla vurmak” karşılığını bildiğimiz halde.
Kimi der Sinop’a özgüyken zamanla Kastamonu olmuş. Kimi der bu tamamen uydurmaca vs vs vs..
Benim şahsi düşüncem sadece mavi kısmına kızmaktan öte değil. Hatta 2. lig yolundaki KSK. için güzel bir slogan olacaktır. (Her KSK’da “kaf-si-kaf” var zaten. Bizimkisi değişik olsun.)
Dep Dep’lik kötü mü de bu kadar mahcup ediyor bizi; bir türlü anlamış değilim…
Tunceli’nin Zazası, Erzincanın Gakkoşu, Erzurumun Dadaşı eee kastamonu’nun da dep – dep’i olsa ne olur…
“Bu yazı yazarken, alma olasılığımın olduğu tepkileri ben de düşünerek en başta yazmak istemedim… Ama bir yerden bu tartışma başlamalı diye düşünüyorum… Dolayısıyla da Kastamonu insanının köçek oyun havası folklorundan öte olmayacaktır.”
Ilgaz meselesi de öyle değil mi?
Daş düşebülü. Ayu çıkabülü. “Devamını yazmaya :)) gerek yok.”
- Yaa sevgili okurlarımız bu bizim şivemiz. Kızılacağına, övünmesi gereken dilimiz. Ve hatta birçok yöresel kültürün desteklendiği gibi destek isteyecek kültürümüzün bir parçasıdır... Bunu günlük konuşmalarımızda artık kullanmıyor olabiliriz. Ancak tanıtımlarımızda böylesine farklılıklarımız işlenmeli…
Size Kastamonu (hatta biraz da Daday) şivesiyle bir cümle; “Ayula, gurtla köye inebülü gorgusuya yolsıra geliya da kestümeden gelemeya.” Bunu nenelerimiz, dedelerimiz hâlâ konuşuyor.
“Eee ne var bunda gocunacak hatta aşağılık kompleksine kapılacak.”
KASYÖDER tarafından “Hadi Gayri” sloganıyla dördüncüsü düzenlenen “Başkentte Kastamonu Günleri” ni şahsım adına desteklediğimi belirtmek isterim…
Dolayısıyla “Gayri” kelimesini “diğer” ya da “artık” kelimelerinin eşanlamlısı olarak kullanıyoruz… Bir reklâmda kullanılan slogan olduğu için bizden uzaklaştırmaya gerek yok. Büyüklerimizin ve Kastamonu şivesiyle konuşanların sık sık telaffuz ettiği bir günlük konuşma/anlatım şeklidir… Reklâmda kullanılanın “gali” ya da “gari” olduğu o yörenin (Ege) şivesi olduğu için kesin… Ancak Kastamonu şivesinde “gayrı” şeklinde daha sık kullanılır…
Bence “Hadi Gayrı” sloganıyla çok yerinde ve farklı bir Kastamonu tanıtımı ve reklâmı olarak beğeni kazanacaktır…
Ne geçmişimizden ne şivemizden ne de efsanelerimizden korkmak, kaçmak, gocunmak ve daha önemlisi aşağılık kompleksine kapılmak boşuna bir endişedir…
KASYÖDER hatta afiş/broşür gibi tanıtım reklâmlarında da keşke o yukarıda bahsettiğim resmi de kullanmış olsaydı…