- Kategori
- Kültür - Sanat
"Nazım" İle "Fazıl" arasında yeni bir dünya!

"Mavi Gözlü Dev" esiyor bugünlerde tüm sinemalarda! Nazım Hikmet’in rüzgarı ile kabarıyor perdeler ve "aşk"ı Nazım’ın gözü ile tazeliyor, bu rüzgardan payına düşeni almak için seyire hücum eden tüm sinema severler.
Biz de kuzenle hücum ettik geçen gün. İyi ki de etmişiz, "aşık olmadan adam olunamayacağını" bir kez daha şerh düştük ruhumuza! Ve "esir düşülebileceğini ancak teslim olunmayacağını" da tabi…
Sinemaya girmeden kitapçıları sömürdük biraz ve o ara Necip Fazıl’ın "Bir Adam Yaratmak" adlı eseri ile burun buruna geldim ansızın. Önemli bir dost, "Karıştırmak yetmez bu eseri Ayten, sağlıklıca okumalısın bir ara!" demişti; anımsadım birdenbire. Ve "Mavi Gözlü Dev"e doğru ilerlerken gömüldük Necip Fazıl’ın, "Bu eserimi, bugüne kadar vücuda getirdiğim eserler içinde en bağlı olduğum eser biliyor ve öylece bildirmek istiyorum." dediği biricik yapıtına. Üç perdelik piyesin bana beni anlatan ilk perdesini okumayı bitirmiştim ki, "Mavi Gözlü Dev" başladı artık ve Fazıl’ı bırakıp, daldık heyecanla Nazım’a…
Nazım, tüm o hararetli savaşımın içinde "çatışmadan, savaşmadan kendi bayrağını taşıyan bir sevi insanı" olarak resmedilmiş filmde. Nazım gibi yani! İçine dahil edildiği kapışmanın anlamına vakıf olamayacak kadar sevgi dolu bir düşün, bir duygu insanı olarak…
Esir düşen, ama "ellerinde bıçaklarla sürekli kesip biçip kategorize eden ve kendine yontan ben-merkezci anlayış" karşısında asla teslim olmayan, "sevgi"den, "paylaşım"dan, "onarım"dan yana mücadelesini "anlamlı bir inat"la sürdüren aşkla dolu bir Nazım var filmde! Esir düşen, ama teslim olmayan bir Nazım!
Peki Necip Fazıl’ın "Bir Adam Yaratmak" adlı biriciğinde ne var acep? Aynı adam! Tüm kokuşmuşluğa, tüm bayağılığa, tüm bir örnekliğe ve ucuz hesaplara kafa tutan, bayrak açan, bu kokuşmuş manzaradan ötelere kulaç atmak için derin sancılar içinde kıvranan biri! Ama varolan, varolmanın derdine düşmüş biri! Kendini yığından sıyırıp almanın derdi ile yanan bir tek!
İnsan niye var olur acep? Sağcı solcu, Beşiktaşlı Fenarbahçeli, laik anti/laik, ilerici gerici, vs. vs. olup sanal saflarda kılıç sallamak için mi? Sahte kimliklere öykünerek ve bir "fotokopi karakter" olmanın bayağılığını yaşayarak yaşamın kıyısına vurmak için mi yoksa? Kendi fıtratını yaşamak için olmasın sakın! Kendi rüzgarının peşisıra gitmek, tüm bir örnekliğe kafa tutarak aşkı, seviyi, hakikati haykırmak için olmasın! "Sonsuzun aşkı" diyen bir Necip Fazıl ya da "paylaşım" diyen bir Nazım Hikmet olmak için olmasın sakın!
Necip Fazıl ve Nazım Hikmet! Ne acıdır ki yıllarca horoz dövüştürür gibi karşı karşıya getirilip zorla kapıştırılmak istenen iki önemli rüzgar, iki önemli duruş! Yıllarca kitleleri arkalarından sürüklemelerine rağmen, kitleleri birbirlerine yabancılaştıran bir pozisyona da zorla iteklenen iki önemli sevi insanı!
Ve bu hal öylesine kemik, öylesine iç acıtıcı bir hal ki; bunun derin izlerini Necip Fazıl’ın kendi beyanlarında bile görmek mümkün. "Bir Adam Yaratmak" adlı biriciğinin yazılış hikayesi ve ilk temsili hususunda konuşan Necip Fazıl şöyle diyor zira;
"Muhsin’i (Ertuğrul) birkaç temsilde seyretmiş ve belkemiğimden aşağı bir yılan kaymışçasına ürpertilerle dolmuştum. Bu adam hususiyle yırtınan rollerde fevkalade, eşi görülmemiş birşeydi. Onun bir sözü var; ‘Küstah sanat!’… Bu lafı unutmuyordum. Sene 1935. Bir sohbet arasında sordu; ‘Niçin bir piyes yazmıyorsun?’ ‘Nazım’ın Kafa Tası var ya!’ diye karşılık verdim. Israr etti; ‘O başka, sen niye yazmıyorsun?’ ‘Yazarsam oynar mısın?’ dedim, cevap verdi; ‘Beğenirsem oynarım!’ O sırada tiyatronun açılmasına yirmi günlük bir süre kalmıştı, kapandım ve eseri yedi günde bitirerek kendisine teslim ettim."
Tabi burada teslim ettiği eser "Bir Adam Yaratmak" değil, "Tohum" adlı ilk piyesidir ve beklenen etkiyi uyandırmamış, akabinde de büyük ses getiren "Bir Adam Yaratmak" adlı biriciği gelmiştir. Ancak en önemlisi; ‘Niçin bir piyes yazmıyorsun?’ diyen Muhsin Ertuğrul’a ‘Nazım’ın Kafa Tası var ya!’ diyerek yanıt veren bir Necip Fazıl’dır! Bu ufacık anektodun da işaret ettiği gibi hakikati sabote eden, parçalayan bu "horoz dövüşü" o denli kemik hale gelmiştir ki; bu "iç parçalayıcı parçalama"dan Necip Fazıl bile payına düşeni almıştır…
"Mavi Gözlü Dev" filminin son karesidir aslında hakikat! Nazım’ın içeride kaldığı müddetçe tek tek iç dünyalarına uzandığı, silkelediği mahkumların koğuşlarda hep bir ağızdan gürül gürül haykırdıkları şu cümledir işte; "YAŞAMAK BİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR! VE BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇESİNE!"
Rozetleri çıkarıp ayakaltı ettiğimiz ve filmin sonunda hep bir ağızdan bu cümleyi haykıran mahkumlar gibi yırtındığımız, yırtınabildiğimiz gün gelecek özgürlük! Siyahın ve beyazın ötesine geçip aşkın rengine uzandığımız, uzanabildiğimiz gün… Ve gelmeli artık o! Çok özletti kendini, susuz bıraktı bütün bir evreni kendine! Kıyıya vurmuş balinalar gibi kıvranıyoruz açlıkla, acıyla! Kimse "Ben aç değilim, susuz değilim! Memnunum halimden!" diyerek avutmasın kendini! Zira "mutsuzluk" akıyor dünyanın herbir yerinden! Zırıl zırıl, dursuz duraksız akıyor, akıyor, akıyor! Aç olmayan, susuz kalmayan yok aramızda; herkes indirmeli artık maskeleri!
"Maskeler aşağı, eller yukarı!" deme vakti artık!
Atılmalı artık ellerdeki TÜM bıçaklar!
Bindiğimiz dal bile değil kestiğimiz; gören, bilen yok mu hakikat aşkı için!
Biziz o bıçağın vurduğu, dağıttığı yer!
BİZİZ; aşkın, hakikatin çocukları!
Aşkın boynu bükük, aç, susuz, vuslata hasret evlatları,
bıçağın değdiği yer!
Nazım ile Fazıl arasında YENİ BİR DÜNYA için kırıp atmalı değil mi artık bu bıçakları!
Hayal mi,
bu bölüp parçalayıp bizi bize kırdıran tüm oyunların defterini dürmek?
Hayal dediğin ne hem senin?
Hakikatin tasarımı, bir ön hazırlığı değil mi o?
Birileri "Değillll!" diye ayak direyip dursun,
Ben yine bildiğim, yaşadığım o cümleyi yineler dururum dilimde
bir Bismillah gibi!
"İYİ YÜRÜYEMEYİŞİM AYAKLARIMLA İLGİLİ DEĞİLDİR!
KANATLARIMIN BÜYÜKLÜĞÜNDENDİR!"
...
Ayten ÇALIŞ
20 Mart 2007