- Kategori
- Aşk - Evlilik
"O"

Akşamları aydedeyi görmek günün tüm yorgunluğunu alır yüreğimden; en suratsız, en karamsar, en melankolik, en umutsuz insanı bile güldürebileceğini düşmüyorum onun.. Çünkü beni güldürüyor onu görmek onu düşünmek... tıpkı onu gördüğüm gibi, onu düşündüğüm gibi... Nedenini bilmediğim bir hüzün oluyor kimi zaman ama kimi zamanda bir ümit bir sevinç... Aslında en güzeli hüzünlü olduğum zaman çünkü o zaman İstanbul akşamları çok daha güzel oluyor özellikle taksim, istiklalde yürümek.. Hele ki birde kar yağdığı değmeyin keyfime... Anadolu yakasında oturuyorum neden Avrupa diyeceksiniz.. İlk sebebi o, o tarafta oturuyor ve hep aklıma o geliyor... Aydede birde taksimdeyken yukardan beni izliyorsa işte o mutsuz, ümitsiz, melankolik insanda biraz da olsa bir tebessüm oluyor.. Çünkü zaten her nefes alışımda onu yaşıyorum hem onun yaşadığı yerde dolaşıyorum hemde en çok sevdiği arkadaşı onu izliyor ve dinliyor yani AYDEDE... Aydede ile konuşmak size delice gelebilir ama çoğu zaman beni daha iyi anlıyor etrafımdakilerden. En azından içimi daha rahat dökebiliyorum ona çünkü benimle dalga geçmiyor ya da kızmıyor bana. Aslında ona anlattıklarımı kelimesi kelimesine birde ona anlatabilsem... anlatabilsem ne olucak ki sonuç yine aynı olcak... Ona karşı hissettiklerimi nedense tam olarak betimleyemiyorum. Çünkü betimleyebileceğim bir şey yok yani bir sıfat yok daha doğrusu bir nesne yok. Var olan sadece özne ama bu özne gizli özne. Adı üstünde gizli işte bu yüzden geceleri seviyor çünkü geceleri sadece bir o birde ay dede oluyor çoğu zaman aydedin olmadığı zaman ise yıldızlar eşlik ediyor... Çünkü eski bir inanışa göre yıldızlar ay dede nin parçalarıymış.. Ay'ın yüzeyi parça parçadır buradan kopan parçalar yıldızları oluşturmuş yani bu inanış ister gerçek olsun isterse yalan ama sonuçta bende inanıyorum aydedenin parçaları olduklarına. Gelelim gizli öznemize... Geceleri seviyor demiştik, sevmesinin bir diğer sebebi ise ağladığında hüzünlendiğinde ya da utandığında sadece kendi biliyor ya da ay dede ile yıldızlar... Hafif bir serinlik ve sessizlik... O serinliğin sebebi ile diken diken olmuş olan tüyler, hani bir elin sıcaklığı ya da güzel bir sözün sıcaklığı olsuda içi ısınsa insanın.. İstanbul'dan bahsetmiştik... İstanbul ne yangınlar gördü ne yangınlar atlattı ama böylesi ne gelmiştir ne duyulmuştur. Herkesin kendi içinde bir dünyası vardır ve o dünyada bir şehir. Kimisi Paris kimisi Londra kimisi New York melekler şehri ama benim melekler şehrim İstanbul... Neden? çünkü o İstanbul’da, ben İstanbul’da... Aynı şehirde olmak ne kadar güzelse bir o kadar kötü çünkü elleri ellerimde değil o yanımda değil. Yüzüne bakarak içimden gelenleri söyleyemiyorum, elini tutup seni seviyorum diyemiyorum, üzüldüğünde yanında olamıyorum, sevindiğinde onu göremiyorum. Yapabildiğim tek şey şarkılarda onu düşünmek izlediğim filmlerde onu düşünmek... İşte bole bir şehirdeyim ben yani MELEKLER ŞEHRİ... Madem bole neden melekler şehri adı diyeceksiniz çünkü annem, ablam, teyzem ve o.. İşte benim meleklerim. Bu yüzden melekler şehri. Ben meleklere inanırım çünkü onlar kişilerin iyiliklerini isterler. Saydıklarımda bir melek olduklarına göre elbette onlarda böyle düşünüyorlar. Bir şair demiş ki ; insanlar melek, melekler ise Tanrı olmak ister. Tanrılar'a özenen meleklerin düştüklerini, meleklere özenen insanların ise isyan ettiklerini belirtir. Bazı kişilerin bundan haberi olmadığı için bir meleğin geleceğine inanmışlardı. Oysa melek, Tanrılar katına uçmak isterken düşüp kırılan kanatlarına bakarak bir köşede ağlamaktaydı... Galiba saydıklarım hariç benim meleğim bu çünkü elinden gelen sadece köşeye çekilip ağlamak.. Tıpkı ben gbi..