- Kategori
- Güncel
"Öğretmen" denince aklıma çok şey geliyor çok.

İlk öğretmenin kim senin?
"Öğretmenler Günü"nde, kutlamaların içeriği, özü nedir? Cehaletimizi mi kutluyoruz? Sahi biz ne yapıyoruz?
"Öğretmen" denince aklıma çok şey geliyor çok.İlk önce;Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk geliyor.Herkesin öğretmeni, Türkiye'nin öğretmeni, aklıma ilk O geliyor. Sonra da, bu kutsal, saygı duyulası, gerçekten saygı ve gurur duyduğumuz bu meslek ve öğretmenleri, öğretmen gibi öğretmenler geliyor...
Her meslek grubunda olabildiği gibi, öğretimcilik mesleğine sahip olanlar arasından da bu kutsallığı su istimal edenlerin, edilmesine göz yumanların var olduğu unutmamalı.
Bu art niyetin ortak paydasında buluşanların gerçeğinden yola çıktığımızda;
Başöğretmenimiz Atatürk'ün isminden rahatsız olanlardan,
O'nu bir türlü kabullenemeyenlerden, yaptığı devrimleri hazmedemeyip
fırsat buldukça kusmaya çalışanlardan, öğretmen olur mu, bunlara öğretmen diyebilir miyiz?
Esas amaç 'öğretme' olduğundan, bu tip öğreticiler öğrenici adaylarını
adına 'bilgi' dedikleri yalanlarla dolanlarla rahatlıkla ve kolaylıkla yönlendirmeye,
istedikleri gibi kullanmaya hazır hale getirebiliyor.Bu zehirli şırıngalama sistemiyle 'yaşça' büyüyenler, ileride ebeveyn olarak
önce kendi çocuklarını kendi 'doğru'su olmuş, 'yanlış'larla büyütüyor.
Daha sonraki aşamalarda, bu cehaletin matematiksel toplamı sayesinde
kendilerinin de ummadığı pozisyonlarda,
çok önemli yetkilerle donatılmış olarak hayatta karşımıza çıkabiliyorlar,
bir başkasını çıkartabiliyorlar.
Bu çıkış, 'hasbelkader' bir çıkış değil, zincirleme bir çıkış oluyor..
Maksadı belli sistem devreye girdiğinde sonuç nasıl oluyor derseniz?
Cevabı çok basit;
'İşte böyle oluyor!'...
İki kere ikinin dört ettiğinin bilinmesi yetmiyor artık.
Var olan tehlike bilinmeli, fark edilmeli...
Amaç, "Öğretme" ise, amaç 'çağdaş eğitim' ise
Alt yapısını Atatürk'ün İlke ve İnkılapları oluşturmalı.
Gerisi yalan...
"Öğretmen" denince aklıma çok şey geliyor çok.İlk önce;Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk geliyor.Herkesin öğretmeni, Türkiye'nin öğretmeni, aklıma ilk O geliyor. Sonra da, bu kutsal, saygı duyulası, gerçekten saygı ve gurur duyduğumuz bu meslek ve öğretmenleri, öğretmen gibi öğretmenler geliyor...
Her meslek grubunda olabildiği gibi, öğretimcilik mesleğine sahip olanlar arasından da bu kutsallığı su istimal edenlerin, edilmesine göz yumanların var olduğu unutmamalı.
Bu art niyetin ortak paydasında buluşanların gerçeğinden yola çıktığımızda;
Başöğretmenimiz Atatürk'ün isminden rahatsız olanlardan,
O'nu bir türlü kabullenemeyenlerden, yaptığı devrimleri hazmedemeyip
fırsat buldukça kusmaya çalışanlardan, öğretmen olur mu, bunlara öğretmen diyebilir miyiz?
Esas amaç 'öğretme' olduğundan, bu tip öğreticiler öğrenici adaylarını
adına 'bilgi' dedikleri yalanlarla dolanlarla rahatlıkla ve kolaylıkla yönlendirmeye,
istedikleri gibi kullanmaya hazır hale getirebiliyor.Bu zehirli şırıngalama sistemiyle 'yaşça' büyüyenler, ileride ebeveyn olarak
önce kendi çocuklarını kendi 'doğru'su olmuş, 'yanlış'larla büyütüyor.
Daha sonraki aşamalarda, bu cehaletin matematiksel toplamı sayesinde
kendilerinin de ummadığı pozisyonlarda,
çok önemli yetkilerle donatılmış olarak hayatta karşımıza çıkabiliyorlar,
bir başkasını çıkartabiliyorlar.
Bu çıkış, 'hasbelkader' bir çıkış değil, zincirleme bir çıkış oluyor..
Maksadı belli sistem devreye girdiğinde sonuç nasıl oluyor derseniz?
Cevabı çok basit;
'İşte böyle oluyor!'...
İki kere ikinin dört ettiğinin bilinmesi yetmiyor artık.
Var olan tehlike bilinmeli, fark edilmeli...
Amaç, "Öğretme" ise, amaç 'çağdaş eğitim' ise
Alt yapısını Atatürk'ün İlke ve İnkılapları oluşturmalı.
Gerisi yalan...