- Kategori
- Siyaset
"Olmazsa zarif olmazlar"
Esasen siyaset hakkında yazmayı hiç sevmiyorum. Zîra siyaset hakkında yazarken bile adeta, kirlendiğimi hissediyorum. Ancak bu ülkede siyaset hakkında yazmaya, hep mecbur kalıyorum. Ben ne oranın, ne buranın, ne de şuranın adamı değilim. Ben tarafsız, balta sapı gibi biriyim. Bu sebeple de, bir baltaya sap olamamış olabilirim. Bu ülkenin insanları nedense tarafsızları sevmez. Hatta hata yapan bir insanın hatasını söylersin; herkes seni O kişinin düşmanı zanneder. İki gün sonra, aynı adamın, hayırlı bir işini övecek olursun; herkes seni döneklikle itham eder. Oysa ana konu senin değil; muhatabının tutumudur. Öyle de olmalıdır. Zaten ve tamamen öyle olacak olsa, ben bütün siyasîlerin de, partilerin de, partizanların da hâline çok gülerim. Ancak durum ne yazık ki; Türk insanı için, henüz bu olgunlukta değildir. Bir kısım halk, halâ partileri futbol takımları ile siyaseti de futbol maçları ile karıştırmaktadır. Bizde sapla saman nedense hep aynı torbada durur. Bu sebeple de, Türkiye Türkiye olalı, neredeyse bir asır olacak ama, halâ çok zor ilerliyor. Ve ilerlerken de çok gereksiz yerlerde zorlanıyoruz. Sürekli enerjimizi kayıp ediyoruz.
Demokratikleşme paketi sebebi ile birkaç gündür izlediğim, yine ve hep en bildik çirkin manzara... Bu bildik manzara, neredeyse çoğu insanın bir iddiasının, tamamen yersiz ve yanlış olduğunu, artık kökten ispat edecek kadar, derin bir durum da arz ediyor. İlk günden beri, en başından beri, uzlaşmak istemeyenin, taviz vermeyenin, ileri adım atmayanın, gereğinde geri adım da atmayanın, her şeye engel koyanın, özür dilemek bir yana; kendinde hiçbir özür görmeyenin, reca etmeyen ama hep emredenin, kim ya da kimler oldukları, artık açık saçık seçik bir şekilde belli. Halkın genel teamülü ve iktidarın olumlu isteği ve tavrı, her ne olursa olsun; ana muhalefet partisi, her hâl-ü kârda her şeye karşı. Bu duruma diğer muhalefet partisi de zaman zaman katılmakta. Bir metin ya da taslak var. Muhalefet karşı.. Bir metin ya da taslak yok. Muhalefet yine karşı.. Ben diyeyim. Muhalefet karşı.. Sen söyle. Muhalefet karşı.. Birlikte söyleyip birlikte dinleyelim. Muhalefet yine karşı.. Vehimlerle evhamlarla, Türkiye’nin bölüneceğine dair çizmeyi de aşan iddia ve ithamlarla, muhalefet şimdi demokratikleşmeye de karşı. Muhalefet zaten her şeye sürekli karşı. Ezcümle ve esasen, muhalefetin muhalefeti algılayışında, hep karşı, hep olumsuz olmak gibi, karmakarışık ve karşıt bir anlayış tarzı var. Muhalefet illâki bir öteki yaratmaktan da yana. Allah düşmanımı bile, hiç üretmeden sürekli tüketen, böyle bir muhalefetten koruya!..
Ancak, muhalefetin karşı durduğu merkezde, kendisi ile şürekâsına ait mazînin bulunduğu gerçeğini, muhalefet nedense, sürekli gözden kaçırıyor! Muhalefetin iktidar dönemi dikkate alındığında; iktidar partisi, daha tüyü bitmedik bir velet bile sayılmaz... Parti olalı sadece sekiz yıl olmuş. Siyaset hayatı için çok küçük bir yaş bu. Buna rağmen hükümet, demokratikleşme meselesi üzerinde, çok dirayetli ve önceki tecrübelerine istinaden, çok ustaca davranıyor. Bu olayla birlikte, anayasa değişikliği de gündeme gelmez ise, gerçekten çok şaşırır ve üzülürüm. Hükümet, Türkiye’nin bölünmeyeceği, parçalanmayacağı konusunda da, son derecede kendinden ve bu ülke insanından emin. Oysa, Yetmiş Seksen senedir, bu akıllarla iktidar, iktidar ortağı ya da muhalefet olanlar, sadece bu konuda değil; daha birçok konuda, bölünme parçalanma korkusu ile tir tir titriyorlar. O zaman bu kişilerin, kendi dönemlerine dair bildikleri, çok vahim meseleler var. Yoksa koskoca Türkiye neden, ne için, kimden korksun ki?!. Üstelik, hiçbir kimsenin Türkiye’yi bölmek gibi, dangalakça bir fikrinin olması da mümkün değilken. Bu duruma vehmetmek, ortaya olmadık korkular salmak bile, gerçekten klinik vak’a olmaya işarettir. Uzun zamandır yaşananlar da, bu gerçeği nerede ise kanıtlar niteliktedir. Haklarının yendiği düşünülen zümre, bu ülke nüfusunun ancak %10’nudur. Yani yedi milyon vatandaşımızdır. Bu oranın sadece %0.1 civarı aşırı fanatik olabilir. Matematik olarak bu zümre tüm nüfus içinde YediBin kişi eder. Aslında bu kadar bile değillerdir.. Muhalefet işte bu Bir avuç kişiden, Türk hükümeti ve devletinin korkmasını, bunun için de insan haklarını, demokrasiyi, esasen insanlığı dondurmasını istemektedir. Bu olacak bir iş değildir. Keza, Toplam nüfusumuzun %1.6 kadarı fanatik dincidir. O fanatik dinciler ile de Türkiye’ye şeriatın geleceği iddia edilmektedir. Maalesef bu tür bir muhalefeti anlamak ve Onların görüşüne bir yer vermek, Onları ciddiye almak da mümkün değildir. Ancak, bu tür bir muhalefet, her millet, her dönem, hele böyle bir dönem ve böyle bir millet için, gerçekten çok büyük bir talihsizliktir.
Benim bu süreç dolayısı ile inancım: Bu tür miadı çoktan dolmuş, son kullanım tarihi önceki asırda kalmış, sürekli abesle iştigâl eden bir muhalefetin, Türk siyasî hayatından, ebediyen silinmesi gerektiği cihetindedir. Necip Türk milleti, İnşâallah kendinden beklenen bu yüksek feraseti, bu seçimlerde göstererek, ülkesi ve insanları için, hiçbir şey üretmeyen, milletine hizmet değil; sadece efendilik etmeyi bilen, ancak her tür anlamsız ve yararsız muhalefet şeklini üreten bu partileri, TBMM dışında bırakmayı bilecektir. Oysa, bu sürecin, “olmazsa zarif olmazları” arasında, hep beraber, el, gönül, fikir birliği ile geçilmesinde, insanî içtimaî ve millî yararların var olduğu gerçeği yatar. Bu yararlar ve zarafet olmaz ise, ne gibi zararlar olacağına, bu muhalefet liderlerinin endazesiz tutumlarına bakarak, ben akıl erdirebileceklerine, asla ihtimâl vermiyorum. Zîra onlar kör değneğini bellemiş gibi, asla gündüze kavuşamaz, amansız bir zulmet yolunda ilerlemekteler. Dağa çıkmayı tasarladıkları için, Onlara halâ lâzım olan, gece görüş dürbünüdür. Oysa, bu hâle çare için artık, miyop olmayan, normâl bir gözün, gündüz görüşü bile gayet yeterlidir. Zîra her şey artık ayan beyan ortadadır.
Buradan bile, büyük fotografa bakıldığında, görünen odur ki; hükümet bu meseleyi, belki de iktidar olmadan çok önce çalışmaya başlamıştır. Devletin müesseselerinin de bu dersi iyi çalıştığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple de, bu tür girişimlerin önünü, sürekli tıkayacak türden faaliyetler gösterebilecekler, öncelikle devre dışı kılınmıştır. Sonra gayet iyi bir manevra ile Irak, Kuzey Irak, Amerika, Ankara karesi, doğru ve sağlam bir kazığa bağlanmıştır. Dağdaki PKK varlığı tüm taraflar indinde, istenebilir olmaktan çıkmakla; bu yıl o dağlara kar düşmeden, PKK zaten silâh bırakacak ve muhtemelen teslim dahî olacaktır. Öcalan’a hükümet asla muhatap olmamalıdır. Zannımca yerinde bir dirayet ile olmayacaktır da. Ancak Öcalan’ın hükümetin isteği dışında, herhangi bir deklârasyonda bulunması da, bence olası değildir. Daha özlü bir değişle: Devlet ve hükümet bu meseleyi, büyük devletlerin vüsatine yaraşır bir biçimde başlatmış, bu muhalefete rağmen ve herhalde, öyle bir ferasetle de neticelendirecektir. Ve bu süreç sanıldığından da kısa bir süreç olacaktır. Bu süreçte bize düşen, Kürt ile PKK meselelerini hassas bir akılla değerlendirmemiz, kaşa ve göze dikkat etmemizdir. Bu projenin en önemli tarafı da, bazılarının zannettiği, iddia ettiği gibi birilerine değil; buram buram bize ait, biz kokan bir proje olmasıdır.
Muhalefet partileri, bu büyük demokratikleşme projesi içinde olmazlarsa ne olur? En net tercih ve en yüksek inancımla söylüyorum ki; hiçbir şey olmaz. Hatta çok hayırlı bile olur. Onların ortalarda bile olmamaları, her akla yakın gelen hususun, kuvveden fiile çıkmasını, çok daha süratli, çok daha güzel, çok da müspet ve anlamlı kılar. Zîra fazla kırarak dökerek hesapsız konuştukları da, ayrı ve acı bir gerçektir. Bu sebeple, sivil toplum örgütleri ve diğer müesses birimler ile hem demokratikleşme paketi, hem de Oniki maddelik ciddi bir Anayasa, vallahi bir çırpıda çözümlenir de, kimsenin bu sürati aklı dahî almaz. Sonra hiç beklemeden, doğrudan doğruya millete referandum için gidilir. Bu vekiller ile bir anlaşma, bir uzlaşma olamayacağı belli olduğuna göre; asil ile neticeye gidilip, iş bitirilir.. İsteyen istediği gibi, kürsülerden ağzı tükürükler saçarak konuşmaya, korku senaryoları yazmaya devam ederken; Millet “Evet”mi, “Hayır”mı diyeceğini, ya da neye tükürüp neye tükürmeyeceğini, çok iyi bilerek, kararını verir. Bu kararın: %90 Civarı müspet olacağı da kesindir. Zîra, bu milletin cümle fertlerinin canına, geçtiğimiz kahır dolu Yirmibeş yıl, çoktan tak etmiştir. Bu işin sonrasını bu müspet meseleye, katkı sağlamayan beyefendiler düşünmelidir. Çünkü millet, çaresizlikten alternatif olarak seçtiği bu liderlerden, hem toplu olarak, hem de fert be fert çok daha dirayetlidir. Ve bu dirayetini, seçimde ispat da edecektir.
Haydar Volkan
Çiftehavızlar: 15.08.2009