- Kategori
- Kitap
"Şafak Sancısı"

....
Küp içindeki kafatası
veya
Türk tarihine dair görüşler
VI. Bölüm
Cengiz Aytmatov tarihle ilgili düşünceleriyle başlıyor sohbete:
“İyi veya kötü, adil veya zalim her ülkenin kendi tarihi olduğu kesindir. Dolayısıyla onun iyisini abartarak, kötüsünü gizleyerek çeşitli estetik boyalar sürmeye, yamayıp güzel göstermeye çalışmak, toplum karşısında affedilmeyecek bir suçtur. Çünkü her nesil, kendi öz tarihini diğer milletlerin inişli yokuşlu dönemleri ile mukayese ederek veya çeşitli olayların sebeplerini inceleyerek geleceğin doğru istikametini yakalama imkânını elde edebilir.”(1)
Muhtar Şahanov’da güzel bir şiirle sohbet başlangıcına katkıda bulunuyor:
“Sana söyleyecek sırrı vardır sağır-dilsiz taşın da
Geçmiş günün tılsımları yatıyor yer altında
Yer altından ataların, bitkilerle kimbilir
Senin her yaptığını gözetliyor olabilir.”(2)
Tarih konusunun irdelendiği bu bölümde her insanın, her yazarın, her milletin az çok tarih bilmesi gerektiği, zaman zaman bilinçli olarak tarih öğrenmenin engellendiği veya geçmişin kötülendiği dikkatlerden kaçmaması gerektiği vurgulandıktan sonra Cengiz Aytmatov:
“Koskoca milleti kendi tarihine yabancılaştırmanın baba terbiyesi görmemiş öküz yapmanın altında ne gibi siyasi oyunların planlandığını anlıyoruz şimdi.”(3) diye sohbeti sürdürüyor.
Şahanov tarihi değerlendirirken kişinin kendi tarihini bilmemesini bir soysuzluk olarak değerlendiriyor ve tarih süreci içinde hangi milletlere ait olursa olsun, iyi ve kötü insanların her yönüyle değerlendirilerek tarih sayfalarında yerini alması gerektiğine değinip Cengiz’i örnek veriyor:
“… Moğol halkının gönlünü yapalım derken, kılıcından kan damlatarak geçmişin hata ve sevabını hiçe sayan Cengiz Han’ı ve benzerlerini yüceltmenin ne anlamı var? Bunlar belki kendi vatanına, milletine iyilik yapmış olabilir; bazıları yaptıkları hanları, saraylarıyla uygarlığa az çok katkıda bulunmuş da olabilir. Ancak terazinin öbür kefesinde bulunan gaddarlıklarını nasıl görmezlikten gelelim? Onları neyle aklayalım? Tarih tartmak demek, bir milletin veya tek taraflı değerlendirmelerde bulunan araştırmacıların peşinden gitmek değil, kılı kırk yararcasına adilane bir yaklaşımla dürüst sonuçlara varmaktır.
Bu yoldan kayarsan, atalar tarihinin karşısında bir kere, geleceğin karşısında ise bin kere günahkâr olursun.”(4)
Bakın bu bizde (Türkiye ve Osmanlı tarihinde) de var. Türk tarihinde, Temür de Türk, Yıldırım Bayezit de… Ama Temür kötü, Yıldırım iyi biridir. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan kötü, Fatih iyi biridir. Azeri hükümdarı Şah İsmail ve Şah Tahmas kötü, Yavuz Selim iyidir. Aynı şekilde Mustafa Kemal sanki Allah tarafından özel yaratılmış bir kişidir ve hiç hatası yoktur. Hatta cumhuriyet yalakaları tarafından bir peygamber ve bir ilâh gibi gösterilir. Şu yönü hatalı diyemezsiniz. Çünkü Atatürk’ü koruma kanunu vardır. Oysa Mustafa Kemal bir insandı. İlâhi güçlerle donatılmış destansı bir varlık da değildi. İnsan olduğunu unutturup garip bir yaratığa çevirdiler. Cengiz Aytmatov daha önceki konuşmalarında da buna “ideolojik mankurtluk” diyor.
Bakınız Hz. Muhammed bile hata yapıyor da Allah onu ayetleriyle uyarıyor.
IV. Murat kimine göre hep kötü, kimine göre hep iyi… Abdülhamit, Abdülaziz, Abdülmecit yine aynı… Sultan Vahideddin vatan haini… Hayatında hiç güzel bir şey yok.
Enver Paşa beş kuruş etmiyor nedense, Mithat Paşa mükemmel bir adam. Tevfik Fikret kimine göre çok mükemmel bir adam, kimine göre din düşmanı… Acaba günahkâr ama Müslüman, zaman zaman asi, zaman zaman iyi bir vatansever olamaz mı?
Nazım Hikmet yıllarca vatan haini olarak anıldı kimilerince. Yıllar sonra o kimileri düşüncelerini değiştirip, Nazım’dan şiir okumaya başladı ve vatanseverliğini söylemeye başladılar.
Acaba elli yüz yıl gibi bir süre geçince bugün çok sevdikleri kişiler hakkında olumsuz bilgi ve eleştirilerle dolu kitaplar mı yazacaklar?
Cengiz Aytmatov’un tarih konusunda Farabî’den yaptığı alıntıya bakın:
“Baba çocuğundan ne kadar mesul ise, her millet kendi tarihinden o kadar sorumludur.”(5)
Cengiz Aytmatov ile Muhtar Şahanov sömürü ülkelerindeki halkalardan bahsederken, birçok ülkenin de yaptığı yanlışlar ve acımasızlıklar üzerinde de duruyorlar.
Totemlerdeki kurt efsanelerine ve destanlara değinerek Roma efsanesindeki Romus ve Romulus adlı ikizlerin kurt sütüyle bir çoban tarafından büyütülmeleri ve Roma’yı kurmaları konusunda sohbetlerini sürdüren bu iki ünlü edip Roma’nın da M.S 5. yüz yıla kadar Avrupa’yı nasıl sömürüp, acımasızca hükmettiklerine değiniyorlar.
Cengiz Aytmatov Sümerler ile Türklerin benzerliklerine dikkat çekiyor, ama esas önemli nokta, Muha’nın Tonyukuk’un kimliği üzerine sorduğu soruya: “… Nedense bana onun asıl adı Tünkukuk, yani “gece guguğu” anlamında konulmuş bir isim çağrışımı yapıyor.”(6) diye bir yorum yapıyor.
Muhtar Şahanov’un Bilge Tonyukuk’un şeceresi ve yurdu hakkında bilgi vermesi de hayli ilgi ve dikkat çekici. Tonyukuk’un Karluk boyundan olduğu ve Kana Ertiş nehrine yakın bir yerde bulunduğu anlatılıyor.
Attila’nın Türkler arasında söylenişinin, yani Türkçe söylenişinin İdil’den geldiğini biliyor muydunuz? İdil, Edil, Rumca telaffuzu Attil ve Atilla olarak tarihe geçiyor.
Attila ve Roma ilişkilerinin değerlendirilmesinden sonra Dede Korkut üzerine sohbet gelişiyor Şahonav’la Aytmatov arasında. Bu sohbeti ünlü Türk hükümdarı Baybars’la devam ettiren ediplerden Kazak budunundan gelen bu hükümdarı okurken, aklıma Şah İsmail, Şah Tahmas ve Selahattin Eyyübî geldi.
Bizde bir atasözü var: İki Arap bir Türk devlet kurar. İki Türk bir Arap birbirini kırar. Keşke şu ikincisi olmasaymış... Her kurduğumuz devleti, sonra yine bizden biri yıkıyor. Öyle ki, bu yüzden Osmanlı sarayında vezir ve paşa namına Türk bulundurmuyor padişahlar. Bu huyumuz olmazsa, dünyanın hâkimi olabiliriz. Tabii bu arada Bilge Kağan’ın öğüdü olan yabancı kadınlardan da uzak durmak gerekiyor.
Bir önemli bilgi daha… Muhtar Şahanov Babür Şah üzerine yaptığı sohbette Pakistan eski başbakanlarından Benazir Butto’nun Babür Şah’ın torunu olduğunu öğreniyoruz. Hakikaten kökü sağlam olan bir ağacın ne dalları birbirini görebiliyor, ne dallar kökü görebiliyor. Ama bilmek de yetiyor. Her bulduğumuz bilgi için yüreğimiz kabarıyor, gözlerimiz nemleniyor.
Kırgız ve Kazak tarihi sohbetleri bizleri Orta Asya topraklarının ve Batı Asya topraklarını gezmemizi sağlayan edipler sayesinde kendi varlığımızı irdeleyerek kopmaz bağlarla bağlanmış çok geniş bir çiftliğe sahip, çok geniş bir aileye mensup olduğumuzu anlayarak daha mutlu yaşayıp, daha mutlu öleceğiz. Çünkü çocuklarımız bu geniş ailede hiç yalnızlık çekmeyecek.
Kazak ve Kırgız isimleri ile ile ilgili efsanelere değinilen sohbette, Kazak ve Kırgız yurtları ve buralardaki tarihi gelişim ve değişimleri de öğreniyoruz.
Muhtar Şahanov Rus emperyalizminin nasıl Sovyetlere dönüştüğünü söylerken yapılan hataları d bir bir sıralıyor.
Ğabit Ağa adlı bir Kazak aydını; “… Türkler ordusuyla düşmana karşı koymalarına rağmen kültüre karşı koyamadılar.”(7) diyor.
Şahanov’da: “Bu dünyada nanevi kölelikten daha çetin bir şey yoktur. Sömürücülerin dinini, dilini, gelenek ve göreneklerini kabul ederek kendi milli değerlerini unutan, özlerinden uzaklaşan halklar az değildir.”(8) diyor.
Kültürel değişim, gelişim, yozlaşma ve yok olmayı konu alan sohbetin zaman içinde “Keser döne sap döne / Gün ola devran döne” diyerek birbirinden kopan halkların kavuşması temenni ediliyor ki biz de bu düşünceye katılıyoruz.
Kayıların Moğol zulmünden kaçıp Anadolu’ya gelmeleri ve Osmanlı’yı kurmalarının anlatıldığı sohbette Sultan Murad’ın Kosava Savaşı’na değiniliyor ve “Murat Kosova Kırlarında” adlı bir destanın oluştuğunu öğreniyoruz. Bu destan “İgor Taburu Hakkındaki Jır” kadar uzun olmasa da uzun bir destan olduğu söyleniyor.
Rus yazarı Puşkin Kazaklarca söylenen “Kazı Körpeş Bayan Sulu” adlı aşk destanını yazıya aktarmıştır.
Bir diğer önemli eser de Rahim Can Otarbayev’e ait “Juldızlar Kulağan Yer” dir. Bu eserin bir inceleme olduğu ve Kazak kültürü üzerine hazırlandığını Şahanov’dan öğreniyoruz.
II. Katerina zamanında yaşayan Türk budunları ayaklanmaları sebebiyle Jayık (Yayık) Nehri adını Katerina Ural Nehri olarak değiştirmiş, bu şekilde Ruslar üzerindeki Türk korkusunu biraz olsun silmiştir. Bu isyana Başkırt, Tatar ve Kazaklar katılmışlar. Bu arada Zerdüştün de bu bölgede doğup büyüdüğü, Ural Nehri’nde atını suladığını öğreniyoruz.
Bir önemli bilgi de Kırgız ve Kazaklar üzerine yazılan kitaplar; A. Levşin “19. yy. da Kırgız-Kazak veya Kırgız- Kaysan Orduları ve Bozkırın Tanımı (3 cilt)”, N. Biçuri “Yenesey Kırgızları”, V. Radlov “Eski Moğol, Uygur, Orhun, Yenesey Yazmaları”, N. Aristov “Türk Kabileleri”, V. Barthold “Orta Asya ve Türkistan” adlı eserler çok önemli çalışmalar olarak karşımıza çıkıyor.
Aytmatov, önemli bir zaafımıza dikkat çekiyor sohbet sırasında:
“Japonlar öğrencilere her şeyden önce ülke tarihini, kültürünü, edebiyatını, müzik ve mimari sanatını okuturlar. Çocuk kendi tarihini iyice belledikten sonra yabancıları tanımaya yönelir. Ne yazık ki, bizde her şey tam tersiydi. Yabancı Luisleri, Wilhemleri yanılmadan cevaplayan talebelerimiz, kendi tarihimizi yazanların ismini bile bilmiyorlardı. Allah’a şükür son zamanlarda durumlar yavaş yavaş düzeliyor. (9)
Moğol istilası, Altın Ordu Devletinin kültürel çalışma kalkınmaları Avrupa Rönesanssı konularına da değiniyor, Cengiz istilası olmasaydı Türkler Japonlardan çok daha ileri düzeyde gelişme gösterecekleri iddia ediliyor. Bunun doğruluğunu ölçmek bugün için mümkün değil. Ancak tarihi olaylarla oynayarak sonucu görebiliriz. Bana göre, biz birbirimizi yedikçe bu çok da mümkün görünmüyor.
Cengiz Aytmatov önemli bir hususa daha dikkat çekiyor: Tarihi kişilikler olan birçok bilge Türk budunları arasında paylaşılamıyor ve kırgınlıklar oluşuyor. Kaşgarlı Mahmut Türkmen olsa ne değişecek, Uygur olsa ne değişecek, Kırgız olsa ne değişecek… Kırgız’la Türkmen, Kazak’la Özbek, Tatar’la Başkırt arasında bir fark görmüyorum / görmemeliyiz / görmeyeceğiz ki, varlığımız dalları budanmış, kökü çürümeye başlamış bir ağaca dönüşmesin.
Muhtar Şahanov’dan Kırım Tatarlarının kahramanlıklarını ve Altın Ordu Devletini anlatan “Kırım’ın Kırk Kahramanı” adlı bir destan olduğunu öğreniyoruz. Bu destan Almatı Edebiyat ve Dil Bilim Enstitüsü tarafından Murın Sengirbayev adlı Kazak Ozanı çağrılarak ezberinden yazıya aktarmaya başlamışlar, ancak destanın az bir bölümü kala ozan hastalanıp vefat ettiği için yazıya aktarımın tamamlanamamış olduğunu öğreniyoruz.
Cengiz Aytmatov’un, Murat Şahanov’un söylediklerini Sovyetler ilk dağıldığında söylemiş, hem de ümitlenmiştik; Türkler yeniden bir araya gelip güçlü bir ekonomi, askeri ve kültürel bir topluluk oluşturacaklar diye. Aynı bayrak altında olmamız gerekmiyor birleşmek için. Yürek, bilgi, feraset ve basiret gerekiyor.
Türk budunlarının Sovyetlerin dağılmasıyla senlik benlik tutarsızlığı tekrar bir Rus topluluğuna dönüşürken, biz de ne başımızı, ne kıçımızı batıdan bir türlü çeviremedik. Hala Avrupa Birliği, Avrupa Topluluğu diye yırtınıp duruyoruz. Hatta o dönemde bile cumhurbaşkanı olan Sayın Özal: Azeriler Caferi, biz Hanefi’yiz. Diye saçmalamaktan geri kalmamıştı. Sanki Caferilik ve Hanefilik Allah’ın yasası, biz de buna uyarsak dinden çıkarız. Ve aynı korkunç manzara devam ediyor. Birbirimize sahip çıkmanın değil, birbirimizle sidik yarıştırmanın hesaplarını yapıyoruz.
Türk budunlarını “böl yönet” sloganıyla Ruslar, Türkiye’yi de aynı slogan ve ekonomik kölelikle Amerika ve Avrupa sömürüp birbirimize düşürüyor. Bizi sömüren bizim içimizden, bizim çıkardıklarımız da cabası…
Tarih geçmişin habercisidir. Haberci yalan söylerse öğrenen bilmeden yalana ortak olur. Onun içindir ki, tarihçi objektif olmak zorunda. Kendine, toplumuna, çocuklarına, insanlığa karşı sorumlu olduğunun farkında olmalıdır.
Gerek milletler, gerek devletler, gerekse bir dünya tarihi yeniden ve bir kurul tarafından yazılması gerektiği kanaatini ben de Cengiz Aytmatov gibi düşünüyorum. Ama mümkün ve kolay olacağını da sanmıyorum. Çünkü bu kadar sömürüye yatkın, meyilli ve azimli olan devletlerin böyle bir objektifliğe yanaşacakları bence kabil değil. Bizim gibi sömürülmeye alıştırılmış toplumlar içinde bu tür bir çalışma önemli değil.
14 Ocak 11
Ankara
_____
1. sayfa 295 2. sayfa 295 3. sayfa 298 4. sayfa 299 5. sayfa 300 6. sayfa 307
7. sayfa 342 8. sayfa 342 9. sayfa 358