- Kategori
- Siyaset
“Selâtin” ve “Cuma” camisi kavramı…

Pazar günü gittim, fotoğrafladım...
İstanbul Ataşehir’de “Mimar Sinan” adı verilen ve Mimar Sinan’ın eserleriyle karşılaştırılan büyük bir cami yapıldı. Cami, ölçüleri itibariyle Türkiye’deki ”En büyük Cami” özelliğinde imiş, gidip görmedim, görmeyi istiyorum, hatta bu Pazar İstanbul’da iken gidip göreceğim inşallah…
Bu yazımda “Cami” üzerinde durmayacağım, “Cami” üzerine fikir yürütmek, ola ki yanlış anlamalara neden olabilir, yanlış anlamalardan kendimi sakınırım.
Benim konum, bu caminin açışlındaki Başbakan’ın ifadeleri ve caminin bir yanında “Kitabe” gibi Sayın Başbakanın sözleri ve altındaki imzası ile “Cuma cami” kavramı üzerine.
Önce bu caminin ölçüleri itibariyle Mimar Sinan’ın camileri ile eşleştirilmesi. Sadece iki ölçü ile bile Selimiye Camisi ile eşleştirilemez. Kubbe yüksekliği Selimiye Camisinde 43,25 metre iken, Mimar Sinan Camisinin kubbe yüksekliği 42 metredir. Selimiye Camisinde Kubbe çapı 31,25 metre iken, Mimar Sinan Camisinde genişlik 27 metredir.
Diğer önemli farkı ise, Selimiye, Sultan Ahmet, Süleymaniye ve Fatih Camilerin yapıldığı tarihteki inşaat tekniği ile bugünün inşaat tekniği asla karşılaştırılamaz.
Burayı geçelim, Bugünün “Mimari”si, inşaat tekniği ile Mimar Sinan’ı karşılaştırmak bile abesle iştigaldir. Ancak yeni yapılan ve adı “Mimar Sinan Cami” olan bu cami de elbette “Büyük Camiler” arasına girmiştir.
Benim esas söylemek istediğim, Sayın Başbakan’ın, açılışta ifade ettiği kavramlar.
Başbakan, Camiden söz ederken Asya yakasında “Selâtin” cami ihtiyacı olduğunu vurguladı…
Başbakan’ın “Selâtin Cami” kavramını bilmemesi mümkün değil…
“Selâtin Camisi” demek, Osmanlı Padişahlarının ve Valide Sultanların kendi adlarına yaptırdıkları camilere verilen isimdir. Bir başka anlatımla, Türkiye’de birçok kişi, kendi adlarını verdikleri cami yaptırmışlardır ve bunların hiç biri “Selâtin Cami” değildir, çünkü Padişah veya Valide Sultanlar tarafından yaptırılmamıştır. Her “Büyük” Cami, “Selâtin Cami” olarak bu nedenle adlandırılamaz.
O zaman şu soruyu soruyorum…
Kabul, cami büyük hem de ihtiyaç, ancak “Selâtin Cami” olarak anılması ve bilinmesi mümkün değil. O zaman Başbakan neden “Selâtin Camisi” olarak tanımlıyor? Kendi “Talimatı ve isteği” üzerine yapıldığı için kendini “Padişah” yerine mi koyuyor?
Elbette “Padişah” yerine koymuyor, koyamıyor, ama “İmzasını” koyuyor. Duvarına kocaman bir “Yazıt” koyuluyor, altına da Sayın Başbakan “İmzasını” koyuyor.
Yani…
Aba altında “Ben ki Padişahım” demeye getiriyor ve adını da duvara yine “Çaktırmadan” koyuyor.
Koyuyor ve camiye de “Selâtin Camisi” diyor…
Eh… Ben de “Bu gurur niye padişahım, senden büyük Allah var, bilesin” diyorum, yanlış mı?
Gelelim “Cuma Camisi” kavramına…
Cuma günü “Öğlen namazı” vaktinde ve “Cemaatle” kılınması farz olan namazdır, “Yerleşim yerlerinde” ve cemaatle kılınan bu namazın bir başka özelliği de, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) zamanında iki rekat namazdan önce “Hutbe” okunmasıdır. Sonra “Dinletilmesi” için namazın önüne alınmıştır.
Şimdiki gibi diyanet İşleri Başkanlığının “Dikte” ettiği konular yerine, geçmiş ve gelecek haftanın içinde yaşanan veya yaşanacak önemli konular, imam tarafından bizzat hazırlanan konuşmalar olurdu. Dahası, cemaatin ortak sorunları, konu olarak seçilirdi.
Bu gününün koşulları içinde, yerleşim yerlerinde, İl, ilçe, köy ve kasabalarda ve bütün camilerde kılınır. Özellikle Cuma namazlarının kılınacağı bir cami söz konusu değildir. Önemli olan, gök kubbe altında, yerleşik nüfusun toplanıp “Cemaat” oluşturması esastır.
Yani…
Sayın Başbakanın ifade ettiği gibi “Cuma camisi” kavramı uygun değildir. Fiziken de mümkün değildir. Diyanetin “Dikte” ettiği “Hutbe” konuşması ile de “Gerek bile yoktur” desek yeridir.
O zaman şunu sormak isterim…
Sayın Başbakan neden “Cuma camisi” kavramını kullanmıştır?
El cevap…
Duvarında kendi imzası bulunan ve adına da “Selâtin camisi” dediği bu camiye daha bir anlam kazandırmak için…
Daha ne diyeyim ki? Allah kibrini yensin…
22 TEMMUZ 2012
İBRAHİM PEKBAY