​ 'Selamünaleyküm, Atatürk devrilmiş niye kaldırmıyonuz!' / Kültür - Sanat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ekim '10

 
Kategori
Kültür - Sanat
 

'Selamünaleyküm, Atatürk devrilmiş niye kaldırmıyonuz!'

'Selamünaleyküm, Atatürk devrilmiş niye kaldırmıyonuz!'
 

Mahallenin bıçkın delikanlısı, galeriden içeri kafasını uzatıp “Selamünaleyküm” diye seslendi: “Bu Atatürk heykeli devrilmiş. Niye kaldırmıyonuz? “

Galeri yöneticisi, sakin bir ses tonu ile cevap verdi: “Heykelin formu budur. Uyarınız için teşekkürler.”

Genç, tatmin olmayıp ısrar etti; “Valla sorun yaşarsınız. Gelen geçen anlamaz. Hayır, sonra başınıza bir iş gelmesin diye yani…”

Muhatabı kararlı: “Sağol arkadaşım, sorun çıkarsa hallederiz”…

Konuşmanın nerede geçtiğini tahmin etmiş olmalısınız…

Selamünaleyküm’le lafa girip, Atatürk heykelini savunan bu gencin, ne tür bir ideolojiyi – dünya görüşünü temsil ettiğini, iyilik mi yapmaya çalıştığını, yoksa örtülü bir tehdit mi savurduğunu bir bakışta anlamak için doğru bir yer değil Galeri Non’daki Extramücadele Sergisi.

Tekinsizlikten beslenen sanat

Zaten burası da Tophane.

Malum olayların üzerinden on gün geçmesine rağmen Tophane’de gerilim kendini hissettiriyor. Sokağın başında polis otobüsleri nöbette. Fırtına öncesi sessizlik hali var mahallede.

Ya da bana öyle geliyor.

Böyle hissetmek istiyorum belki de…

Çünkü hoşlanıyorum bu tekinsizlikten.

Her anı planlı, kontrollü ve onaylı hayattan bir iki saatliğine bile olsa sıyrılıp Tophane’nin ‘ne olacağı belirsiz’ sokaklarında, bildiklerime - alıştıklarıma benzemeyen tipteki sakinlerinin arasında dolaşmaktan büyük keyif alıyorum.

Biraz daha cesur olsam, kahveye oturup bir çay söyleyeceğim ve gün boyu gelen geçene bakacağım. Hatta teklif gelirse, okeye aranan dördüncü bile olabilirim.

Sizi bilmem ama ben gerçekçi sanatın; özellikle de zıtlıklardan, çelişkilerden, toplumun türlü türlü katmanlarından, sokağın bin bir renginden yani hayattan beslendiğini iddia eden çağdaş sanatın Tophane gibi semtlerde üretilmesi ve takip edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bazılarının – ve maalesef çoğu eli kalem tutan kesimin- Tophane olayından sonra ‘Canım galeriler de istenmedikleri yerde durmasınlar. Kendilerine kucak açan Maçka, Şişli, Nişantaşı gibi semtlere taşınıversinler.” türünden sözleri geliyor aklıma, gülüyorum.

Çağdaş sanatın görev tanımında, bize ‘mikroplardan arındırılmış’ hayatlarımızı yansıtmak değil madalyonun kirli paslı yüzünü göstermek yazılı. Bu misyonla yola çıkan bir sanat türünün, ‘Yolu sevgiden geçen herkesi buluşturan bir mecra’ olması düşünülebilir mi? İtiş kakıştan, kavga dövüşten beslenen, bir inip beş çıkan tansiyona göbekten bağlı bir sanat türünden bahsediyoruz, klasik baleden değil ki?

“Tehdit eden de var tebrik eden de”

Dolaştığım galerilerin sahipleri ve sanatçılarla sohbet ettim. Doğal olarak hepsinde post travmatik Tophane Baskını sendromu mevcut.

Öte yandan olay sonrası gördükleri ilgiden çok memnun olduklarını gizlemiyorlar.

1997’den bu yana hayali siparişlerle çalışan, tarafsızlığı ve provakatif işleriyle küçük bir kesimin tanıdığı Extramücadele, şöhretinin zirvesinde. “Günde onlarca kişi galeriye gelip kızıyor, tehdit ediyor, alkışlıyor, destek veriyor, tebrik ediyor, küfür ediyor” diyor yöneticisi.

Eserlerin, bazen karşıt görüşleri de uzlaştırdığı oluyormuş. Devrilmiş Melek Atatürk heykeli, Atatürkçü bir teyze ile İslamcı bir gençten aynı dozda eleştiri alabiliyormuş mesela.

Mahallelinin ‘ne varmış burada’ diye girip eserlerle bir şekilde bağ kurmasından çok memnunlar özetle. Geçen hafta sonu, galerileri günde ortalama 200 – 300 kişinin dolaşmış.

“Kapımız açık değilmiş, dokunacağız”

Öte yandan, mahallenin öteki sakinleri olarak özeleştiri yapmayı da ihmal etmiyorlar. Bir galeri sahibi, aralarında konuyu değerlendirdikleri söylüyor; “Kapımız herkese açık diye övünüyorduk ama bunun yeterli olmadığını idrak ettik. Önemli olan mahallelinin o kapıdan içeri girmesini sağlamak. Onlara bir yolunu bulup dokunmamız gerekiyordu.”

Toz duman dağılıp, baş başa kalınca, bu ‘dokunma’ konusu ile ilgili projeler yapmayı düşünüyorlar.

Size tavsiyem, gündemin tuzağına düşüp ‘baskın’ analizlerine kafa yorarken, Tophane Art Walk adı verilen ve 7 sanat galerisini içeren sıra dışı turun keyfini ıskalamayın.

Galeri Non ve Extramücadele’den zaten kaçışınız yok. ‘Melek Atatürk ya da Rodin Kemalist Olsaydı’, kadın ruhunun ve bedeninin erkek dünyasına ait sembollerle nasıl karartıldığına vurgu yapan ‘Erkek Tarafından Örtülmüş”, ‘Kabus ‘adlı eserlere ve toplumsal travmalara ‘bir kadın diktatörün’ son vereceği ümidiyle dillendirilen ‘Bir Kadın Despot’ adlı heykele azami dikkat…

Çerçevelere güvenmeyin

PiArtWorks’te Mehmet Ali Uysal’ın iki sergisi var. “Askıda”, ‘kasap vitrinine asılı sanat’ konseptindeki vitrini ile daha içeri girmeden sizi etkisi altına alıyor.

Sanat-sermaye-sahiplik ilişkisini sorgulayan sanatçının erimiş altın varaklı çerçeveleri, bana hayat boyu kendimize çizdiğimiz ve o pek güvendiğimiz çerçevelerin aslında ne kadar dayanıksız ve içlerinin acınacak derecede boş olduğunu hissettiriyor.

Elipsis Galeri’de sizi sinema ve moda dünyasından aşina olduğunuz simalar bekliyor…Moda fotoğrafının ünlü ismi Michel Comte’un, Naomi Campbell’den Sophia Loren’e unutulmaz kadınların portre fotoğraflarından oluşan Women adlı sergisi tam bir seyirlik.

Ve Galeri Non’da dağıtılan ‘şimdici’ Nazım Dikbaş’ın yazdığı ‘Özgürlük İlkesi’ şu sözlerle başlıyor;

“Herkes kendi ülkesini seçer, coğrafi ülkesini değilse de, kendi hayal ülkesini, rüya dünyasını”…

Ben, ‘hayal ülkemi, rüya dünyamı’ Tophane’de bir daha seçtim…

Siz de seçin.

syucebiyik@gmail.com

twitter/suleyucebiyik

 
Kayıt tarihi
: 16.07.10
 
 

Milliyet Yazar..