- Kategori
- Siyaset
"Yalanda sınır tanımayan gazetecilik"
"Yalanda sınır tanımayan gazetecilik"
“Yalanda sınır tanımayan gazetecilik…”
Haberciliği bir yalan makinesinin monoton mekanik çalışmaları sanan, bir yalan makinesi gibi işlev gören gazetecilik anlayışı…
Biz “Mütareke basını”, “Holding medyası” gibi nitelemelerle yaklaşıyorduk ama bunlar onlara tüy diktirdiler.
Kim “bunlar” dediklerimiz?
Önce ne yapılmış bir görelim:
"İç karışıklık çıkartarak ülkede darbe zemini hazırlamayı hedefleyen Ergenekon'un, kamuoyuna yansıyan manifestosundaki kirli senaryonun aktörleri Antalya'da ortaya çıktı. İşçi Partisi Lideri Doğu Perinçek'in talimatıyla işadamı Kuddusi Okkır tarafından yazılan manifestoda, toplumda karışıklık yaratmak için üniversitelerin devreye sokulacağı belirtilmişti. Karanlık eller, önceki gün Akdeniz Üniversitesi'nde işbaşındaydı."
8 Nisan tarihli Star gazetesinde yapılan bir haber!
Aynı tarihli Ulusal Kanal’daki bu konudaki haberi okuyalım şimdi:
“Ergenekon tertibinin son yalanını da Fethullah Gülen tarikatına yakınlığı ile bilinen, Tayyip Erdoğan’ın kadim dostu Ethem Sancak’ın Star gazetesi patlattı. Yalanda sınır tanımayan Star'a göre Akdeniz Üniversitesi'ndeki provokasyonun arkasında "Ergenekon" ve İşçi Partisi Lideri Doğu Perinçek varmış!”
“Düğmeye bastılar, Ergenekon durdu.”
Çölaşan böyle demiş, Ergenekon’daki ABD güdümlü AB destekli plan ve yalanı kanıtlamak için.
Çölaşan’ın yazdığı yazısının daha mürekkebi kurumadı… Star’ın yalan haberi çıktı ortaya.
Amaç nedir?
Amaç dış destekli iç çatışma çıkartmak, bunu körüklemek; yani ülkede destabilizasyon yaratmak… Ezilen Dünyada istikrazsızlık yaratmayı amaçlayan gücün adına bizim köyde emperyalizm derler. O halde hemen şöyle bir sonuca ulaşabiliriz: ABD ve AB güdümlü bir psikolojik savaşla Batı destekli iç çatışmaların fırtınası içinde ülke istikrazsızlık çıkmazlarına sürüklenmek istenmektedir. Böylece emperyalistler ve Haçlı gericilik bulanık suda balık avlayacak, belki de kapatma davasını savuşturmanın yolunu bulacak, ordu yıpratılacak, halkın gözünden düşürülecektir. Bu arada yalan makineleri de, efendilerinin gözüne girmek için ve toplumu yanıltmak, halkın beynini dumura uğratmak ve ele geçirmek için suçu, ömrü bu tür provokasyonlara karşı mücadeleyle geçmiş gerçek ulusalcılara, yurtseverlere atacaktır. Star bu işlevi görmüştür.
Oysa olguları ve gazetelerden sağlana bilgileri ardı ardına sıralarsak ve bir analiz yaparsak gerçeğe kısa yoldan ulaşabiliriz:
İlki, Aydınlık’ta yayınlandı tam polis ifadesi, Emniyet’te Perinçek’e, tanımadığını ifade ettiği Kuddusi Okkır ismi sorulmuştur.
İkinci olarak, operasyona maruz kalarak tutuklanmadan çok önce basın açıklamasıyla, kendisinin emriyle yazıldığı ifade edilen “manifesto”dan haberdar olmadığını, bu konudaki haberlerin kuyruklu bir yalan olduğunu döne döne belirtmiştir.
Üçüncü olarak, Star’dan başka hemen hemen tüm basında Akdeniz Üniversitesindeki olayların esasen MHP’li Ülkücülerle PKK’liler arasında cereyan ettiğini yazmıştır. Hatta Bahçeli’nin feveranından da bellidir bu gerçek. Bu nedenle olayların Perinçek ve İP ile uzaktan yakından hiçbir alakasının bulunmadığı böylece anlaşılmış olmaktadır.
Bir gazeteci olarak sormak gerekmektedir:
Bu haber hangi namus normuna sığdırılmaktadır?
Bu yayıncılık, hangi ahlak kuralının içine sokulmaktadır?
Dürüst gazetecilik tarihe mi karışmaktadır?
Öte yandan F tipi basın organları AÜ Rektörüne karşı bir linç kampanyası başlatmışlardı haftalardır. Rektör Prof. Dr. Mustafa Akaydın’ı yeterli önlem almamakla suçlayan malum basın, esasen son olaylardaki rolünün de ipuçlarını, bu kampanya sırasında Rektörü suçlamak için “Silah girer, başörtüsü giremez!” diyerek vermişti.
Rektörün bu tür bir yıpratıcı linç kampanyasına maruz kalmasının nedenleri son zamanlarda aldığı kararlı tutumlarda gizlenmektedir. Türban konusunda serbestlik yasa tasarısına kararlılıkla karşı çıktığı, Gül’ün Cumhurbaşkanlığına karşı düzenlenen Cumhuriyet mitinglerine destek verdikleri için Ankara ve Uludağ Üniversiteleri gibi Akdeniz Üniversitesi de linç kampanyalarının hedefi durumundadır.
Bir yazımızda yıl girmeden dediğimiz gibi, krizler yılı olan 2008 yılı ve önümüzdeki dönem zor bir dönem olacak.
Hükümetin ülkeyi “250 kilometre hızla ve frensiz bir şekilde sıcak paranın bittiği uçuruma doğru” götürdüğünü belirtmiştik. Daha Mart girmeden ekonomik kriz fırtınasının içine girildi. Bu ortamda bir hükümet krizi patlak verecektir dedik. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının kapatma davası hükümet krizine neden olmuştur. Hükümet denilen Haçlı iktidarının zaafa uğraması ülke ve halkın yararınadır. Onların mağduriyet edebiyatı bu kez sökmeyecektir. Cumhuriyet hukuku kapatma davası açmakla zaten tartışılan meşruiyeti konusunda son kuşkuları da ortadan kaldırmıştır. Şimdi MKYK toplantısından elikolu bağlanmış olarak çıktı.
Şunu söylüyoruz:
Lajendik küstahı demiş ki; “dünya tarihinde ne böyle bir olay görülmüştür, ne de Avrupa ülkelerinde yaşanmıştır!”
İşte küstahlıklarından yanlarına varılmayan emperyalist efendilerin kafalarının basmadığı nokta da buradadır:
Biz bize benzeriz, kimseden sorulmamıştır bizim işimiz.
Gerçekten de, Türkiye’nin kendine özgü bir tarihsel süreci, bu sürecin özgül renkleri ve gelenekleri vardır. Yüzde 47 oy oranıyla bizim ülkemizde bazen iktidar bile olamazsınız işte böyle. Ve Cumhuriyet’in batıp gittiğini düşünmeye başladığımız refleksleri bir ortaya çıktı mı, pir çıkar; herkesi şaşırtır; en çok da emperyalistleri ve işbirlikçilerini bekçi düdüğü gibi öttürür.