​ 1. sınıf hakimler ve 1. sınıf çocuklar / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Şubat '10

 
Kategori
Güncel
 

1. sınıf hakimler ve 1. sınıf çocuklar

1. sınıf hakimler ve 1. sınıf çocuklar
 

Birinci sınıf çocuklar


Önceki gün Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu toplandı. Erzurum Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal ve üç arkadaşının özel yetkilerinin ellerinden alınmasına ve haklarında suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi.

HSYK'nın idari açıdan böyle bir yetkisi var. Fakat soruşturma gerektiren konularda bunu kullanıp kullanamayacağı tartışılıyor. Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcısı tarafından sorgulandıktan sonra sevk edildiği mahkemece tutuklanan Erzincan Savcısı İlhan Cihaner'in epey zamandır bazı yayın organlarında kendini savunduğunu ve destek bulduğunu hatırlıyorum.

Anlaşılıyor ki Savcı Cihaner'e, bir kesim tarafından özel önem atfediliyor. Aynı grup, İrtica ile Mücadele Eylem Planı’nda ıslak imzası bulunan Dursun Çiçek'i titizlikle korumaya çalışıyor. Bu da bana, ikili arasında bir ortaklık olduğunu düşündürüyor. Özetlersek, Ergenekon bağlantılı bir çok olayda gösterilen engelleme ve etkisizleştirme gayreti, Cihaner ve Çiçek konusunda, "süper bir gizleme/örtme çabası" halini almış bulunuyor.

Öte yandan 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk, techiz edilmiş askeri araçlarla ikinci defa, Erzincan Caddeleri'nden resmi geçit yapıyor. Şimdi bunların hepsini bir araya toplayalım ve üstüne, HSYK'nın kararını koyalım. Buna, (hiç gereği yokken) birinci sınıf hakimlerin desteğini de ilâve edelim. Artık buradan, uygulama sahası olarak Erzincan'ın seçildiği iddia edilen, "İrtica İle Mücadele Eylem Planı’nın" gizli kalmasının, bazılarınca çok önemli (yani, hayat memat meselesi) olduğu sonucunu çıkarabiliriz.

Hukukçu olmadığım halde geçmişte, bir kısım yüksek mahkeme kararları hakkında görüş belirttiğimi ifade etmek isterim. Fakat bu defa verilen kararın hukuki olup olmadığı konusuna değinmeyeceğim. Zaten değinsem ne olur ki?

Meselenin başka bir yönüne bakacağım. HSYK üyeleri, toplantı esnasında verdikleri ani bir önergeyle müsteşarı tongaya düşürüyorlar ve Erzurum'daki özel yetkili savcıları görevlerinden alıyorlar. Yani dışarıdan bakıldığında normal yürüdüğü düşünülen bir soruşturmaya müdahale ediyorlar.

Kararın hemen ardından Yargıtay, Danıştay, YARSAV (dahası var mı bilmiyorum) sonucun, "hukuki" olduğuna dair birer açıklama yapıyorlar. Üstelik, kararı eleştiren Adalet Bakanı'na da veryansın ediyorlar. Hatta HSYK Başkan Vekili Kadir Özbek Bakan'ı, "borazana" benzetiyor.

Gün ortasından sonra da yüksek yargıçlar, HSYK'ya destek ziyaretine başlıyorlar. Yani ülkenin birinci sınıf hakimleri, diğer birinci sınıf hakimlerin hakimiyetini tescilliyorlar. Böylece, "eşitlik, eşitler arasında olur" hükmü mucibince eşitler, birbirini korumuş ve kollamış oluyorlar... da, acaba hukuk, bunun neresinde kalıyor?

Doğrusunu söylemek gerekirse ben, "dayanışma" denilen bu eylem biçimini (hangi grup, kurum ve kuruluşça yapılırsa yapılsın) çok yanlış buluyorum. Hele bir de dava veya soruşturma söz konusuysa... Doğrusu böyle bir tavır, iligili savcı ve hakimlere, "ayağınızı denk alın!" anlamında bir gözdağıdır .Daha açıkçası bu bir "ihsas-ı reydir" yani, yüksek makamın tercihinin ne yönde olduğunu hissettirmesidir.

Her kesimden gazeteciler, yazarlar, askerler, memurlar, sendikalar hep dayanışıyor. Yani mahkemeye düşmüş meslektaşlarını, (suçlu mu, değil mi bakmadan) yargıcın elinden kurtarmaya çalışıyor. Aslında bu, adalete ve yargıya güvenmemenin açık ifadesidir. Hakimin adil karar vereceğine inanan insan niçin dayanışma ihtiyacı duysun ki? Sonuçta tecelli edecek olan adalet değil midir? O zaman mesele nedir de "destek ve dayanışma" ihtiyacı duyulmaktadır?

Demek ki, kimse yargıya güvenmemektedir ve bu yüzden, gözdağıyla sonuç almaya çalışmaktadır. Ya da bir mahkeme safahatında herkes, adaletin tecellisini beklemeye değil, kendi adamını kurtarmaya kilitlenmektedir. Hazin değil mi?

Taraftarları yargılanırken olaya bu biçimde yaklaşanlar, başkaları sözkonusu olunca beylik konumlarına dönmekte ve, "hukuka güvenilmesini, onun herkese lâzım olduğunu" söylemektedirler. Şimdi düşünelim:

1- Bir dava görülürken mahkeme salonunda boy göstermek ne kadar hukukidir ve hakimi etkileme dışında ne ile izah edilebilir?

2- Destek veya dayanışma ile, "hak ve adalet" arasında (ters/doğru) nasıl bir orantı vardır?

3- Yoksa, çağdaş anlayışa göre hak, sadece güçlü ve etkili kimselere mi ait olmalıdır?

4- Cevap hayırsa ve yargıya güvenmek gerekiyorsa, o zaman, "bu dayanışma/destekleme" abukluğunun anlamı nedir?

Ben şahsen, ülkenin en kıdemli ve adalet makanizmasının en üstünde görev yapan yargıçlarına böyle bir davranışı kesinlikle yakıştıramıyorum. Bu tavrın, birinci sınıf hakimlere değil, ancak birinci sınıf öğrencilerine yakışabileceğini düşünüyorum.

Kendilerine danışılmadığı, herhangi bir soru yöneltilmediği halde en üst yargı organlarının, "HSYK kararının hukukiliği" konusunda alelacele açıklama yapmaları şaşırtıcıdır. İnsan, "acaba bu, önceden plânlanmış organize bir tavır mı?" diye düşünmeden edemiyor.

Eski söylemimi tekrar ediyorum. Kimse bana, "bu ülkede hukuk var, hukuk herkese lâzım, yargıya güvenelim" gibi çıldırtıcı lâflar etmesin. Demokratik hakların yüksek yargının keyfine kaldığı, savcı ve hakimlerin, kurtarılacak zanlıların arzusuna göre tayin edilmek istendiği bir ülkede, hukuktan bahsetmek akıl sağlığıma zarar veriyor. Asabileşiyorum ve ağzımdan kötü sözler dökülüyor.

Evet, bu noktadan baktığımızda ülkemizde, "adalet anlamında hukuk" yoktur. Varsa bile istisnadır ya da adamına göredir. Kısacası mevcut hukuk düzeni, bazı birinci sınıf hakimlerin erkler ve toplum üzerindeki hakimiyetini tesise yarayan garip bir müessese haline gelmiştir.

Dünkü olaya, Yassıada Mahkemesi Hakimi Salim Başol'un Menderes'e, "sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor!" sözünü, sonra da 28 şubat 1997 de akın akın askerden brifing almaya giden üst düzey yargı mensuplarını ilâve ettiğinizde demek istediğimi anlarsınız.

Ergenekon davasının, yaşamakta olduğumuz bu hukuksuz düzene son vermeye, toplumsal huzuru ve adil yargı sistemini hakim kılmaya yönelik bir girişim olduğuna inanıyorum. Yaşadığımız gerilimin sebebinin de, mevcut düzenden nemalananların, bu değişime direnmelerinden kaynaklandığını düşünüyorum.

Ben ne binici sınıf bir hakimimim, ne de birinci sınıf bir insanım. Vatandaşlar arasında bir tasnif yapsalar, her konudaki sıralamada onuncu bile olabileceğimi sanmıyorum. Gene de hak, adalet, hukuk ve tarafsızlık konusunda birici sınıf hakimlerden çok daha ileride olduğumu sanıyorum. Çünkü her şey meydanda ve görünen köy kılavuz istemiyor.

Resim: www.haber7.com/foto-galeri.php?cID=2398

 
Toplam blog
: 462
: 707
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..