Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

26 Nisan '08

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
 

1 Mayıs 1977 katliamı üzerine

1 Mayıs 1977 Katliamı üzerine
Pazartesi, 01 Mayıs 2006 - (20:42)
ERGUN EŞSİZOĞLU


"1 Mayıs 1977 Katliamının yaşandığı gün, kazancı yokuşunun başında canını zor kurtaran grubun içindeydim. En çok ölümün yaşandığı bu yerde ayağımda ki ayyakkabılar gitmiş, ezilmekten hertarafı çürükler içinde kalmış bir durumdaydım. Yanımdaki arkadaşımın kafasını omzuma koyarak kaldırdığımda öldüğünü anlamıştım"

Halbuki biraz önce ne kadar coşkuluyduk. Hepimiz hayat doluyduk. Hepimiz yasal bir gösteri için halaylar çekerek gelmiştik bu alana.

Ölen arkadaşım daha yeni nişanlanmış yaşama ne kadar da dolu dolu bakan bir insandı. Gözyaşlarım akarken bir şeyler boğazımda düğümlenip kaldı: Neden? Neden? Neden?

O yıllar benim 21 yaşında olduğum günlere takabül ediyor. Okuduğum okulda ki arkadaşlarla birlikte tuttuğumuz otobüsle İstanbula gelmiş, büyük bir coşku vede neşe içinde bu anlamlı günü Türkiyenin dört bir yanından gelenlerle birlikte omuz omuza gelerek, halaylar çekerek kutlayacaktık.

Biz otobüsle yola çıkıp İstanbula doğru gelirken, isterseniz Türkiye 1 Mayıs 1977 e nasıl geldi ona bakalım. Ve nasıl sonuçlandı onu inceleyelim. Hep birlikte dersler çıkaralımmı ne dersiniz?.

1 Mayıs 1977 e doğru gelinirken, ülkede ki müthiş Sağ-Sol kutuplaşmalarıyla birlikte, sol içi Revizyonist-Maocu kutuplaşmalarıda dolu dizgin artarak 1 Mayıs 1977 e geliyordu.

O günlere gelirken, basın aynen bu günlerdeki gibi sorumsuzca manşetler atıyor, ateşin üzerine benzin dökmekten çekinmiyordu.

DİSK, 22 Nisan günü yaptığı açıklamada 1 Mayıs’a katılacak örgütleri ve atılacak sloganları ilan ediyor ve 20 bin DİSK (DİSK Yönetimi TKP li kesimden oluşuyordu) görevlisinin güvenlik için hazır olduğunu duyuruyordu.

Buna karşılık "Moacu kesim"(Bu kesimin başınıda Aydınlık grubu çekiyordu) kendi sloganlarını her türlü engellemeye karşın atacağını vede hangi sonuç doğarsa doğsun geri adım atmayacaklarını ilan ediyordu kendi yayın organlarından.

20 Nisan gününün Ortadoğu gazetesi “Sol 1Mayıs’ta Halkı Galeyana Getirmek İstiyor” şeklinde manşet atmıştı. 1 Mayıs gününün Tercüman’ında ise Rauf Tamer, ”Arabalar tahrip edilecek, inşallah aldanırız ama, kanlar akacak. Çeşitli solcu gruplar arasında slogan kavgasıdır bu” diye yazıyordu. 30 Nisan tarihli Bayrak gazetesinin manşeti de, “DİSK ve Maocu Gruplar arasında çatışma bekleniyor!” şeklindeydi.

Yani özetle 1 Mayıs 1977 öncesinde olayın bütün tarafları 1 Mayıs 1977 ye doğru üstlendikleri görevlerini yerine getirmek için büyük bir efor sarfediyordu.

Üstlendikleri görev: o gün gerekli kıvılcımı çakmak, kıvılcımı çaktıktan sonrada planlananların layıkıyla yapılması için, gerekli olan gerilimi el birliği ile başarıyla yaratmaktı.

Miting başladıktan sonra Tarla başı istikametinden gelen Maocu kesim ısrarla ve kararlılıkla kendi sloganlarını atarak miting alanına doğru gelince vede Disk görevlileri de ısrarla ve kararlılıkla bu kesime engel olmaya başlayınca orada kaçınılmaz olan gerginliğin alk adımı başladı.

Bu yaratılan gerilimin üzerine günlerdir orayı Kanlı bir güne çevirmek için fırsat kollayanlar düğmeye bastılar vede tezgah tıkır tıkır işledi.

Pamuk eczanesinin üstünde, Sular idaresinde, İnter continant otelinde mezilenen silahlı provakatif güçler, oralardan miting alanına toplanan 500 binin üzerindeki insana neresine geleceği ayrımını yapmadan ateş açmaya başlar.

Artık bundan sonrası tam bir kaos ve keşmekeştir. Kalabalık panik içinde birbirini çiğneyerek hem paniğin artmasını hemde katliamın artmasını sağlıyordu.

Olay Solun kendi iç çelişkilerinin kullanılması ile başlamış, birbirleriyle Tarlabaşında kavga ederek hala görevini yerine getirmeye çalışırlarken, Taksim meydanında birileri oyunu başarıyla tamamlıyordu.

Sonuç 37 ölü. 140 yaralı. ölenlerin 25 tanesi kazancı yokuşunda ölmüştü

Gazeteler ve siyasiler ilk açıklamalarında: olayların Miting alanına girmek isteyen kesimce başlatıldığı ve onların saldırmasından sonra yaratılan panikle insanlar ezilerek öldü biçimindeydi ağırlıklı olarak. Bu açıklamalara günlerdir hazırlanan kamuoyu da ilk başta hemen inanmış. Her kes bir grubu suçlu ilan etmeye çalışmıştı.

Suçlu hazırdı: Olayı yapan bir grub tur. (Sol içi bir grub)

En çok ta ortalıkta dolaşan keskin tavırlı, solgan atar gibi yazan ve konuşanlar, 1 mayıs öncesinde toplumu gerdikleri gibi, olaydan sonra da , başarıyla olayların gerçek yaratıcılarını gözlerden vede kamu oyundan saklama tavrına girmişti olayın bütün kesimleri.

Çünkü bu provakatörlerin gerçek amacı olayın gerçek faillerini bulmaktan ziyade siyasi parsa toplamaya çalışmaktı. Onların amacı halka gerçeklerin açıklaması değil, demogojik söylemlerle hayali düşmanlar gösterek hedef saptırması yapmaktı.

Bütün bunlar Psikolojik savaşın başarılı adımlarıydı. Olayın öncesi de, sonrası da özetle böyleydi.

Ama zaman geçtikçe, güneşin balçıkla sıvanamayacağı gibi, artık olayın gerçek yönleri ortaya çıkmaya başlamıştı. Herkes yaratılan şoku atlatmış kendine gelmeye başladığınıda parçalar bütünleştirildiğinde ortaya başka birleri çıkmaya başladı. Başka birilerinin silütleri belirginleşmeye başladı.

İstanbul Belediye Başkanı Ahmet İsvan’ın toplum polisinin amirine sorduğu “Bu duvarın üzerinden ateş edildi bize. Bunlar polis midir, görevli midir?” sorusu yanıtsız kalır ve İsvan coplanır. Daha sonraki soruşturmalarda ise bu kişiler tamamen reddedilir; zaten boş kovanlar da anında toplanmıştır.

Ateş açılan noktalardan bir diğeri olan Pamuk Eczanesi’nin üst katında ise tabancalar ve mermi kovanları bulunacaktı.

Kazancı’ya iniş ve çıkışı engelliyorlardı. Sel halinde akan insanlar kamyonetin iki yanından ve el arabalarının üzerinden geçerek. Kazancı Yokuşu’ndan aşağıya doğru kaçmaya çalışıyorlardı. Tam bu sırada yokuşun biraz aşağısındaki garajdan çıkan beyaz renkli bir Renault uzun menzilli silahlarla kitleyi tarayacaktı. Beyaz Renault’da bulunan polis memuru Necati Tınaz, daha sonra bu durumu ”üstümüze geldiler havaya ateş ettik” diye açıklayacaktır.

Alanın tarandığı bir başka merkez de Inter Continental Oteli’ydi. Daha sonra otelin beşinci ile altıncı katının camlarında içeriden atılmış kurşunların delikleri görülecekti.

Günaydın gazetesinden Necati Doğru, ”5.katta bir odanın kapısı açıktı. Odanın pencerelerinden alanı seyreden kişiler ve masa üzerinde teleobjektifli makineler gördüğüm için gazetecilerin bu odada olduğunu sanarak içeri girdim. Adımımı atar atmaz oldukça mütecaviz bir biçimde itilerek durduruldum. Garsona bu odadakilerin kim olduklarını sordum, ‘polisler’ yanıtını aldım” diyordu. 510 numaralı odada ise MİT yuvalanmıştı.

Tüm bunların yanısıra, dikkat çeken bir başka grup ise, ellerindeki çantaları bir an bile yere bırakmayan ve o gece uçakla ülkeyi terkeden 8-10 kişilik Amerikalıydı.

İşte böylece gerçekler gün yüzüne çıktıkça, birilerinin maskeleri düştükçe 12 eylüle doğru yolculuk başlamıştı bu sefer de. Olaylar yeni şekillere ve biçimlere dönüşerek ülkeyi 12 eylül askeri darbesinin yapılacağı koşulların olgunlaştırılması sürecine dönüşüverdi.

Tarihimizden ders çıkaralım. İnsanlık Tarihimiz bize, bu günlerimize ışık tutacak derslerle dolu.

O günlerde keskin hamasi nutuk atanların yarattıkları kanlı olayları hatırladıkça, bu günlerde aynı keskinlikleri yapanların bende çağrıştırdığı şeyler nedense hep kan, gözyaşı ve katliam olmuştu.

Halbuki ne kadarda güzel başlamıştık 1 Mayıs 1977 ye.

Böylede bitemezmiydi?

İnsanlık güzel yarınlara ulaşmak için hep çok ağır bedeller ödemek zorundamıdır.?

Bizler barış içinde bir arada yaşamasını ne zaman öğreneceğiz.?

O gün, 1 Mayısa katılanların , yaratılan olaylardan dolayı ne kadar suçu olabilirdi?

Birilerinin onların üzerinde oyunlar oynayarak onların canı ve kanı pahasına siyaset yapmaya ne kadar hakları vardı?

Farklılıklarımızı olduğu gibi kabul ederek, Demokrasinin bizler için vazgeçilmez bir yaşam biçimi olduğunu ne zaman öğreneceğiz.?

Doğadaki bütün canlıların yaşamaya hakkı olduğunu ne zaman öğreneceğiz.

Nerelerden nereye gelmisiz...
1 MAYIS 1977 KATLİAMINI UNUTMADIK, UNUTTURMAYA DA NİYETİMİZ YOK ...
1 MAYIS DA MEYDANLARDA BULUŞMAK DİLEĞİYLE ...
eŞk!yaAaAa

 
Toplam blog
: 11
: 652
Kayıt tarihi
: 20.01.08
 
 

Deli dolu yaşamayı severim ama bazen dozunu kaçırırm. Kafama koyduğumu yaparım yapamadığımda düşünür..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara