​ 10 Eylül 1980 – 28 Eylül 2011… / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Eylül '11

 
Kategori
Siyaset
 

10 Eylül 1980 – 28 Eylül 2011…

10 Eylül 1980 – 28 Eylül 2011…
 

Türk aydınlanmasının üzerinden silindir gibi geçildiği 12 Eylül 1980den bu yana 31 yıldan fazla bir zaman geçti.

O günden bu yana neler değişti? Şimdi bu soruyu okuyanlar ooooo çok şey değişti diyecekler. Say deseniz, herkese bir cep telefonu'ndan başlayıp, kapı önünde duran borçla alınmış arabaya kadar bir sürü değişiklikten bahsedeceklerdir. Oysa boyalı oyuncaklarla kandırılıp elindekiler alınan çocuk gibiyiz.

10 Eylül 1980 günü aylardır olduğu gibi sağ – sol kavgası vardı. İnsanlar ölüyordu. Sabah sağcı bir gencin vurulduğu silahla öğleden sonra solcu bir genç vuruluyordu. Emperyalistler insanları bıktırmak, yıldırmak, yarın ellerinden birçok şeylerini aldıklarında ses çıkarmayacak hale getirmek için çalışıyorlardı.

Oysa yetmişli yılların başından itibaren daha önce atılan sosyal devlet temelleri üzerine inşaat hızla devam ediyordu. İşçi, memur çalıştığında hakkını isteyebiliyordu. O zamanlar günümüzde nerdeyse unutulan fazla mesai diye bir kavram vardı. Fazla çalıştın mı hakkını alırdın. CHPnin çabaları ile sol örgütlenme giderek güçleniyordu. Size bir şey daha söyleyeyim. Ama yok artık daha neler demek yok. CHPde il örgütleri ön seçimlerle oluşmaya başlamıştı. Yani lider sultasının sonu geliyordu. Sizin anlayacağınız Türkiye çok oluyordu. Bu gidişe bir dur demek için ABDyi vurucu güç olarak alan emperyalistler bildikleri tek şey olan provakotörlüğü yapıyor halkı birbirine kırdırıyor, sessiz çoğunluğu “ne olursa olsun bu kan dursun” noktasına getiriyorlardı. Başarılı da olmuşlardı ki çağdaşlık katillerinin yaptırdıkları anayasa halktan %82 kabul oyu alıyordu. 12 Eylül, önce kendi örgütlediği çatışmaları durduruyor ve gençliği bir daha politikaya bulaşmayacak şekilde dizayn ediyordu. Birbirine kırdırılarak yıpratılmış güçlerin üzerinden bir daha geçiliyor ve kimsenin sesinin çıkmadığı bu dönemde ılımlı islamın temelleri atılıyordu. Halk bıkkın ve yorgundu. Başına otuz sene sonra geçirilecek çuvalı göremez hale getirilmişti. Nitekim sıcak para, borç ve uygun eğitim ile örülen çuval her gün biraz daha nefesimizi tıkamaktadır.

O günler öyle idi de 28 Eylül 2011 penceresinden bakınca neler görüyoruz?

Bir defa emperyalizm başarı ile planlarını uygulamaya devam ediyor. 12 Eylül sonrasında ana rahmine oturtulan ılımlı islamın ilerideki görevi, çanak tutacağı Türkiye’nin bölünmesine halkın alıştırılmasını, en azından karşı çıkmamasını sağlamaktı.

Uzun yıllar alt yapısı oluşturulan bu senaryonun son perdesi 2006da açıldı. Güzel şeyler olacaktı. Kürt açılımı yapılacaktı. Yeni anayasa yapılacaktı. Yıllardır uyutulan, tembelleştirilen, acizleştirilen, sadakaya mahkûm edilen büyük bir kitle de bunlara alkış tutacaktı. Artık ülkede kimse başını dik tutmamalıydı. Bu emre uymayan öğrenci, işçi gibi kesimler copla, biber gazı ile demokratikleştirilecekti.

1990da Berlin duvarının yıkılması ile itibarı azalan Türk ordusunun yönetim kademesi yıllardır yanlış içinde olduklarını anlayacak ve ülke yararına davranmaya başlayacaktı. Son perde açıldığında bütün o ekibin Silivri yerleşkesine tıkıldığını görüyoruz. “Güzel şeyler olacak” çerçevesinde ordunun harekât alanı ve yetkisi kısıtlanacak, tabii bu şekilde de dağlarda pusu kuran teröristler rahatça şehirlere inip askerimizi polisimizi hedef alacaktı. Yani 12 Eylül 1980 öncesi dönem farklı aktörlerle değişik bir versiyonla yeniden sahneye konacaktı. Artık militarizmin devri kapandığından o gün askerlere yaptırılan işler şimdi sivillere yaptırılacaktı. En son kaçırılan öğretmenler malum zihniyetin görevini ne kadar iyi yaptığını göstermesi bakımından ilginçtir.

Şu an Türkiye sanki bölünmüş durumdadır. Teröristler, istediklerini yaparak bunu insanlara kabul ettirme peşindeler. Sayın başbakan “ciğerim yanıyor” diyor. Doğru olabilir. Başbakan da insandır ve insani duyguları olması şaşılacak bir şey değildir. Ancak Türkiye Cumhuriyeti başbakanlığı bu tür duyguların açıklanacağı bir makam değildir. Bülent Arınçdan başlayarak her konuşan bakan lanet okuyor, üzüntü belirtiyor.

Çok özür dileyerek hatırlatırız. O makamlar icraat makamıdır. On yıldır mutlak iktidarsınız. Neden terörü yok etmediniz? Beceremedinizse neden hala o makamları işgal ederek evlatlarımızın ölmesine olanak sağlıyorsunuz?

12 Eylül kıyımı ile başlayan bu süreç bakalım ne zaman ve hangi olayla bitecek.

İzmir 2011-09-28

 
Toplam blog
: 1508
: 1688
Kayıt tarihi
: 16.07.08
 
 

Yetmişiki yaşında iki çocuk ve iki torun sahibi bir erkeğim.. Lise mezunuyum. Uzun yıllar esnaflı..