​ 15'inci hafta / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Nisan '11

 
Kategori
Siyaset
 

15'inci hafta

Milletvekili aday listeleri açıklandı. Bir sürü olay. Aman o girdi, bu giremedi. Ben bunları söyleyen insanları ideoloji peşinde koşanlar değil ihale kovalayanlar olarak görüyorum. Evet, belki ülkeye ve millete hizmet etmek istiyorsunuz, belki de şu anda aday gösterilenlerden daha iyi yapacaksınız ama iş işten geçti. Sessiz, sedasız ve olaysız geri adım atma vaktidir. Önemli olan millet için çalışmaksa size bir örnek. “Baykalcılık yok; CHP’lilik var anlayışıyla herkesin seçimlere asılması gerekmektedir. Antalya’ya gidip seçime kadar köy köy çalışıp partime oy isteyeceğim. CHP iktidarı için elimden geleni yapacağım. Gün böyle bir gündür.- Eski CHP Genel Başkanı, 60. Dönem Antalya Milletvekili, 61. Dönem Antalya Milletvekili Adayı DENİZ BAYKAL”. Gerçekten yorumsuzdur. 

İzmir doğal yaşam parkı Avrupa Hayvanat Bahçeleri ve Akvaryumları Birliği üyeliğine kabul edildi. Çok ilginç değil mi? Bu ülkede yaşayan insanlar Avrupa da bir birliğe kabul edilemezken; insanların oluşturduğu doğal yaşamda ki hayvanlar kabul ediliyor. Bize verilen değerin bir belgesi gibi yüzümüze vuruluyor adeta. 

Türkiye’nin ikinci büyük tatlı su kaynağı ve içme suyu olarak kullanılan Eğirdir Gölü; bu sebeplerden ötürü koruma altına alınmıştı. Ancak bu hafta kameralara fazla yansımasa da, birkaç gazetenin yayınladığı fotoğraflardan gördüğüm manzara beni dehşete düşürdü. Göl yerinde, ama içinde sudan çok çöp bulunuyor sanki. Hatta belediyenin çöp arabası, çöpleri boşaltırken fotoğraflanmış. Belediye Başkanı AKP’li Osman Nuri Özmeral konuyu ilk duyduğunda belediye olarak böyle bir şeyden haberimiz yok, yerel halktandır demiş; ancak belediye aracının resmi gösterildiğinde nutku tutulup, terlemeye başladı herhalde. Isparta valisi Sayın Memduh Oğuz konuya müdahil olup temizleme işlerine başlayacaklarını bildirmiş. 

CHP 38 garanti olmak üzere (kim garantisini vermiş) 107 kadını milletvekili adayı olarak gösterdi. AKP 167 milletvekilini ve bir bakanı liste dışı edip, çoğunluğu gençlerden oluşan ve içlerinde 78 kadının da bulunduğu aday listesini açıkladı. MHP ise 57 kadını aday gösterdi. En çok iş adamı, doktor ve eczacı CHP’den aday olurken; toplamda 167 eczacı ve doktor aday oldular. Bu durumda, olması gereken sağlık reformu bizleri mi bekliyor? 

Neredeyse her hafta ekonomi haberlerine konu olan cari açığımız bu hafta da konu başlıkları arasında yerini almıştı. 2010 Şubat ayına oranla 2011 Şubat ayı %126.7 oranda cari açık arttı. İlk iki ayın açığı ise 12 milyar dolarlar seviyesindeymiş. Halbuki isyandan kaçan arap şeyhleri 7.6 milyar doları Türkiye’ye getirmiş. Çok basit bir mantık yürütelim. Her ay ülkeye açıktan para girerken cari açık artıyor ise. Bu para girmediğinde, daha da artacak demektir. Bu da aslında ekonominin suni olarak ülkeye para sokanlar tarafından ayakta tutulmaya çalışıldığını göstermiyor mu? Tabi %126.7 lik bir açıkla ne kadar ayakta tutuluyor, o da başka bir konu. Benim ekonomi ve mizah anlayışım bu nokta da kesişiyor sanırım. İkisinde de iyi değilim herhalde. 

Tayyip Erdoğan Avrupa Parlamentosun da konuşma yaptı ve soruları yanıtladı. Haklının hakkını vermezsen haksızlık etmiş olursun, diye düşünerek Sayın Erdoğan’ı tebrik ederim. Ancak bu denli sert tepki vermek ve bu sefer tüm dünyaya “van minüt” demek ne kadar doğru bilmiyorum. Sonuçta bizlerin yenilmeyeceğini ve bağımsız olduğumuzu belirtmek gerekiyordu; ama yolu bu mu olmalıydı? Her zaman başka bir yolu vardır. Bunu unutmamak lazım. Türkiye de ki güzel bir lafla belirtmek isterim “posta koymak” mı gerekiyor yoksa arayı iyi tutmak mı? Yaşım 15 veya 16 idi herhalde, siyaset ile ilgileniyor; Türkiye’nin durumunu, iç ve dış işlerini takip ediyor ve dönemin hükümet ve muhalefetini irdeliyordum. Bir akşam babamla konuşurken Sayın Erdoğan gibi sert bir şekilde tavır gösterdim ve biz neden bu Avrupalılarla uğraşıyoruz, Avrupa Birliği yerine doğuya katılalım; Avrupa Kupası yerine Asya Kupasına katılalım demiştim. Sonuçta okyanusta boğuşacağıma, denizde kolayca yüzerdim. Babam beni dinledi. Kolay olanı değil, zor olanı seçmem gerektiğini; modernlik ve çağdaş bir toplum için batıyı örnek almamız gerektiğini ve yönetimin tatlı sert olması gerektiğini söyledi. Daha sonra da “Türkiye Cumhuriyetinin, özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum: Batı senden, Türk'ten çok geriydi. Manada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün batı teknikte bir üstünlük gösteriyorsa, ey Türk Çocuğu, o kabahat da senin değil, senden öncekilerin affedilmez ihmalinin bir sonucudur. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin! Bu belli. Fakat zekânı unut! Daima çalışkan ol – Mustafa Kemal Atatürk” dedi. Bunları düşündüğümde Sayın Erdoğan’ın üslubunun tatlı sert değil de tatlı ekşi olduğunu gördüm. 

Amerikan Büyükelçisi “Francis J. Riccardone Jr.” çok güzel Türkçe konuşuyor bence. İlginçtir, hatırladığım büyükelçiler içerisinde en sempatiği olarak gözüme çarpıyor. Geçen gün basın mensuplarıyla yaptığı kahvaltıdan birkaç cümle gelsin benden size. “İlkelerimiz söz konusu ise geri adım atmayız.”, “Seçim sonucunu kimse bilemez, ancak seçimden sonra Türkiye daha da güçlenecek ve dış işlerde daha aktif olacak.”, “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu.” 

Başbakanımızın kızı Sümeyye Hanım ve gelini haftaya damgasını vurdu bence. Sümeyye Hanım’ın tiyatrodan hakarete uğradığı ve ayrımcılık yapıldığı gerekçesiyle sinirlenip çıkması, hemen ardından da gelininin fotoğrafta yüzü tam olarak görünmediği gerekçesi ile ABD vizesi alamaması. Bunlar çözüldü. Kültür Turizm Bakanı Ertuğrul Günay söz konusu sanatçıyı (Tolga Tuncer) çağırıp kulağını çekti, ABD büyükelçisi özür dileyip vizeyi verdi. Ardından da bir açıklama geldi. Vizelerde kişinin yüzünün tamamının görünmesi gerekmektedir. Başörtüsünü çıkartması gerekmemektedir. Bence vize verildi ancak yüzünün göründüğü bir fotoğrafla verildi. Bence basına iki fotoğrafta gösterilmeli. Bakalım ne olmuş? Gerçi Başbakanımızın gelinine “bile” böyle yapan ABD büyükelçiliği, bizim gibi sade ve aciz insanlara ne yapmaz ki? 

Ya, söylemeden geçemiyorum. Fransız parlamenter Muriel Marlanda-Militello’nun Ermeni asıllı olması ve hatta atalarının İstanbul Kadıköy’den 1915 gitmiş olması çok komik. Özellikle dedesinin sadece Türkçe ve Ermenice konuşuyor olması ve kendini Türk addetmesi trajikomik. Türkiye’ye pek de Fransız değilmiş demek ki. 

CHP, 22 Nisan’da 41 maddelik söz bildirgesini yayınlayacakmış. Şimdiden biraz kokusu gelir gibi oldu. Güzel kokular aslına bakarsanız, ancak daha önceleri de bu denli güzel kokan şeylerin tadının ne kadar kötü olduğunu gördük. Hatta çoğu fırından çıkmadan yandı gitti. Bunlar da sözde mi kalacak, yoksa delikanlı sözü mü olacak göreceğiz. AKP de 2023 hedeflerini açıkladı. Ancak biz 2011 de değil miyiz? Daha önümüzde birkaç seçim yok mu? Bu mudur yani 2011 seçim propagandası. İki yeni şehir projesinin patentini alan AKP peki şehirlerin yapılacağı yerleri söylerken hiç mi içi sızlamadı. Oralar İstanbul’un ciğerleri son kalan yeşillikleri. Oralar 3. Köprü projensin ayağı, oralar 3. Köprü projesi açıklanmadan önce rant kazanmak amaçlı yandaşların kapadığı araziler değil mi? Hatta medya da yankılanmış ve üstü bir anda kapatılmıştı; yanlış hatırlamıyorsam. Bu ne şimdi? 2011 vaatleri ise 2007 vaatlerinin neredeyse aynısı. Bu galiba şu demek; ben 4 yılda bu işi başaramadım, biraz daha deniyim, olmadı 2023 e söz gibi bir şey sanırım. Halka ne gibi hizmet edeceklerinin açıklanması gerekirken, kendilerine ne gibi hizmet edeceklerini açıkladıklarını düşünüyorum. Tabi ki bana da hizmet edecekler. Nasıl mı? Artacak nüfus ile birlikte sinir kat sayımın artmasına, çevre kirliliğinden ötürü geçireceğim hastalıklara, bunları yenmek için harcayacağım zamana ve paraya hizmet edecekler. Ama bence en iyisi bu şehirden göç etmeme hizmet edecekler. Şimdiden teşekkürler. 

İki haftadır bir tatmin durumudur gidiyor. Önce Cumhurbaşkanı, sonra bakanlar kurulu, bazı gazeteler ve yazarlar, kimi medya kuruluşları tatmin oldu. Daha sonra da Başbakan tatmin oldu. Bende aslında zamanında çok tatmin oldum, hatta o kadar tatmin oldum ki anlatamam. Hayal kırıklıklarından kaynaklanan tatminsizliklerimde vardı. Yetmedi, ama evet demedim. Tatmin olmak için konumumu ve bulunduğum durumu değiştirmeye uğraştım. Hatta kimi zaman olay üzerinde ki düşünce yapımı değiştirip tatmin olacağım şekle getirdim. Beni tatmin edenlerin de her zaman arkasında durdum. Ancak; en son açıklama tatmini kursakta bıraktı. Nasıl anlatsam. Hani balık yerken limon sıkmak istersiniz ve balığın tadından tatmin olacağınızı düşünürsünüz. Limonu sıkarken limon bir anda bomba gibi patlar ve suyu elinize, yüzünüze, her yere bulaşır ya; işte öyle bir his oluştu. ÖSYM Başkanı Prof. Ali Demir o limonu sıktı. “Geliştirilen yazılım çalıştırıldığında her soru için verilmesi gereken değerler sehven (yanlışlıkla) sıralı olarak verildiğinden, oluşturulan soru kitapçıklarında bazı sorularda en büyük değerli seçeneğin hemen sağında ki doğru cevap olması durumu ortaya çıkmıştır.” Rahmetli Sadri Alışık’ın da dediği gibi “Bu da mı gol değil hakim bey?”. 

Her zaman tek bir soru vardır. Ne anladın? 

Saygılarımla. 

T.K. 

 
Toplam blog
: 8
: 1126
Kayıt tarihi
: 31.01.11
 
 

Liseyi Üsküdar Fen Lisesinde okuduktan sonra Işık Üniversitesi Elektronik Mühendisliğini bitirdim. D..