- Kategori
- Yolculuk
17 Saatlik Antalya yolculuğum
2 Temmuz 2011 Cumartesi ; Sıcak bir Diyarbakır günü...
Önceden planlanmamış bir yolculuk esiyor aklımıza galiba geçen yılın stresini en iyi atacağımız yer Antalya diye düşünüyoruz dayı yeğen ve kalabileceğimiz uygun ve temiz bir otel ayarlamak için sıvıyoruz kolları. Bir-iki günlük aramanın ardından Antalya-Side'de uygun ve güzel bir otel buluyoruz dayımın Side'de ki bir arkadaşı vasıtasıyla...
Herşey iyi, güzelde en büyük sorunu unuttuk : Ulaşım! Uçaklarda üç hafta sonrasına dahi yer bulmak imkansız, özel arabada çekilecek şey değil, öyleyse geriye tek bir çözüm kalıyor : Otobüs...
Yerel bir firmadan 7 Temmuz Perşembe gününe yerimizi ayırıyoruz bize kalan üç günlük sürede alışverişti, bavul toplamaydı derken su gibi geçiyor ve yolculuk günü gelip çatıyor...
Otobüsümüz saat 14.00'te 13.30 gibi otogarda oluyoruz. Pek kalabalık değil otogar. Gelen giden otobüsleri, yolcuları izlerken bizim otobüsümüzün 24 numaralı perona yanaştığını görüyoruz ve kalkıyoruz yerimizden bavullarımızı bagaj sorumlusuna teslim ediyoruz etiketleri vurduktan sonra bavullarımızı bagaja yerleştiriyor, ve biz büyük dayım ve babamla vedalaşıp otobüste bize ayrılan 7-8 numaralı koltuklara yerleşiyoruz. Yaklaşık on dakika sonrada otobüsümüz hareket ediyor ve hayatımın ilk otobüs yolculuğu başlıyor...
Hava fazlasıyla sıcak otobüsün kliması son sürat çalışmasına rağmen pek fayda sağlamıyor. Uzanan uçsuz-bucaksız tarlalara bakıyorum kimisinden hasat toplanmış arta kalan samanlar balya haline getirilmiş kimileri ise henüz toplanmamış olgunlaşıp, toplanacakları günü bekliyorlar. Bu güzel manzarayı izlerken bir durum varki canımı çok sıkıyor : Ağaçsızlık... Siverek'e kadar yol boyunca bir tek ağaç görmedim desem yeridir...
Bir saatlik yolculuğun ardından Siverek ilçesinde bulunan Hasan Çelebi Otogarı'na varıyoruz. Burada birkaç yolcu daha katılıyor aramıza onlarıda aldıktan sonra tekrar yola koyuluyoruz.Sırada Hilvan ve sonrasında Şanlıurfa var.Bir buçuk saat sonra Şanlıurfa otogarına varıyoruz. Tabir-i caizse iğne atsanız yere düşmez o derece kalabalık. Şanlıurfa otogarı oldukça modern ve değişik bir mimariye sahip. Diyarbakır otogarı kadar büyük değil ama oldukça temiz ve bakımlı.İlk gördüğüm zaman mimarisi oldukça dikkatimi çekmişti kubbe şeklinde bir çatısı vardı. Buradada inen-binenler oldu dört-beş kadar koltuk boştu geriye kalan bütün koltuklar dolmuştu. Şanlıurfa'nın çıkışında otobana giriyoruz. Birecik ilçesine yakın bir yerde otoban kenarında ki tesislerin birinde ilk ihtiyaç molası veriliyor.Hava Diyarbakır ve Şanlıurfa'ya göre nispeten serin. İner inmez tesisin hoperlörlerinden hoşgeldiniz anonsu yapılıyor. Boş bir masa bulup oturuyoruz.''Taze, kaçak çay'' diye bağıran çaycıdan iki demli çay istiyoruz ve otobandan hızla geçen araçları seyredip, çayımızı yudumluyoruz.
Yarım saatlik molanın ardından otobüsümüzün harekete hazır olduğunu ve aracımıza yönelmemizin gerektiği anonsu yapıldı. Beş dakika içinde herkes yerini almıştı muavin yolcuların hepsinin gelmiş olduğundan emin olmak için şöyle bir göz gezdirdi ve şoföre onay verdikten sonra yola çıktık. Nizip'i de otobandan şöyle bir gördükten sonra Gaziantep'e vardık. Burada da yolcu transferleri oldu ve binen beş yolcunun ardından otobüste boş koltuk kalmadı ve tamamı dolu bir şekilde otobüsümüz yola koyulmaya hazırdı.Otobandan Gaziantep gerçekten harika görünüyor. Tam bir sanayi şehri!
Artık gün, geceye dönmeye hava kararmaya başlamıştı Mersin'e kadar molasız uzun bir yol vardı önümüzde. Gece yarısı gibi Mersin'de olacağımızı söylüyordu şoför. Gaziantep'ten çıkarken karanlık çökmek üzereydi tarlada çalışan işçileri traktör ve patozların yardımıyla seçebiliyordum. Kim bilir kaç saattir aralıksız çalışmışlardı iple çektikleri akşam gelmiş evlerinin veya çadırlarının yolunu tutmaya hazırlanıyorlardı. Belli belirsiz küçük kümelenmiş ışık toplulukları görünüyordu otobanın kimi dibinde kimiside gözünüzün alabileceği en uç nokta kadar uzaktaydı. Küçük köyler, kasabaların ışıklarıydı bunlar kim bilir ne değişik hayatlar birbirinden her açıdan farklı insanlar yaşıyordu o yerlerde. Onlarda bizi görüyorlar mıydı acaba? Benim düşündüklerimi onlarda otobüsün içinde ki yolcular içinde düşünüyorlar mıydı? Kimisi güle oynaya gidiyordu kimisi de belki de yaşanan acı bir olay için şu anda bu otobüsteydi kim bilir. Bu düşüncelerle artık iyice ağırlaşan göz kapaklarıma mani olamadım ve çok geçmeden uykuya daldım...
Gözümü açtığımda Osmaniye'yi geçmiştik Ceyhan ilçesine 20 km. kaldığı yazıyordu yol kenarında ki tabelada. Yanımda getirdiğim kitabı okumaya başladım çok geçmeden sıkıldım ve telefonumu aldım elime. Galiba kuzenimle konuşmak bu sıkıntımı giderecekti. Rehberde kayıtlı numarasını bulup 'ara' tuşuna bastım ve koyu bir sohbete daldık ikimizde.Bayağı uzun konuştuk konuşmamız sonlandığında Adana'nın içinden geçen otobanda hızlıca Mersin'e doğru yol alıyorduk. 23.00 gibi Mersin'e vardık. Otobandan Mersin'e ilk giriş olan Liman Bölgesi'nden şehire giriş yaptık.Yaklaşık yarım saatin sonunda Mersin Otogarı'na vardık. Diyarbakır ve Şanlıurfa otogarlarından sonra pek bi bakımsız, küçük geldi bana buranın otogarı. Çok fazla kalmadık buranın otogarında üç yolcu indi aynı sayıda kişide bindi böylece otobüsümüz yine hıncahınç dolu bir şekilde yola koyuldu.Kurt gibi acıkmıştık doğrusu. Muavine sorduğumuzda yaklaşık bir saat sonra Erdemli ilçesi yakınlarında mola yerine ulaşacağımızı söyledi bize.Ufak bir Mersin turu attık. Mezitli, Davultepe, Tece, Çeşmeli derken Erdemli'ye vardık. Erdemli'den sonra Kumkuyu Beldesi'nde mola yerine vardık sonunda. Doyuncaya kadar yemeğimizi yedikten sonra molanın sona erdiği anonsunu duyduk ve otobüsümüze yöneldik. Önümüzde Silifke ilçesi vardı ve ondan sonra Mersin istikametinden Antalya'ya giden şoförlerin korkulu rüyası olan ve neredeyse Alanya'ya kadar sürecek olan virajlara girecektik.Gece 01.00 sularında virajlar başladı uyumak zor otobüs bir o yana bir bu yana dönerken ama yinede yenilen yemeğinde verdiği ağırlıkla uyumuşum yeniden...
Uyandığımda Anamur İlçesi'ni geçmiştik tabii virajlara devam. Yol üstünde ki küçücük köyler vardı şehir gürültüsünden uzak birçoğu yerde telefonun dahi çekmediği şirin küçük köylerdi bunlar. Gece karanlığı çöktüğü için dört bir tarafa sadece yol üstünde gördüklerimin izlenimi bunlar.Kim bilir gündüz gözüyle ne kadar harika görünür bu köyler. Arada ufak kestirmeler dışında mola verilen yere kadar hiç uyumadım.Gazipaşa İlçesi'ne vardığımızda sabah 05.30 civarıydı. Gazipaşa'yı geçer geçmez bir dinlenme tesisine girdik. Üçüncü mola yerimiz oldukça sevimli ormanın içinde havadar bir yerdi. Biraz hava aldıktan sonra tekrar otobüse dondük. Yan tarafımızda ki koltukta yani 5-6 numaralı koltuklarda oturan orta yaşlarda bir bayan dışarıdan bakıldığında lise çağında gibi görünen kızı ve ikide erkek kardeşiyle birlikte yolculuk ediyorlardı. Gazipaşa'dan sonra verdiğimiz mola yerinde indiler dağ başında iki bayan ve iki de daha bebek sayılacak yaşta olan çocuklar nereye gitti, nereye kayboldular anlamadım doğrusu bu duruma çok şaşırdım. Her neyse otobüsümüz yarım saate yakın bir molanın ardından yeniden hareket etti.
Şafak söküyor Güneş yeniden doğuyordu. Ortalık yeni yeni aydınlanmaya başlamıştı. Otobüsümüz sık sık duruyordu yol üzerinde inen yolcular vardı çünkü. Alanya'ydı sırada ki durağımız. Cehennem gibi sıcağı, bunaltan nemiyle Alanya. Ancak Alanya'yı çok seviyordum. Sıcağa, neme rağmen Alanya'nın yeri bende apayrıydı. Bodrum'u, Marmaris'i dahi değişmezdim Alanya'ya o derece seviyordum Alanya'yı. Alanya'da da inen bayağı bir yolcu oldu. Koca otobüste 10 ya da 15 yolcu kalmıştık.
Alanya'yı da geçtik şimdi sırada bizim için son durak olan yer Manavgat vardı. Deniz bir görünüyor bir kayboluyordu. Denize kavuşmak için nasıl can atıyorum nasıl sabırsızlanıyorum anlatamam. Dayım şoföre ineceğimiz yeri tarif ediyordu Manavgat'a gelmiştik çünkü. Manavgat'ı geçer geçmez Ilıca Kavşağı'nda otobüs bizi indirdi. Otobüsten önce biz ardımızdan da muavin indi. Bavullarımızı teslim etti ve güler yüzle tatilimizin iyi geçmesini diledi. Ardından otelimize bizi götürmesi için bir taksi çevirdik ve otelimizin yolunu tuttuk...
Tatilde neler mi yaşadım?.O anılarımı da kısmetse 3.blogumda yazacağım. Kalın sağlıcakla, yeniden görüşmek dileğiyle...