- Kategori
- Öykü
19. Peron (2)

Otogardan çıkmadan önce radyoyu açıp kasetlerden birini buldu. Kasetlerde hep sevdiği şarkılar vardı. Kaset
ortalarda bir yerde kalmış. Başa sarmadı. Şansına hangisi gelirse o şarkı olsun, bu gecenin şarkısı o olsun istedi.
Bazen böyle şeyler yapardı, aracıyla tek başına olduğu zamanlar hem oyalanmak, hem de yolculuğun ilginç
geçmesi için, tek başına, kendi kendine oyunlar oynardı. Radyo dinlerken sıradaki parça benim olsun şansıma ne çalacak acaba, ya da karşıdan gelen yedinci araç benim olsun bakalım ne tür bir araç gelecek gibilerden. Bazen tır gelirdi, bazen kamyon bazen de otobüs. Ve kendini o sürücülerin yerine koyar onlar gibi düşünüp onlar gibi olmak ister, hayaller kurardı. Otogardan çıktıktan sonra saat neredeyse 23:00 e geliyordu. Çocukları yolcu edeli neredeyse üç saat olmuştu. "Ne kadar çabuk geçmiş zaman" diye düşündü. Yollar ıssız, gece sessizdi. Tam şarkı dinlenecek zamandı onun için. Kaseti takıp şansına çalacak şarkıyı merak etmeye başladı. Çalmaya başlayınca yüzü güldü; "Yani bu kadar mı olur" diye bağırdı sevincinden, çok güzel bir şarkı olduğu belliydi ki eşlik etmekte gecikmedi;
- Güzel bir göz beni attı bu derin sevdaya, Benziyor şimdi benim ömrüm uzun rüyaya, Yari karşımda görsem de dalarım hülyaya, Benziyor şimdi benim ömrüm uzun rüyaya.
Eve gelene kadar kaç kez dinlediğini hatırlamıyordu. Bittikçe kaseti geriye sarıyor böylece defalarca dinliyordu. Sonra kasetle uğraşmaktan vazgeçti ve kendi söyledi. Şarkıyı söylüyor ve söylerken belli ki O'nu düşünüyordu. Mine'yi. Adı buydu. Ama o Özkan değildi. "Neden adımı söylemedim sanki. Bir daha görüşürsek ki görüşmeliyiz, o zaman bana ne der, hakkımda ne düşünür acaba " diye kendi kendine söylendi.
Sabah telefonun sesine uyandı. Oğlu eve vardığını, merak etmemesini, yolculuğun iyi ve rahat geçtiğini söylüyordu. Biraz konuştuktan sonra telefonu kapadı ve düşünmeye başladı. Mine'yi düşünmeye başladı. Yıllar sonra yeni bir ilişki için hazırmıydı?
Adını Özkan olarak bildiği adamı taksi durağına bıraktıktan sonra Mine oyalanmadan evine varmıştı. Annesinden geciktiği için özür dileyip olan biteni noktası virgülüne kadar anlattı. Kızının olayı heyecanlı heyecanlı anlatmasından ve gözlerinin sevinçten parladığını görmekten dolayı onun mutlu olduğunu hisseden annesi sevincini belli etmeyip sadece "İyi yapmışsın, karnın aç mı, Dilek naptı, ağladı mı" demekle yetindi.
Sabah Mine annesiyle vedalaşıp evden ayrıldı. İşine giderken uzun zamandır hasret kaldığı bazı duyguların içinde kıpırdadığını hissetti. Uzun zamandır annesiyle birlikte yaşasa da, ara sıra kızını görse de gene de yalnızdı. Gerçek bir dosta, onu seven bir insana, seveceği birine bağlanmak istiyordu artık. Ne de olsa bir kadındı. Ama yalnız bir kadın.
Aracına doğru ilerledi. Kapıyı açtı, Motoru çalıştırmadan önce yandaki koltuğun üzerinde bir cüzdan gördü. Belli ki Özkan'a ait olmalıydı. Evet, bir ehliyet vardı önde göze çarpan, ehliyetteki resmine baktı, "Bayağıda yakışıklıymış o zamanlar" diye düşündü, sonra o da ne ehliyetteki isim, 'Muzaffer U.' şaşıran Mine "Bu da neyin nesi böyle" diye bağırdı. "Vay yalancı" dedi içinden, "Görürsün sen. Hele bir ara bakalım. Özkan mısın, Muzaffer misin"
Sonra motoru çalıştırıp işine doğru yol aldı.
Artık adının Muzaffer olduğunu öğrendiğimiz nam-ı diğer Özkan her zaman benzin aldığı istasyonda ödemeyi yapmak için cüzdanını arayıp duruyordu. Bir türlü bulamıyordu. Bir yerlerde bırakmış olmalıydı. Böyle bir şey başına pek gelmezdi. İyi ki istasyon yetkilileri kendisini tanıyorlardı. Akşam dönüşte borcunu ödeyeceğini söyleyerek ayrıldı. Ama yola çıkamadı. Aracını istasyonun bir köşesinde park ederek düşünmeye başladı. Bu kez
cüzdanını düşünüyordu. Dün geceyi düşündü. Sırasıyla yaptıklarını hatırlamaya çalıştı.
Otogardan ayrılırken Mine'nin aracına binmişti. Çay bahçesine gittiler. Sigara aldı. Cüzdanından 20 YTL çıkarmış,
paranın üstünü cüzdanına değil de cebine koymuştu. Çok iyi hatırlıyordu. Çaybahçesinde ödemeyi de cebindeki bu paradan yapmış hatta 5 YTL vererek üstü kalsın demişti. Sonra tekrar Mine'nin aracına binmişti. Sonra Mine'nin verdiği telefon numarasını yazdığı kağıdı gömleğinin cebine koymuştu, cebine baktı "İşte o da burada" dedi. Sonra araçtan inip taksi durağındaki taksi ile otogara geldiğinde ücreti de cebinde kalan son 10 YTL'yi vererek yapmıştı.
Otoparka girerken ücret ödediği için çıkışta ödeme söz konusu değildi. O zaman tek yer kalıyordu. Mine'nin aracı. Kan beynine çıktı o anda, soğuk terler boşalmaya başladı yüzünden. "Rezil oldum valla, Eyvah ki eyvah. Muzaffer ben sana ne diyim ha söyle ne diyim" diyerek söylendi ve cüzdanını çay bahçesinden başlamak üzere aramaya başladı. Ama cüzdan emin ellerdeydi. Değil mi?
SÜRECEK (Mecburen, mecburiyetten)
Şarkıyı Şevval Sam'dan dinlemek isterseniz : http://www.youtube.com/watch?v=q3NuagKxJ30
Resim : www.msxlabs.org dan alınmıştır.