22 Ekim '06
- Kategori
- Ben Bildiriyorum
1919' dan 2006' ya; tanıdık bir tablo

Yıl 1933, 10.Yıl Nutku;
" Ülküye tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu, bütün medeni alem az zamanda bir kere daha tanıyacaktır. "
Oysa bugün geldiğimiz noktada " ne bilim ne de ekonomi " boyutuyla hedefimize ulaşmız değiliz. Peki bu hedeflerine ulaşamamış bir ülkede, yani bireylerin kendi ekonomik bağımsızlıklarının tehlikeye girdiği bir noktada " Türkiye' nin demokratikleşme süreci " olarak adlandırılan ve Osman Baydemir' in sürekli olarak AB' de sözlerinin ara makamını oluşturan bu amaca nasıl ulaşılır?
Demokrasi ve demokratikleşme sürecini ilkokuldan terk bir ülkede tartışıyoruz.Hem de bu ülkenin kaynakları ve vergileri ile hizmet götüren bir belediye başkanının karşıtlığıyla!Neden Baydemir okullardan bahsetmiyor da Batman'ın petrol rezervlerinden bahsediyor.Konuşmanın tamamında "mesela" diyerek metin dışına çıkan Baydemir, Batman ve barajlarla ilgili örneklerini burada sıralıyor.Nedense Baydemir'in ve insan hakkını savunan derneklerin derdi aşiretler de değil!Kadınların takas usûlü ile evlendirilmesi ile de uğraşmıyorlar.En güncel sorun Kürtçe ve bölge insanın dil öğrenmesi.
Çin, 1 milyardan fazla insanın yaşadığı bir ülkedir.Ülkede konuşulan iki ana hakim dil olmasına rağmen bölgesel olarak onlarca dil konuşulur ama devletin resmi dili 1 tanedir! Herkes bu dili bilir.
Bakınız, 1 milyarlık ülkeden bahsediyorum.Bugün dil yapısı dahil hiçbir kurumsal altyapısı olmayan bir dilin, (lazca gibi) öğretilmesinin yani okullarda okutulmak istenilmesinin yararı ne olacaktır.Bu şekilde mi Türkçe bilmeyen insanlar demokrasiyi öğrenmiş olacaklar.Peki öğrenmedikleri, bilmedikleri şeyi nasıl istiyor bu insanlar? Bu insanlar adına konuştuğunu söyleyen kişilerin, AB ile ağız birliği etmesi ve bu AB'nin patronlarının 10.Yıl Nutku'ndan 11 yıl önce bizimle savaşan milletler olması sadece tarihi(!) bir tesadüf mü? Acaba Silvio Berlusconi, Tayyip Erdoğan'ın bahsettiği gibi bir aziz dost mu? Bu aziz dostun aziz ülkesi İtalya değil miydi Apo'yu günlerce besleyen! Peki bizim başbakanımız değil mi aziz dostunun uçağını başbakanlığa alan, yani ikinci el alan.
Düşünmek için geç değil, ama hareket için süremiz gittikçe azalıyor.
Tabloyu biraz daha büyüteyim sizlere;
Sene 1919;
-Ordu dağıtılmış,
-Ülkede azınlıkların büyük çoğunluğu işgalcilerle işbirliği halinde.
-Her yer cehalet, din tüccarlığı kokuyor.
-Onlarca dergahta halka, "bu gelenler dosttur, sakın karşı çıkmayın" telkinleri yapılıyor.Ülkenin ekonomik kaynakları yabancıların elinde, onlarca yabancı okulları.Bugün ortay çıkan belgelerde, o dönemde işgalcilerle ortaklık yapan birçok da okul olduğu da anlaşılıyor.
-Ülkede misyoner faaliyetleri almış başını gidiyor.
-Beş altı sene önce Bulgarlar ve Yunanlılar bağımsızlık savaşı vermişler...
Sene 2006;
-Ordunun yetkileri sınırlandı,
-Ülkenin her yerinde tarikatlar (dernek statüsünde ve gazete haberleri ile belgeli) dergahlar açmış.Fethullah Gülen'le ilgili henüz verilmiş bir karar olmamasına rağmen(!), hakkında birçok soruşturma açılmış, Işık Evleri konusunda onlarca yazı yazıldı.
-Birçok ilimizde, o dönemde kapanmasına rağmen, yabancı okulları halen faaliyet gösteriyorlar.Kimi okullarımız da yabancı dille eğitim yapmakta.
-Habere konu olan misyonerlik faaliyetleri ülkenin her bölgesine yayıldı.
-Doğuda terör tekrar başladı.
-Avrupa Birliği, Türkiye için öncelikli olarak Kıbrıs (Finlandiya'nın önerisine göre Maraş'ın BM denetiminde Rumlara açılması, KKTC'nin de AB'ye kendi limanından ticaret yapması) ve Ermeni Tehciri'ni soykırım olarak tanıma koşulunu getirdi.Resmen ise Rum kesimini tanıma koşulu masamızda bekliyor.
-Gümrük Birliği'nde olmaya, akademik yayınlarla hiçbir yararı olmadığı hatta zararının olduğu kanıtlandığı halde devam ediyoruz.
-İncirlik Üssü ABD'nin denetiminde.
-Ekonomik olarak "sıcak para"nın kıskacında ve IMF'ye borçlanmış, borcu ödemek yerine çevirebilmenin hesaplarını yapan bir ülke durumundayız.
Tablolar tanıdık geliyor mu!