- Kategori
- Siyaset
1990 sonrası faliyetler ve değişim (Teşkilattan ergenekona)

Teşkilattan ergenekona....
Kendisi bu ülkelerden yakın zamanda ekonomik, askeri ya da kültürel çıkar sağlayamayacağını gören ABD, hiç olmazsa yeni bir süper güç olacak Türk Birliğinin oluşması tehlikesini fark etmiştir. Zamanında 2. Cihan Harbinde Almanya ve Japonya’ya karşı Rusya ve Kızıl Çin’e destek vermesinin bedelini acı ödeyen ABD, bu kez Dışişleri ve CIA senaristlerinin aklıyla Türkiye’nin önünü kesmeliydi. Şanghay’da Asya ticareti ve politikası konusunda anlaşmaya varan Asya devlerinin yanı sıra ABD’de hemen Rusya’ya büyük ölçüde kredi musluklarını açmıştı. Doğu Türkistan’da Türklerin topluca katledilmesi, Asya ticaretinde diğerlerine muhtaç olan Pakistan’da Türkiye destekçilerinin yok edilmesi, Rusya’nın aldığı kredileri yeni teşekkül eden ülkelere akıtarak bu ülkeleri ekonomik ve politik olarak yeniden elde etmesi ve bu surette Türk işadamlarının ve Türk politikacıların saygınlıklarını yitirmeleri bu dönemden sonra başlamıştır. Bosna, Kosova, Makedonya ve Arnavutluk’ta Türk istihbaratının elemanlarıyla çatışan özellikle Katolik İtalyanlara ve Hırvatlara destek veren ABD, aynı gayeyle(Büyük Türk Devletinin önünü almak) Ortodoksların destekleyicisi Rusya ve Avrupa ile ortak kışkırtma hareketlerine girişti. Arnavutluk’ta bizle kapışan İtalya, PKK liderine ev sahipliği yaparak karşılığında kendi interland’ı kabul ettiği Arnavutluk’tan elimizi eteğimizi çekmemizi talep etti.
Bu dönem yıllardır fırsatı yakalanmış olan eski toprakların, ata yadigârı ülkelerin yeniden kazanılması amacına çok uygun idi. Sırf bu sebeple Abdülhamit Han’dan; onu devirdiği halde aynı politikayı kuvvetlendirerek devam ettirmek için Teşkilat-ı Mahsusa’yı dışa yönelten Enver Paşa’dan; Enver’le aralarında hizip olduğu halde, Fevzi Paşa’ya eski Mahsusa’cıların devamı niteliğinde MAH’ı kurduran Atatürk’den bu yana devam eden Türkiye’nin çevresinde oluşturulan ve bu uğurda binlerce isimsiz kahramanın harcandığı temel Milli politika bu şekilde darbe üstüne darbe yemeye başlamıştı. Yunanistan’da askeri cuntayı yoran 17 Kasım, İran’da Şah’ın baş belası Tudeh, Suriye’de Müslüman Kardeşler örgütleri; Kerküklü Türkler ve Balkanlarda, Kafkaslarda Müslüman ve Türk azınlıklar içinde yaklaşık 100 yıldan beri faaliyetlerini sürdüren bu kahramanların emekleri zayi edilecekti. Bu işlerde zaman zaman tam gayesini ve büyük idealini bilmeden görev yapan ancak bilahare ‘’Teşkilat’’ın ağına düşenler bile fark edemediler bu durumu..
Böylece bölgede ABD, İsrail ve Rusya ile AB ülkelerinin ortak menfaatleri; Türkiye’nin nihai şekilde ya kültürel erozyonla ya da ekonomik olarak yok edilmesi ve yahut en azından bölge statükosu değişene kadar her zamanki gibi ‘’pasifize’’ edilmesine bağlıydı.1980 askeri darbesinin yöneticileri (’’abi’’den alınan bilgidir) Afganistan’a 57 kurmay Türk subayı göndermişler ve bunlar Mücahitleri eğitme işini Rusya bölgeden çekilene kadar sürdürmüşlerdi. Orada yaşayan Doğu Türkistan’lılar, Kazaklar, Türkmenler, Özbekler ve Hazaralar sonunda kendileri için bir umut doğduğunu zannetmişler, fakat Rusya’ nın ricatından sonra ‘’Teşkilat’’ ın ABD’ den aldığı akılla TC Hükümeti Hikmettin Gülbekyar ya da Şah Mesut dururken kendi soyu olan Özbeklerce bile hiç sevilmeyen, eski Komünist Raşit Dostum’ u desteklemiş ve ülkede şansını kaybetmiştir. ABD’de bundan istifade Şah Mesut’u da katlederek ileride işgal için kendisine fırsat doğuracak stratejilerinin temeli olan Taliban’ı iktidar eylemiştir. 80 öncesi Şah devrildiği sırada ABD elden kaçırdığı bu ülkenin hiç olmazsa bölünmesini ve petrol bölgelerini ihtiva eden bir Türki ülkenin daha o tarihlerde oluşmasını önlemek amacıyla Tebriz’de ayaklanmayı kışkırtarak on binlerce Azeri’ nin katledilmesine ve ihtilalin asıl lideri olan Azeri Ayetullah Şeriatmedari’ nin(Ayetullahlık kıdemi Humeyni’den büyüktü) oğlu ve yakın talebeleri ile birlikte Kum kentinde pasifize edilmelerine sebep olmuştu.Türkiye’yi İran-Irak savaşında pasifize ederek petrol sahalarını fırsattan istifade işgal etmesini önlemek amacıyla ihtilale destek veren bu ABD değil miydi? Aynı amaçla 1990 sonrası Özal’ında önü kesilmiştir. ABD ve Rusya’nın anti-Türkiye ittifakının bir neticesi de Çeçenistan hadiseleridir. Buraya başta destek vermiş görünen ABD bilahare İslamcı teröristler diyerek desteği kesmek bir yana mücadeleye ket vurmaya başlamıştır. İkili oynayan Eymür’ün kendi sitesinde anlattığı gibi kendisine CIA Başkanının verdiği uydu telefonu; Çeçen lidere vermesi için dönemin saf Başbakanı Erbakan’a veren Güney Kafkasya asıllı MİT Müsteşarı, kodu bilinen bu telefonun sinyalinin tespit edilerek füzeyle bahsedilen Çeçen Lideri Dudayev’in katlini hazırlamıştır. Bu dönemden sonra Türki devletlerde denilen ülkelerde TC vatandaşlarının işleri ters gitmeye başlamış ‘’cemaatin’’ okullarına ise kısıtlamalar getirilmeye başlanmıştı. İlk senaryoda kullanılmak üzere angaje edilen ‘’cemaat’’ lideri ise bu işleri bırakmış ‘’dinlerarası diyalog’’ denilen yeni faaliyetlere yönlenmişti. Bu arada Türkiye’de Moon Tarikatı, Protestan Kiliselerin misyonerlik faaliyetleri had safhada hızlanmış, diğer yandan ‘’teşkilatın’’ şahsi kompleks ve hırsları nedeniyle kullanmasına müsait olan bazı kişilere Devlet bürokrasisinde ve yahut Akademik platformlarda hızla yükselişler kazandırılmaya başlanmıştır. 50 yaşından sonra Prof. yapılanlardan bazıları İlahiyat alanında ortaya atılarak olmadık palyaçoluklar sergilerken diğer taraftan laiklik adına belgeler toplanmaya başlanmıştı. Gaye; elbette laiklik değil onu kullanarak kendi darbelerine mesnet hazırlamaktı.
‘’Teşkilat’’ kendi öz darbesi için her yerden destek aldığına inanarak işe öylesine girdi ki, Mesut Yılmaz’ın Başbakanlığı döneminde AB’nin baskısına ABD’de olumlu destek verince darbeyi ertelemek zorunda kalmanın sıkıntısıyla bunalarak, Çiller’in Refah-Yol iktidarı için daha güven oyu bile almadan ‘’bunları 6 ayı bulmadan devireceğiz’’ lafını ulu orta söylemekten çekinmemişlerdir(‘’Abinin’’ bizzat ağzından). İşte ‘’Teşkilat’’ın ‘’Ergenekon’’ adını kullanmasının yaygınlaşması sanıldığı gibi Özal suikastından sonra değil bu döneme rastlar. Zira kitle desteği sözü verdikleri ABD’ye karşı yüzleri kara çıkmaya başlamış, laiklik safsatası ile uyuttukları CHP’li ve sol seçmenin asla çoğunluk elde edemeyeceğini anlamışlar ve müttefikleri CIA ve MOSSAD uzmanlarının verdiği akıllarla, yine 60 ihtilalinden sonra olduğu gibi Türk Milliyetçilerini ve Ülkücüleri de işe dahil etme projesi başlatmışlardı. Bazıları elleriyle yalan yanlış kurt işareti yapıyor, Türkeş’in Harp tarihi hocalığı yaptığından bahsediyor ve evvelce sövdüğü Ülkücüleri alaycı bir dille övüyorlardı. Bunun için bütün eski MHP’li yeni tam bağımsız kişiler ve abiler bu işe soyunmuş ve son safha olarak da 28 Şubat’a karşı olan Türkeş rahmetli olduktan sonra bir oldu bittiyle parti ele geçirilerek amaçları doğrultusunda kullanılmaya hazır hale getirilmiştir. Ancak bu defa 12 eylül öncesinde olduğu gibi kullanamadılar Ülkücüleri. Anadolu Türk Milliyetçiliğinin sembolü olan Ülkücülerin İslam inancına ağız dolusu küfreden başta ‘’abi’’ olmak üzere çoğu Güney Kafkasya kökenli eski asker ‘’Teşkilat’’ mensupları; bir taraftan İstanbul sermayesi ve onun uşağı kartel basını ile birlikte kendi hazırladıkları bir takım tarikat senaryolarını deşifre edip bol bol görüntülü dokümanı halka arz ederken, diğer yanda da Türklerin ‘’kayıp 13. Yahudi kabilesi’’ olduğu gibi garip ve safsata dolu bir iddiayı ispat için yazarlara kitaplar yazdırıyorlar ve bunu kartel medyasında ilanlarla ve forumlarla destekliyorlardı. Hür ve Kabul Edilmiş Mason Derneği’nin tüm üyelerine ‘’Mevlana Kardeşliği’’ adında bir bülten ile semavi dinlerin saçma bir yorum olduğu ve aslında kainatın uzaylı bir güç tarafından yönetildiği safsatası sunuluyordu. Halbuki Tepebaşı’ndaki bağımsız Masonların tersine bunlar bütün semavi dinlere sözde de olsa saygı gösteriyorlar ve hatta bazıları Ramazan ‘da oruç bile tutuyorlardı.