​ Tarihi hızlandırabilir miyiz? / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Eylül '09

 
Kategori
Siyaset
 

Tarihi hızlandırabilir miyiz?

Tarihi hızlandırabilir miyiz?
 

Napolyon, 1812 sonbaharında teslim aldığı Moskova'da kışı geçirip, ordusunun ihtiyacı olan huzuru, dinlenmeyi, morali, iaşeyi temin edip, 1813 baharında Petersburg'a yönelmiş olsa bugün tarih kitapları Fransa ve Rusya için başka şeyler yazıyor olacaktı.

Ancak o öyle yapmadı. Hiperaktif kişiliğinden sonuca bir an önce gitmek istiyordu. Tarih ona göre hızlanmıştı. Kuşkusuz onun zamanına hakim modern düşünce de buydu.

Moskova'da kaldığı bir ay süresince Çar'a barış yapmak üzere elçiler gönderdi. Çar Aleksandr için Rusya topraklarından son Fransız askeri temizlenmeden anlaşma masasına oturmak imkansızdı. Napolyon yerinde duramadığından devasa ordusunu, büyük bir öfkeyle çok zayıf olduğuna inandığı Rus ordusunun peşine düşmek üzere gelmekte olan kışı önemsemeden Moskova'dan çıkardı.

Sonuç hem kendisi hem de Fransız ordusu için büyük bir felaket oldu. Bu büyük başarı ise Rus halkının ve ülkesinin en büyük gururu olarak tarihe not düşüldü.

Benzer hatayı, belki denkleştirmek çok doğru olmayacak ancak askeri anlamda söylemek istiyorum; Hitler yaptı. Dünyadaki bütün sosyalistleri dehşete düşürecek bir saldırmazlık paktı ile Stalinle anlaşmışken ordusu hiç de hazır değilken Sovyetler Birliği'ne savaş açtı.

Oysa Hitler batıda Fransa ve İngiltere'yi yenmek üzereydi. Orduları Kuzey Afrika'ya çıkmıştı ve artık petrol kaynaklarına da ulaşmak üzereydi. Hitler, iktidara gelirken ve 1933'te iktidarı teslim aldıktan 1939'a kadar geçen sürede gösterdiği sabrı burada göstermiş olsaydı; kuşkusuz bu savaş 1945'te bitmeyecek belki bizler bambaşka bir tarih okuyacaktık. Rusya'ya saldırarak Almanya'nın devasa militarist gücünün büyük bölümünü Rusya'nın tükenmek bilmeyen topraklarının içinde yok etti.

Kuşkusuz o da tarihin hızlandığını düşünüyordu.

1919'da Yunan Ordusu Anadolu'ya ayak basarken batılı devletler kendisine İzmir ve mücavir alanı için izin vermişti. Ancak aynı günlerde Anadolu’da başlayan direniş hareketi işin rengini bir anda değiştirivermişti. Yunan Ordusu hiç de hazırlıklı olmadığı bir savaşın içine çekiliverdi. Aynen Fransız ve İtalyan Orduları gibi... Anadolu'nun etnik yapısının ve davranış şeklinin ne olduğunu yaşayarak öğreneceklerdir. İngilizler ise çok daha donanımlıdır çünkü tarihten ders almasını çok iyi bilen bir emperyal güçtür. Anadolu'nun hiçbir köşesinde savaşa girmemiştir. Yunan Ordusu Anadolu'da ilerledikçe kazanması imkansız bir serüvenin içine girmiş oldu. Birinci ve İkinci İnönü ile Sakarya Meydan Muharebeleri aslında Yunan Ordusu'nun kurtarıcısı olmuştur. Biraz daha ilerleseler toptan yok olabilirlerdi.

Tarih bize bu benzeri çok şey anlatıyor. Okuyup anlayan için gerçekten değerli ipuçları var.

Saddam da 1980'li yıllarda koca bir Pers Ordusu ile savaştığı ve onları dünyanın da desteği ile yendiğini düşünüyordu. Sıra çevresindeki diğer küçük ülkeleri ele geçirmeye gelmişti. Saddam, Hitler'in akıbetinden hiç ders almamıştı. Dünyanın en zengin petrol kaynaklarına sahip olduğunu sanıyor ve dünyayı bu güçle idare edebileceğini planlıyordu. 2 Ağustos 1990 günü Kuveyt'e saldırırken kuşkusuz başka düşünceleri de vardı.

Birleşik Devletler, Saddam'ı yok etmek için tam 13 yıl bekledi. Bekledi derken; kuşkusuz o devasa gücünün "seni sabrımla yok ederim" stratejisini kullandı. Önce dört bir taraftan kuşattı. Onu bütün dünyanın gözleri önünde Hitlerleştirdi. Bu sırada uyguladığı ambargo ile ülkesini zayıflattı. Sadece ülkesini değil iktidarını da. Sonra içerideki muhalifleri harekete geçirdi. Irak zaten bu güçler tarafından bir araya getirilerek inşa edilip, Saddamvari bir idarenin emrine teslim edilmişti. Irak'ın yapısını en iyi emperyalizmin kendisi biliyordu. Birleşik Devletler tarihi hızlandırmak yerine zamanın saatini kullanmayı seçti.

Aynı yıllarda PKK Türkiye'de yürüttüğü mücadelenin dozunu arttırmıştı. Hatta yavaş yavaş halk ayaklanmaları deneniyor; çeşitli ilçelerin kısa süreli de olsa ele geçirilmesi stratejik planları yapılıyor, deneniyordu. Kuşkusuz Che'nin Gerilla'nın Günlüğü eserinden etkilenilmişti. Türkiye'nin kamuoyunda da genel hava bölünmeye yaklaşıldığı yönündeydi. PKK verdiği savaşı kazanmak üzereydi; Türkiye ver-kurtul histerisine kapılmasına az kalmış gibiydi.

Ama tarih öyle ilerlemedi.

Çünkü bin yıllarla kurulan yapının bir kaç on yıl içinde değiştirilmesi mümkün değildi. PKK ayaklanması askeri yönden çok büyük bir başarısızlıktır. Türkiye Cumhuriyetinin ordusunun temel yapısını, örgütlenmesini değiştirtmiş, güçlendirmiş, sadece bölgenin değil, dünyanın en donanımlı ordularından birinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bugün bu ordu bir gecede bir bölgeden diğerine bir kaç tugayın yerini değiştirebilecek beceriye, hıza, yeteneğe ulaşmıştır. İki sene önce kış şartlarında Kuzey Irak'a yapılan harekat ile başka bir şeyi de ispat etmiştir.

PKK karşısına kendisi gibi gerillavari şekilde savaşan bu ordunun gücü karşısında verdiği mücadeleyi kazanamayacağını anlamıştır. Bu nedenle de siyasileşmeye çalışmaktadır. Aslında en başından itibaren böylesi bir platformu seçmiş olsaydı kuşkusuz bugün Türkiye'nin güneydoğusunda başka bir nesnellik olurdu. Ama çağın gereğine hiç de uymayan silahlı mücadele ile tarihi hızlandırmaya; yönünü değiştirmeye çalıştılar.

Olmadı...

Bugün de benzer adımlar siyasileşme adına yapılmaktadır. Herşeyin bir anda hemen gerçekleşmesi adına yanlış adımlar atılmaktadır.

Bölgenin mecliste temsilcisi konumundaki milletvekillerinin eksik siyaset, tarih, bilgi donanımı zaman zaman verdikleri "açılım olmazsa Kürtler ayrılmayı da tartışmaya açar" şeklindeki demeçlerinde de gözlemlenmektedir.

Tarih hızlanır mı?

Tarihten ders almasını bilenler için bunun bir cevabı var. Ders almasını bilmeyenler içinse tarihin onlara bunu tekrar tekrar anlatmak için sabrı ve esas önemlisi de zamanı var.

Uzay Gökerman

 
Toplam blog
: 2033
: 1268
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

"Keyif verici bir yalnızlık" olarak gördüğüm yazma serüvenimin en önemli merkezlerinden bir tanes..