​ 2/B yi anlamak–1 / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ekim '07

 
Kategori
Güncel
 

2/B yi anlamak–1

Misak-ı Milli sınırları içinde yaşayan bizler, bu sınırlar içindeki vatan denen toprağın ilk sahibi değil, emanetçisiyiz.

Türk Milleti olarak nereden geldiğimiz, nereye gitmekte olduğumuz ve en son nerede kaldığımız bellidir. Son durağımız bu vatandır.

Biz bu emaneti devralmazdan önce, bu topraklardan hangi kültür ve medeniyetlerin gelip geçtiği tarihin hafızasındadır.

Türkiye Cumhuriyeti, önceki emanetçi olan Osmanlı İmparatorluğundan bu toprakları teslim alan son emanetçidir.

Son emanetçi, birçok kazanılmış diğer haklar gibi toprak, yani gayrimenkul haklarını da mahfuz tutmuştur. Şer’i mahkemeler kaldırılmıştır ama, bu mahkeme kararlarına göre oluşmuş haklar saklı tutulmuştur. Edinmese sebebi nasıl oluşmuş olursa olsun, herkes yine aynı evinde oturmuş, aynı iş yerine gitmiş, aynı tarlasını ekip biçmiş, aynı ormanından istifade etmiştir.

Çağdaş medeniyet normlarına göre toplumuna yön vermek isteyen Cumhuriyet idaresi, otoriter gücüne dayanarak elinde tuttuğu ormanların tapusuz, yani geometrik ve hukuki durumunun kayıt altına alınmadığını, tapu sicilinin oluşmadığını görmüş, bu hedefi gerçekleştirmek üzere, 3116 sayılı orman kanununu çıkarmış ve bu kanun hükümlerine göre de ormanlarının geometrik ve hukuki durumunu tespit etmeye, medeni kanunun ön gördüğü tapu sicilini ormanlık sahalar için de oluşturmaya başlamıştır.

3116 sayılı orman kanununa göre orman sınırlarının belirleme işlemini kısaca anlatmak gerekir ise; Devletin görevlendirdiği ve köyden seçilen kişilerce oluşturulan bir tahdit komisyonu, köyde uzun yıllar evvelinden ekip-biçilen veya her nasılsa o şekilde kullanılan arazileri, Osmanlıdan gelme bir tapusu varsa, burayı orman saymayarak şahsa veriyordu. Tapu yok ise araziyi “bu arazi ormana zararlı mı değil mi?” yönünden inceliyor; ormana zararlı olmadığına karar verir ise yeri orman saymıyor, ormana zararlı görürse, o gün itibarı ile ekilip biçilen veya başka amaçla kullanılan yer dahi olsa orman olarak kabul ediyordu.

Bu kanun uygulaması neticesi, yeri orman sayılmayan kişilere yeni tapular veriliyor, eski tapu gösteremediği için veya komisyonca “ormana zararlı bulunduğu” gerekçesi ile orman sayılan, ama ekilip- biçilen yerler ise devletin kayıtlarına orman olarak geçiyordu. Böylece orman sınırlama işleri tamamlanıyor. Belgeleri( kararlar, haritalar) sınırları koruyacak olanlara teslim ediliyordu.

Kendisine belgeler ulaşan ve ormanları korumak, geliştirmekle görevli memur, bu belgelere dayanarak ormanları koruması geliştirmesi ve ayrıca komisyonca orman sayılan arazilere derhal el koyması, bunları ağaçlandırması gerekiyordu. Çünkü o arazi, orada bulunması ile zaten “ormana zararlı” olduğu tespit edilmişti. O halde bu zararlı şeyin derhal yok edilmesi, sahanın yeniden ormanlaştırılması gerekiyor idi.

Uygulamaya baktığımızda, bırakın sınırlama ile orman sayılan arazilerin ağaçlandırılmasını, bu araziler orman aleyhine açma yapılarak daha da genişlemiş, bunun yanında orman sınırları ile orman sayılmayan ve tapusu verilmiş arazilerde ise, arazi sahipleri o sınırları geçerek arazilerini orman aleyhine açma yaparak genişletmişlerdir.

Ormanları korumak, geliştirmekle görevli memurlar elbette bu sınır genişletmelerine bigane kalmamışlar, açma yapan kişiler hakkında ormandan yer açtıkları için suç zabıtları tanzim etmişler ve bu kişiler hakkında dava açmışlar, mahkemeler de çeşitli kararlar vermişlerdir. Beraat eden ormandan açtığı yere mahkeme kararı ile sahip olmuş, mahkûm olan hapiste yatmış, para cezası ödemiştir. Hapiste yatsa, para cezası ödese bile ormandan açma yaptığı yeri terk etmemiş, ekip biçmeye, her nasıl kullanıyorlar ise o şekilde kullanmaya devam etmiştir.

Sınırlaması biten ormanlarda uygulama yukarıda bahsedildiği şekilde ve ayrıca 3116 sayılı yasaya göre sınırlama işleri yurt genelinde devam etmiş, daha sonra 3116 sayılı orman kanunu toptan ortadan kaldırılarak yerine 1956 senesinde 6831 sayılı yeni orman kanunu yapılmış ve yürürlüğe konmuştur. Ülkedeki orman sınırlama işleri yeni kanuna göre devam etmiştir.

Orman sınırlama işleri devam ederken 1960 ihtilali olmuş, 1961 yılında yeni anayasa yapılmıştır. Orman sınırlaması bitirilmiş bir köyde tekrar sınırlama yapılamayacağı kuralı bu anayasa ve bu anayasaya göre şekillenen kanunlarda da aynen korunmuştur.

Ancak sonradan şöyle bir problem ortaya çıkmıştır: Örneğin bir köyde daha önce yukarında belirttiğimiz 3116 veya 6831 sayılı kanunlar çerçevesinde orman sınırlaması yapılmış bitirilmiş olsun. Bu kanunlara göre orman olarak bırakılan ama hala ekilip biçilen veya yerleşim yeri haline gelmiş olan yerlere sahip kişiler ve sınırlama uygulamasından sonra boş durmayıp ormandan yer açmış olan kişilerin baskısı neticesi, bunların dertlerine çare olmak üzere de 1961 anayasası 131 maddesine 1970 yılında “Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvalık, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar bulunan topraklarla şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında orman sınırlarında hiçbir daraltma yapılamaz. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir ve bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz.” fıkrası eklenmiştir.

Anayasa değişikliğindeki bu hüküm, 6831 sayılı orman kanununa da aynen yansıtılmış ve daha önce sadece sınırlaması yapılmış bitirilmiş, arazilerin tapuları verilmiş, ormanlara da tapu alınmış olan köylere bu sefer, “anayasanın yürürlüğe girdiği tarihten(15/10/1961) önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvalık, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar bulunan topraklarla şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler” orman sınırları dışına çıkartılmaya başlamıştır. Bu çıkartma işleminin dayanağı 6831 sayılı kanunun 2. maddesinde yazılı olduğu için bu işlemin adına da kısaca “2. madde uygulaması” denmiştir. Nasıl bu gün konuşurken “301 e göre “diyoruz, aynen onun gibi. 2. madde uygulamasının birkaç istisna hariç hukuki sonucu itibarı ile bu gün bildiğimiz 2/B uygulamasından hiçbir farkı yoktur.

Bu kanunlara göre orman sınırlaması ve 2. madde uygulamaları devam ederken 12 Eylül ihtilali olmuştur.

1982 anayasasının 170. maddesinde bu orman sınırları dışına çıkarma işlemi, “…. 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş yerlerin değerlendirilmesi; bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen yerlerin tespiti ve orman sınırları dışına çıkartılması;…” şekline dönüşmüştür. 1961 anayasasına göre 15/10/1961 gününden önce nitelik kaybeden yerler orman sınırları dışına çıkartılırken, şimdi 31.12.1981 gününden önce nitelik kaybeden yerler orman sınırları dışına çıkartılması hüküm altına alınmıştır. Yani bir orman veya parçası 31.12.1981 gününden önce tarla, bağ, meyvalık, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar bulunan topraklarla şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yer haline dönüşmüş ise buraların orman sınırları dışına çıkartılacağı hüküm altına alınmıştır. Anayasadaki bu esasa göre 6831 sayılı orman kanununa da bir şekil verilmiş ve bu çıkarma işlemi bu kanunun 2. maddesi (B) bendinde yer aldığı için, bu kanuna göre yapılan orman sınırları dışına çıkarma işlerine de kısaca 2/B uygulaması denmiştir.

Şimdi, daha önce sınırlaması, 2. madde uygulaması yapılmış olan bir köye bu sefer 1981 anayasasına göre düzenlenen 6831 sayılı kanunun 2. maddesinin (B) bendini uygulamak yani, 31/12/1981 gününden önce orman niteliğini kaybetmiş yerleri orman sınırları dışına çıkartmak üzere, velhasıl üçüncü kere orman kadastrosu işi için girilmiştir.

Yukarıda, kolay anlaşılması için oldukça basite indirgenerek anlatılan durum, nitelik kaybı ile orman sınırları dışına çıkarma, yani bu günkü söylemle 2/B nin kısa tarihi seyridir.

Orman sınırları dışına çıkarılan kısaca 2/B olarak bilinen bu yerlerin sahibi hazinedir, tapu hazine adına, yani yine devlet adınadır. Devletin tapulu yerini işgal ederek kullanan kişiye ise şagil denmektedir. Şagil bu araziyi kullanmakta, kullanım kirasını yani ecrimisilini bile vermemekte, bu araziler muhtar tasdikli zilyet devir senetleri ile el değiştirmekte, bu el değişiminden devletin haberi bile olmamakta, devlet alım satım vergisini bile alamamaktadır. Devlet bu arazilerden hiçbir vergi alamadığı halde, buralar toplu yerleşim haline dönüşünce, belediyeler vasıtası ile yol, elektrik, su, çöp toplama, sağlık, eğitim vs hizmetlerini vermek zorunda kalmaktadır. Bu işlerin birçoğu da gayri yasal olarak devlet eli ile yapılmakta, devlet bizatihi kendisi yasaları çiğneyerek hizmet yapmaktadır.

Kısacası, devlet 1970 yılından beri kendi kendine oluşturduğu bu, yapılışı itibarı ile hukuki, sonuçları itibarı ile hukuksuz durumdan kurtulmanın yolunu, kendine ait olan tapuları işgalcilere ücreti karşılığında “devretme” şeklinde bulmuştur. Bunun da adı “2/B satışıdır”.

Özdeki konu buraları satıp devletin kasasını 25 milyar dolar ile doldurma hevesi değildir. İşin aslı, çözene maliyeti ne olursa olsun, oluşan kangreni tedavi etme çabasıdır.

Kabak(seçim meydanlarında verilen sözden dolayı) bu hükümetin başına patlamıştır. Bu hükümet de, 1970 yılından bu yana gelip geçmiş hükümetler gibi, “satacağız, sattık ha, az kaldı, belki bu gün belki bu günden de yakın” mavraları ile bu işi uzattıkça uzatabilir ve sağmal inek misali “garantili oy deposunu” koruyabilir idi. Sorun çözülebilirlerse, ne yazık ki(!) “garantili oy deposu”ndan bir tanesi daha ortadan kalkmış olacaktır.

Sorunun çözülebileceği umudu ile "darısı, üretmez tüketir KİTler, geri dönmez krediler açan devlet bankaları gibi diğer oy depolarının başına" diyelim.

 
Toplam blog
: 38
: 485
Kayıt tarihi
: 01.05.07
 
 

Orman mühendisiyim. 1992 yılından beri orman kadastro işinde çalışmaktayım. Amacım insanları orman k..