​ 2016 / Yılbaşı / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Aralık '16

 
Kategori
Yılbaşı
 

2016

Biliyorsunuz adettendir, yılbaşını yazısız geçmem. Nitekim çocukluğumdan beridir alışkanlığımdır, bu sene ne oldu, neleri doğru, neleri yanlış, neleri eksik yaptım? Bir blog yazarı olarak performansım neydi?

Ayrıca kişisel bir muhasebeleşmedir kendi hesaplarım arasında ve evet, her gün, her saniye daha iyi insan olabilmek için daha farklı neler yapabilirim diye sorgularım. Ve çoğunca bu yüzden eleştirilirim çünkü ne yazık ki, Türk toplumu özeleştiri yapmaz; halihazırıyla mükemmeldir.

Bunun temeli belki de tarihseldir:

Çinliler bize karşı set oluşturmamışlar mı?

Biz anadoluyu ele geçirmedik mi?

Karadan gemiler yürütüp Post-Bizans bir imparatorluk kurmadık mı ve bunu karizmatik lider FSM yapmadı mı? Kendisi bugünkü liderimize benzemiyor mu?

Bazen düşünürüm; nedir bizdeki bu aşağılık duygusunun sebebi?

Televizyondan bas bas bağırıyorlar biz büyüğüz diye! Oysa biz büyüksek vakur olmalıyız; öyle miyiz?

Bazen kökenimi araştırma isteği duyarım çünkü ben nedense toplum ile yanı düşüncelere sahip değilim. “Yoksa” derim, “benim beynim mi yıkanmış?”

Benzer durumları MB ortamında da yaşıyoruz yıllardır. Bana bir şey kabul ettirilmek isteniyor ama sebebini bir türlü anlamıyorum. Oysa ki ben de buradaki yazan diğer bireyler gibi kendi bilgim, becerim, deneyimim ve yeteneğim ölçüsünde yazıyorum. Anlamadığım; diğer kişiler kendilerini benden daha mı üste görüyorlar da böyle garip yorumlar yapıyorlar? Şayet öyleyse, kesinlikle yanılıyorlar.

Bir sığ tartışmaya girmeyeceğim ama lütfen kendimizi yargılayan editörmüş edasından kurtaralım. Gereksiz bir tutum olduğu gibi komik bir hal alıyor artık.

Blog ile ilgili bir sürü araştırma yapıp sizlerle paylaşmamıza rağmen halen niye kişisel yazıyoruz gibi saçma yorumlar gelmesi, yorum yapanın niyeti konusunda beni endişelendiriyor. Bu benim özelim, öznelliğim ve evet, bir probleminiz varsa bununla ilgili Tolstoy’un, Dostevski’nin hayatının inceleyerek yazdıklarına bakmanızı salık veririm. “O zaman Dali niye sürekli karısının resmini yapmış” gibi temelsiz yerlere götürür bu gereksiz görüş.

Tekrarlı bir şekilde ifade ettiğimiz üzere biz blog ortamına gelene değin bir roman, bir şiir kitabı ve bir hikaye kitabı üretmişliğimiz var. Yani kimse bize yazmayı burada öğrendin hikayesine de getiremez. Benim ortaokulda yazdığım sınıfta örnek gösterilmiş sadece Türkçe değil İngilizce metinlerim var.

 Dikkat ederseniz yorum kısmını en az kullanan yazarlardanım ve aynı şekilde yorumlara cevap vermek konusunda yavaş bir yaklaşımım var. Bunun sebebi bana “blogtan çok yorum yazılıyor” düşüncesinin hakim oluşu. Eleştirmeyi (ki kelime anlamı değerlendirmek olmasına rağmen yanlış kullanılmaktadır) bilmiyoruz. Bir Türk olarak eleştirmek ne demektir fikrimiz yok.

Neyse özeleştiri yapacaktım bakın nerelere geldim!

Genel olarak bakıldığında 2016 yılının MB blog ortamında iyi geçtiğini söyleyemem. Bu tespite ben de dahilim. Bunun sebebi belki de 2016 yılının ülkemizde berbat geçmesi olabilir. Böyle bir ülkede nasıl doğru psikoloji yakalanıp düzgün şeyler yazılabilir?

Ve gariptir düzgün yazılan şeyler de okunmuyor. Şevkle yazıp gerçekten önemsediğimiz yazılar yerlerde gezinirken hiçbir temeli ve fikri olmayan yazılar binli okunma rakamlarına ulaşıyor. Buradan çıkarılabilecek tek sonuç toplum artık HAZIRCI oldu. Hap yapıp yemlemek gerekiyor. Düşünmek kimsenin harcı değil.

Ben yazar değilim ancak olmak için çabalıyorum. Yazarlığı da sanat için yapmaya çalışıyorum. Yazdığım şeyi başkaları beğenecek diye başkalaştıramam. Ve evet, formülleri biliyoruz fakat biz kendimizden zevk almadıktan sonra başkaları bizi okumuş neye hacet! Biz Pazarlama Bilimi okutmanıyız, yol, yordam çok net biliyoruz. Diğer yandan bizim bir duruşumuz var ve bu alemlerde kendi kişiliğimizi bozmadan üretebildiğimiz eserlerle var olmak istiyoruz. Beceremediğimiz noktada da çeker gideriz. Artık bazı yazmayanlar gibi.

Fark ettiyseniz; Eric Van Buyten farklılaşarak The Marmaralı Eric’e dönüştü. Biliyorum bazı arkadaşlar bu tür kendi ismimizden farklı isim kullanmamızı pek tasvip etmiyorlar fakat yazarken kesinlikle bu isimlerden etkilenerek yazı yazıyoruz. Nitekim yüzyıllardır bir sürü sanatçı başka isimlerle birçok eser üretmiş. Bazı arkadaşlarımız kamuda çalıştığı için çoğunca zorunluluktan, diğer yandan bizim gibi yazanlar kendi özel ismini saklamadan bu tür isimler kullanabiliyor. The Marmaralı Eric, Erdekli benle özdeşleştiği gibi beni Türkiye’ye ait yapıyor. Ve beni çok iyi tanımlıyor: Erdekliyim ama kendimi Türk gibi hissetmiyorum.

Yazımı noktalarken 2017’de daha güzel yazılar yazmak niyetinde olduğumu ayrıca belirtmek isterim. Ve yeni yılla beraber ismimi The Marmaralı Eric olarak değiştireceğimi bilgilerinize sunarım.

Umarım bu yeni yıl ülkemize akıl, bizlere sağlık, başarı ve mutluluk getirir...

Saygılarımla,

 The Marmaralı Eric

 

 

 
Toplam blog
: 631
: 293
Kayıt tarihi
: 10.04.11
 
 

Eric'i külden yarattım. Tamamıyla benim eserim. Söyleyeceği çok sözü, söylemek istediği az sözü. ..