3 Aralık Dünya Özürlüler Günü – “( İyi ki Özürlüsünüz )" / Özel Günler / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Aralık '10

 
Kategori
Özel Günler
 

3 Aralık Dünya Özürlüler Günü – “( İyi ki Özürlüsünüz )"

3 Aralık Dünya Özürlüler Günü – “( İyi ki Özürlüsünüz )"
 

Kaynak: İnternet


Bugün 3 Aralık Dünya Özürlüler günü. Yaşasın engelliyim- engellisin, yaşasın özürlüyüm- özürlüsün, yaşasın sakatım- sakatsın demenin günü.

Öyle ya özel şeylerin ilanında ki amaç bu değil midir? O halde bugünün söylemi de bu anlamı taşır.

Hiç kimse sakat olduğu için mutlu değildir? Durum böyleyken böyle bir günün varlığıyla sanki özellikle mutlu olduklarının, sakatlığın bir mutluluk olduğunun altı çizilmek istenmektedir.

Sağlam bedenlere “24 saat sakat olursanız neler yapardınız?” diye bir soru gelseydi tek bir şey dile getiremezlerdi. Oysa soru tersine çevrilip sakatlara sorulsaydı “ 24 saat sağlam olsaydınız neler anlatırdınız?” diye, 24 saatin içerisine sığdıracakları onca şey olur 24 saatler yetmezdi o hayallere.

Yani sakatlık bir tercih değil, sağlam olmaksa bir tercihtir. Bu yüzden nasıl bir mutluluktur ki böyle bir günle var olan durumları özürlüler günü altında yani defolular günü altında yeniden hatırlatılıyor.

Sağlam olmak bir tercih, sakat olmak bir tercih değil ise neden niçin bu kutlamalar, sakatlığı kutlamak, özürlü olmayı alkışlamak için mi böyle bir gün ilan edilmiştir?

Bu ve benzeri sakatlığa ait böyle günlerin varlığını da onun bu anlamlara gelen içerikle kutlamalarını da ret etmiş, anlayamamışımdır.


Öğretmenler günü dediğimizde kutsal olan bir mesleğin varlığını hatırlar, onlara karşı sorumluluklarımızı yerine getirmenin çabasını verir, bu mesleğe olan saygımızı gösterir, bu mesleği kutsarız bu günde.

Anneler günü dediğimizde bir canı hayata getiren kutsal varlığı kutsarız.

Bu ve benzeri günlerde bir anlam vardır, bir kutsama vardır. Yaşasın öğretmenim, yaşasın anneyim demekten doğal daha güzel ne olabilir.

Oysa yaşasın özürlüyüm demek mümkün müdür? Özürlülük kutsanır mı?

Elbette ki “Hayır”!..

Böyle bir günü ilan etmedeki tek amaç vicdanlarını rahatlatmaktan başka bir şey değildir.

Yıllardır yok saydıkları- tecrit ettikleri sakatları-engellileri yine uyutmaktan başka bir şey değildir.

Şu anda ülkemizde ve dünyada bir yığın etkinlik yapılmakta. Etkinliklere bakıldığında bile sakatlardan ne kadar uzak olduğu, samimi olmadıkları görülmektedir.

26 Kasım ile 6 Aralık tarihleri arasında 15’incisi düzenlenen Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali’nde “ Engel tanımayan engellerlilerin” dans gösterileri yapıldı. Ancak engelliler bu salonda unutulmuştu. Çünkü ne asansör, ne engelli yolu ne de rahatça izleyebilecekleri bir yer olmadığı için tiyatro festivaline katılan engelliler, oraya gelen engelsiz izleyicilerin yardımıyla merdivenlerden indirilip çıkarılmış, dans gösterilerini izleyen engelliler ise kendilerine göre yer olmadığı için gösterileri engelli araçları ile sahne önünde izlemek durumda kalmışlar.

Ne kadar trajik komik değil mi?

İstanbul-Bağcılar Belediyesi ise engellileri atış poligonuna götürerek atış talimi yaptırarak bir yerde silahlar yüzünden engelli olanları yok saymış, silahsızlanmaya karşı onca çabanın karşısında silahın kullanımına yönelik bir etkinlik düzenleyerek neye hizmet etmek istemiştir açıkçası anlamış değilim.

Türkiye nüfusunun yüzde 12, 29’unu engelliler oluşturmaktadır. Yaklaşık 8,5 milyon engellinin 1 milyonu çalışma hayatının içinde. Kamuda 54 bin engelli personele yer verilmesi gerekirken sadece 9 bin 966 engelli çalışmakta.

Kamuda engelli çalışan kadrolarının doluluk oranı yüzde 18 iken, özel sektörde engelli çalışan kadrolarının doluluk oranı yüzde 65 sevilerinde. Bu nasıl bir çelişkidir? AB sınırları içerisinde 47 milyona yakın engelli yaşıyor, Avrupa ülkelerinde engelli istihdamı yüzde 3–4 arasında değişen oranlarla yasal zorunluluk kapsamında iken bizde yasalar kamuya işlemiyor. Kamusal yerleştirmeler yerine getirilmezken özele baskı yapmak kendi ayıbını kapatmaz ne yazık ki!

Bazı meslek dallarında ise engelliler hiç çalışamıyor. O mesleği yapamayacakları düşünüldüğü için.

Türkiye’de engelliler en fazla, eğitim, istihdam, fiziksel koşullar ve ayrımcılık konularında zorluk çekerken bunlara hala kalıcı çözümler üretilmezken yaşasın özürlüler günü demeyi ret ediyorum. Buna canla başla çanak tutan dernekleri, vakıfları da her zaman olduğu gibi bir kez daha kınıyorum…

Özürlüler İdaresi Başkanlığınca yaptırılan “Toplum Özürlülüğü Nasıl Anlıyor “ anketinden çıkan sonuçlara bakıldığında ise durum daha trajik komik.

Engelliliğin insanlara Tanrı tarafından sınanmak üzere verildiğine inananların oranı yüzde 75’i geçiyor. Ankete katılanların dörtte biri engellileri yardıma muhtaç olarak tanımlıyor. Üçte biri ruhsal ve duysal sorunu olanlarla, dörtte biri ise zihinsel engellilerle arkadaş olmak istemiyor. Bu özür grupları eş olarak da tercih edilmiyor.

Ankete katılanların yarısına yakını tüm engel gruplarıyla arkadaş, komşu ya da iş arkadaşı olmakta sakınca görmezken, yarısından fazlası engelli herhangi biriyle evlenmek istemiyor.

Tüm bunlardan çıkan sonuçla sizce Özürlüler Günü olsa ne olur, olmasa ne olur?

Bir sonraki yılda sorunlarını çözmüş olmanın kutlaması yapılmıyorsa, hala aynı yerdeysek yaşasın özürlüyüz demeyi kutlamanın tek gerçeği olsa olsa sakatlar üzerinden bir çeşit mastürbasyon olur.

Bunu da layıkıyla yapıyorlar her sakatlığa dair özel ilan ettikleri günlerde…

Not: Burada yazılan tüm yazılarım elektronik imza ve zaman damgası güvencesi altında yasal hakları korunmaktadır. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz

 
Toplam blog
: 295
: 3718
Kayıt tarihi
: 01.10.06
 
 

Milliyet Bloğa nasıl geldim ve nasıl yerimi aldım bilmiyorum. Sanırım uzun yıllar okuduğum bölüml..