16 Nisan '07
- Kategori
- Aşk - Evlilik
Çıplak sevişmeler

Her baslangıç yeniden doğuşun habercisi. Kendini tanımadaki serüven. Deliliğe koşması maceraperestin herhalde. Sevgiliden gelen bir bakış ve ilk heyecan, ürperti, umut... Birbirinden karmaşık birçok his. Genlerine mi işlemiş yoksa insanoğlunun mağara döneminden bu yana bu duygular ya da daha öncesi mi var? Değişmeyen gerçeklerden biri ve belki de yaşam denilen değişkenin içindeki en temel sabit.
Her insan ömründe en az bir kere bu coşkuyu barındırmıştır yüreğinde. Belki kelime yanlış olacak; çoğu hükmedememistir, elinde olmadan taşırmıştır. Buna gönüllü razı olmustur. Zevkini sürerken de acısını çekerken de aslında muazzam bir haz almıştır.
Bütünüyle üç harfliyi yaşarız. Sevinci, hüznü, varlığı, yokluğu; tüm zıtlıklarıyla. Dış alemde olanlarla da dışarı baktığımız alemde de. Eksikliklerimizi, zaaflarımızı, düşündüklerimizi ve bilhassa düşünemediklerimizi sunmaya çalışırız saadet kaynağı sevgilimize. Aden'e döneriz içimizde, herbirimiz Adem ya da Havva oluruz. Beş noktalıyı yaşarız bütünüyle. Saf olmak isteriz. Kalbimizin ritmi degişir. Ağzımızdaki tat farklılasır. Gözlerimiz farklı bakar dünyaya. Güneşe aldanıp duvardaki gölgelere kanmaz, gerçege koşarız. Tutamayız kendimizi; kanatlanır mor bulutlara adanırız. Dirayetimizi yitirir böyle bir hengame içine dalarız.
Sevgiliyi düşlediğimizde ne kırmızı eteği ne mor bluzu ne de şık saati gelir aklımıza. Bir kaba sığdıramayız. Özümüzdeki saflıktır sadece özlediğimiz. Yaşanmış onca şeyden sonra ruhumuzu sarmalayan vuslatın titretmesidir aynadaki yabancılığımız. Çıplaklık daha saf gelir doğal olanı kapatmamakla. Belki de doğum anıyla kurgulanan bir bilinçaltıyla.
Çıplak sevişiriz. Diğer canlılardan farkımız soyunmamız olsa gerek. Soyunmayı isteyebilmemiz. Bize ait olan bedeni baskaşıyla paylaşma isteğimiz ya da bize ait olmadığını farkedişimiz. Bütün olma, başa dönme düşüncemiz ve bu yüzden belki de biz hep çıplak sevişiriz...