​ Doğmamış çocuklara bir mektup da benden / Anne-Babalar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ocak '13

 
Kategori
Anne-Babalar
 

Doğmamış çocuklara bir mektup da benden

Doğmamış çocuklara bir mektup da benden
 

Uzun yıllar önce yazar Oriana Fallaci nin doğmamış çocuğa mektup adlı kitabını çok beğenmiştim. Dünya ya getirip getirmemekte kendince haklı sebepleri sorgulayan bir kitaptı. Sonu şimdi pek aklımda değil ama adı aklımda kalan o kitaptaki gibi aklıma geliveren bir düşünceden yola çıkarak olanak verilebilseydi dünya gerçekleri anlatılsaydı gerçek anlamda dünyaya gelmeyi tercih ederler miydi? diye sormadan edemedim.

Aklıma geliveren bu şaşkın hiçbir zaman gerçekleşmeyecek fikirle onlara kendi penceremden gördüğüm gerçekleri anlatmaya karar verdim… Evet, anlatıp kararı onlara bırakmalıydım.

Dünya dediğimiz o koskoca muhteşem yuvarlağın aslında koskoca bir köyden oluştuğunu; o köylerin, büyüklü küçüklü köylerle aslında var olmayan ama insanların kafasındaki çitlerle çevrili olduğunu, o köylerin efendilerinin, kendi çıkarları doğrultusuyla insanları yönetmeye çalıştığını bilmelerini istedim. Bu çıkarların onların dinmek bilmez hırsları, doymak bilmez iştahları sayesinde kendi bindiği dalları kesecek kadar ileriye gidip, yaşadıkları o koskocaman yuvarlağın ilk yıllarındaki haline zarar verecek boyuta kadar ileriye gittiği; yeşiline, mavisine, denizine hatta yalnız olmadığımız diğer canlılara sırf zevki uğruna zarar verip yok edecek boyutlara ulaştığını anlatmak istedim.

    Bu doymak bilmez efendiler aslında sayıları o kadar da çok değillerdi. Ama güçlerini hırslarını akıllarını olanaklarını, dünyayı daha iyi bir hale getirip barış ve huzur içinde yaşanacak bir yer olma adına kullanabilirlerdi.    İstemediler…

             İstedikleri o iktidarın gücüne, olanaklarına sadece kendilerinin sahip olması ve bunlara sahip olurken ona giden yolda her ne olursa olsun ulaşacaklarını göstermiş oldular…

     Kendi aralarında iş bölümü yaparak alanlarında insanoğlunun en akıl almaz işlerine soyundular. Bunları yaparken de en tehlikelisini seçtiler. İnsanlığın iyiliği için yaptıklarına ve onların kendi seçimleri doğrultusunda hareket etmelerini sağlayarak görünmez iplerle kendilerine bağlamayı seçtiler. Ve öylesine başarılı oldular ki; insanoğlu hala onların gücüne ya artık değiştirilemez bir gerçek olduğuna inancından ya da böylesi işine geldiğinden ses çıkarmamayı tercih ederek onların ekmeğine yağ sürerek hayatlarını yaşamaya devam eder oldu.

    Kimi;  insanların besin ihtiyaçlarını karşılamak adına, olmazsa olmaz tohumların genetiğini değiştirerek, insanlığın aç kalmamasını bahane ederek (GDO),  kimi ise hasta olacak olan bu insanlara yardım etme gereği duydukları bahanesiyle ilaç sektöründe bilimi kullanarak aynı hırs içindeki insanlara hizmet ettiler. Önce hasta et, sonra ilacını sağla mantığı ile çifte vurgunu gerçekleştirdiler. İnsanoğlunun ihtiyaçlarını iyi tespit ettiklerinden onları bir şekilde kopmaz bağlarla bağlamak yaptıklarını kontrol edebilmek adına da öyle zekice bir teknoloji icat ettiler ki, dünyaya gelmek isterseniz siz de çok seveceksiniz eminim bundan.  Arada güzel şeyler de olmuyor değil ama marifet  güzellikleri  faydalı yerde kullanmak…

       Bu arada bu kocaman köyü yönetmek o kadar da kolay bir şey olmadığından, amaçlarına hizmet etmek adına kendilerine benzeyenlerini bulup, kullanmakta bir sakınca görmediler. İçlerinden Seve, seve hizmet etme gönüllüleri çıktığı gibi, bunlara hayır deme gücünü gösterenleri de çeşitli entrikalarla kendi silahlarıyla yok etmeyi başardılar.

    Şimdi;   büyük yuvarlağa baktığımızda, çok az bir azınlığın dünya nimetlerinden akıl almaz bir biçimde yararlandığı, diğer çoğunluğun ise açlıkla, savaşla, haksızlıklarla, adaleti aramakla, çeşitli olumsuzluklarla baş etmeye çalışırken hayatını geçirmeye çalıştığını gözlemleyebiliriz.

     Durun durun kargaşa yok panik yok. Buraya kadar anlatılanların iç karartıcı olduğunu biliyorum. Ama güzel şeyler de var. Gelmeye karar verdiğiniz de sizi canı pahasına bunlardan korumaya çalışan, yaşadığınız sürece sizi sevgiyle sarıp sarmalayacak, bu tehlikeleri yaşamamanız için ellerinden gelen her şeyi yapacak onlara anne ve baba diyeceğiniz yardımcılarınız olacak…

   Kendilerinin yaşayamadığı ne varsa size yaşatmak adına çaba sarf edecekler siz onları kullansanız bile sevdikleri için görmezden gelecekler ve sırf onların evine misafir olduğunuz için ömür boyu sizlerle gurur duyup başınıza bir şey gelmesin diye hep endişe duyacak yardımcılarınız olacak. Yalnız o kocaman yuvarlakta doğuştan gelen cinslere ait bir ayrım var söylemeden geçemeyeceğim o anlamda kızlar bir sıfır geriden başlar bu hikaye ye, hani gelmeden önce bilin istedim…

     Bu bir sıfır önde başlama hikayesini, bazıları fazlasıyla abarttığı içinde büyüdüklerinde hoş olmayan şeyler de olabiliyor ama bunları bilmeseniz de olur. Bilmeyin ki bu eşitsizliği görmezden gelebilin.

      Şimdi umarım paniğiniz geçmiştir biraz hep kötülüklerin yaşandığı bir yer değil elbette burası.  İsterdim elbette; bunların yaşanmadığı sağlıkla gelişip büyüyeceğiniz, barış içinde kardeşçe rengine dilini, ırkına bakmadan,  kadın erkek diye ayrılmadan, aşağılanmadan, bu güzelim dünya yı daha da yaşanır bir hale getirmeniz için bu dünyaya gelmenizi...

Kızılderililerin söylediği gibi  "Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak." "Yeryüzüne iyi muamele et! O babanızın malı değil, onu çocuklarınızdan ödünç aldınız."

               Biz bunları başaramadık ve tüm bunlar için sizlere bir özür borcumuz var bizim.

Siz yine de benim anlattıklarıma bakmayın kendi kararınızı kendiniz verin. Ama gerçekleri bilin de öyle verin diye kendi penceremden aktarımlar bunlar…

  Ha bu arada size bir müjde de, bizim köyün muhtarından. Bebek bezi ve maması bedava J

Şimdi verin kararınızı, sizi burada üçer beşer bekleyenler var. Kalın sağlıcakla…

                                                                                                                                                               25.01.2013

                                                                                                                                              Nevay DAĞ.

 
Toplam blog
: 3
: 665
Kayıt tarihi
: 24.03.12
 
 

Doğuştan pembe patiklerle doğmanın cezasını, toplumun saçma sapan kurallarına uymak zorunda olmad..