- Kategori
- Psikoloji
İşkence odası
Bazen çok çabalamışsındır. Tam “evet, olacak, başaracağım demişsindir” ve birden karanlık çökmüştür üstüne, ansızın. Soğuk rüzgârlar etrafında ne var ne yok süpürürken senin avuçların terlemeye başlamıştır. O karanlık perde yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlar bir süre sonra. Derin bir nefes alırsın, yola devam etmek için bir his kaplar içini. Ama perde kalktıkça anlarsın, zihnin anlamaya başlar, gerçekten bıraktığın yerde misindir, yoksa başladığından daha da kötü bir noktada mı ?
Hani derler ya zirvedeyken en dibe vurmak gibi bir şey buda. O kadar çaba sarf edip savaşmışken kazanmak için. Planlar yapmışken gerçekleri anlatmak için. Her seferinde biraz daha sana yaklaşmasını sağlamışken zaferin, en tepemeye çıkmaya, mutlu olmaya ramak kalmışken terk etmeye çalıştığın o umutsuzluk tutuverir kolundan. Kelepçeyi takar ve bir anda kendini aynı yerde bulursun. İşkence odasında. Sen yalnızlığı her terk etmeye çalışmanda, oradan her kaçmaya çalışmanda işkenceler daha da sertleşmektedir. Daha çok canın acımakta, gözlerin daha da çok yaşlanmaktadır. İşkenceci yalnızlığın, şizofrenik beynin ile bir olur bazen, oyunlar oynar gözlerine gerçekleri görmeni engeller. Bu işkence odasında duyduklarında yalandır, aklının inandığı gerçekler de. Bazen öyle bir an gelir ki, zihnin öyle bunalır ki gerçekler ve yalanlar arasında, iki kelime arasında ki farkı bile çözemezsin…
Korku salar yüreğine bu işkence odası, yalnızlık insanı her zaman korkutur. Bazen alışkanlık yapar, dost kılığında biranın sigaranın yanında meze olur, ama onun ellerinde esir olduğunda en büyük düşmanın kesilir acımasızca aldatır seni yalanlarıyla. Gözlerini boyar, gerçekleri göremezsin, kulaklarına sadece yalanları fısıldır, beynin bulanır, gözlerin kararmaya başlar, ruhunun sokaklarında yankılanan o hep gece kalsa dileği kabusun olur birden, değişimi sen bile anlayamazsın. Dolunaya bakan bir kurt adam gibi, birden bire ve amansız bir değişim.
Aç gözlerini ve hisset, izin verme bağımlılıklarının gözlerini boyamasına, duyma kulaklarına fısıldadığı yalanları yalnızlığın. Hayal et, bir şehrin geç kalmış saatlerinin tik tak seslerini, inandır kendini mutlu olacağına ve anlamaya başla iki kelime arasında ki farkı ve fazlasını, çok daha fazlasın...