- Kategori
- Dünya
Türkiye Suriye'li çocukları topluma kazandırmak zorunda. Yoksa...

Milattan Önce 7.Yüzyıl'da yaşamış Çinli düşünür Kuan-Tzu'nun bilinen bir deyişidir:
"Bir yıl sonrasını düşünüyorsan tohum ek.
On yıl sonrasını tasarladıysan ağaç dik.
Yüz yıl ötesini düşünüyorsan halkını eğit"
Ülkemizin genel olarak tartışmalı eğitim politikası bir yana, yaklaşık 5 yıldır yaşadığımız Suriye'li mülteci sorunun önemli alt başlıklarından biri de okul çağındaki Suriye'li çocukların eğitimi.
Birleşmiş Milletler'in açıklamasına göre ülkemizde yaklaşık 2 milyon Suriye'li yaşam savaşı veriyor.Yani aslında içimizde başlı başına bir Slovenya ya da Makedonya taşıyoruz. Ancak bu insanların yaşam standardına baktığımızda Maslow'un ihtiyaçlar piramidinin ilk basamağından daha yukarı çıkmadıklarını görüyoruz. Karın doyurma, barınma, temizlik gibi en temel fizyolojik ihtiyaçlarını dahi karşılamakta zorlandığımız bu insanlar, hayatları pahasına bunları ve daha fazlasını gerçekleştirebileceklerini düşündükleri(zannettikleri) Avrupa ülkelerine illegal yollardan akın ediyorlar.
Ancak Avrupa Birliği' nin soruna "yılan bana dokunmasın" felsefesi ile yaklaşması,göçün kaynağında çözümlenmesi düşüncesi ve uygulanan sınırlı kotalar, Suriye'li mülteciler sorununun iç savaş bittiğinde de büyük oranda ülkemizi daha uzun yıllar yoracağa benziyor.
2 milyon Suriye'li sığınmacının yaklaşık 600 bini okul çağında. Gene Birleşmiş Milletler verilerine göre bu sayının sadece %13-17 kadarı bir okula devam edebiliyor. Yukarıda verdiğimiz Makedonya/Slovenya metaforuna dönersek;
Bir ülkenin çocuklarının %80'inden fazlasının eğitim almadıklarını düşünün.
Korkutucu!
Kabul edelim yada etmeyelim onlar bizim çocuklarımız,sokakta dilenen,otomobillerin camlarını silen,egzoz dumanında ısınmaya çalışan...
Eğer bu çocukları, devlet denetiminde modern ve ücretsiz bir eğitim sistemine dahil edemezsek , korkarım bir yirmi yıl zarfında bizlerin çocukları yeni bir sorunla tanışacaklar:
"ARAP KÖKENLİLER SORUNU"
Her ne kadar "çocuk eğitimi" uluslararası hukuk kapsamında temel bir insan hakkı olarak tanımlanmış ve Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 28.Maddesi taraf devletleri, çocuklara ücretsiz eğitim hakkı vermek ve eğitimlerini örgütlemekle yükümlü kılsa da mevcut uygulamada pek de öyle olmadığını görüyoruz.
Okula devam etme şansı olan Suriyeli çocukların %80’i Suriyelilerin çeşitli kurumlardan destek alarak kurdukları okullara giderken , %17’si devlet okuluna, %3’ü ise özel okula devam ediyor.
(Kayıp Kuşağın Peşinde-Suriye'li Mülteci Çocuklar-Kemal Vural Tarlan-Radikal Blog)
Bir çoğu zor koşullarda ayakta durmaya çalışan Suriye'li vakıf ve derneklerin kurduğu okullar en temel standardları bile sağlayamıyorlar. Bina, araç-gereç, derslik konularında yaşanan sıkıntıların ötesinde bir de öğrencilerin devamsızlığısorunu işin sosyal boyutunu göstermesi açısından çarpıcı.
Suriye'li ailelerin yaşadığı ciddi ekonomik sorunlar nedeniyle erkek çocukların ucuz iş gücü olarak atölyelere,tarlalara gönderilmesi ve kız çocuklarının erken yaşlarda evlendirilmesi eğitimin devamlılığını neredeyse imkansız hale getiriyor.
Devamsızlık işin önemli bir boyutu ama en az o kadar tehlikeli başka bir nokta daha var.
Suriye'li vakıf ve derneklerin kurduğu okulların MÜFREDATLARI.
Daha çok Suriye müfredatının yenilenmiş hali olarak karşımıza çıkan ders programları,Fen, sosyal bilgiler, matematik, Türkçe ve Esad'la ilgili bölümlerin çıkarılarak Osmanlı tarihinin aktarıldığı derslerden oluşuyor. Arapça kitaplar çoğunlukla Katar’dan yollanıyor. Mehveş Emin Milliyet'teki köşe yazısında son durumu bakın nasıl yorumluyor:
"...Hatay’da Suriyeli öğrenciler için açılan “bağımsız” okulların sayısı çok daha fazla. Sadece Reyhanlı’da 32 okul faaliyette. Yerel halk, bazılarını “muhaliflerin” hatta El Kaide’nin yönettiğini söylüyor. Bu okulların yasal olmadığını ancak eğitim malzemeleri için ilçede ihale yapıldığını öğreniyoruz. Bazılarında medrese eğitimi veriliyor, Kuran dersi veren Şıh’lar da var...Dini temelli dernek ve vakıflar yoluyla “kurs” statüsünde eğitim veren pek çok okul var...Türkiye'deki Suriyeli'lere Özel Okullar-Mehveş Evin-Milliyet"
Durum vahim olmanın da ötesinde geçmiş. Bu kayıp kuşağa eğitim verememenin yanı sıra verdiğimiz eğitimin kalitesi de son derece tartışmalı. Kimlerin elinde neler aktarıldığı meçhul!
Oysa amaç bu çocukların öz benliklerini, kültürlerini kaybetmeden Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlı iyi vatandaşlar haline getirmek olmalı.
Azınlık Okulları'nın müfredatları bu konuda fikir verebilir.
Bu okullarda alan/dal dersleri ve tüm okullarda okutulan ortak dersler dışında Türkçe ve Türkçe Kültür Dersleri (Türkçe, Türk Dili ve Edebiyatı, Tarih, İnkılap Tarihi, Sosyoloji ve Coğrafya) var.
Burada amaç öğrenciyi bir asimilasyona tabi tutmak değil vatandaşı olduğu topluma eklemlendirmek, paydaşı haline getirmek. Zaten bu okullarda öğrencilere mensubu olduğu azınlığın lisanı da öğretilmekte.
2 milyon Suriye'li sığınmacı ya da mültecinin en temel ihtiyaçlarının karşılanması kadar bu insanları hem Türk halkının bir parçası haline getirmek , hem de onların kültürel farklılıklarını büyük bir kültürel zenginliğin parçası yapmak zorundayız.
Bunun tek yolu eğitim!
Aksi takdirde çok daha büyük sosyal sorunların bir parçası haline gelecekler, geliyorlar...