- Kategori
- Psikoloji
En son ne zaman öldünüz
Öyle heyecanlıydım ki, yerimde duramıyordum. Yaramaz çocuklar gibi koridorda Bir oyana bir bu yana koşturup duruyordum. Ne kadar sigara içtiğimi bile hatırlamıyorum. Zaman durmuş akmıyor gibiydi, dakikalar geçmek bilmiyordu. Telefonlarım çalıp çalıp duruyordu, ne kadar çok sevenim varmış diye sevinip duruyordum. Bir hemşirenin sihirli dudaklarında geldi sihirli sözcükler
—Kenan Bey bir oğlunuz oldu. Allah’ım ne güzel bir duyguydu bu, mutluluğa dair heyecana dair yaşanası tüm duyguları aynı anda yaşıyordum. Koştum hemen miniciğime bakayım diye. Kollarıma aldım bir süre kokladım, cennet kokuyordu, sıcacıktı minicik bedeni. Yüreğinin atışlarında kendi yüreğimi hissediyordum. Çirkin bir şeydi mini minnacık gözleri kapalıydı. Duygular bu durumda nasıl ifade edilir bilmiyorum ki baba olmuştum işte baba. Taa ki doktor beyin beni odasına çağırıp oturun lütfen demesine kadar. Doktorun bakışlarını hiç beğenmemiştim. Ses tonu çok kötüydü. Kötü giden bir şeyler vardı, içim acımıştı çünkü. Ilık ılık olmuştu bedenim.
—Kenan Bey Gül bebeğin durumu kritik iki böbreği de çalışmıyor. Yaşaması mucizelere bağlı. Benim size tavsiyem tam teşekküllü bir devlet hastanesine götürün. Dedi.
Beynim zonklamaya başlamıştı. Neden, nasıl yani nasıl olur diyebilmiştim anlamsızca dilim tutulmuş kala kalmıştım. Kendimi toparlamaya çalışıyordum ama çok zor du çok zor. Miniciğim daha yeni hayata gözlerini açmış merhaba demişti. Ölüm nasıl bulurdu onu. Zaman karşı anlamsız bir yarışın içine girmiştim. Çapa Tıp Fakültesine kollarımda götürdüm miniciğimi sıcaktı hala sımsıcak. Allah’ım acı çekiyor muydu ki. Nasıl kaldırırdı minik beden acıyı. Hastaneye girişimle miniciğimin yatışını yaptıkları süreçte geçen zamanı hatırlamıyorum bile. İstiyordum ki tüm hastane benimle ilgilensin. Doktorlar teşhis koymak için tetkiklere başlamışlardı bile. Kan alıyorlardı miniciğimin yumuk yumuk ellerinden, iğneler delik deşik etmişti ellerini, canı acıyordu canımın, ağlıyordu acısının sebebini bilmeden. Teşhis aynı idi iki böbreği de çalışmıyordu. Elime bir sürü reçete tutuşturdular. Diyalize bağlayacağız dediler. Nasıl bağlanırdı ya diyalize bu minik benden nasıl kaldırırdı be süreci delirecektim. Katater denilen bir alet istiyorlardı benden Cumartesi akşamıydı mevsimlerden sonbahar, hava soğuktu. Kanı donan birisinin soğuktan alacağı nasip ne kadar olabilirdi ki. İnadına üşümüyordum. İstanbul kazan ben kepçe dolaşıyordum, reçeteleri tamamlamak için. Hepsi tamamdı ama o katater denilen illet alet yoktu yokkkk. Delirmek üzereydim, telefonla görüşüyordum doktorla her seferinde muhakkak bulmalısınız diyordu.
Ara sıra dalıp gidiyordum. Daha kısa bir süre önce hayallerim vardı. Oğlum ilk adımı attığında ben koşacaktım ona, o ilk kelimesini söylediğinde dudaklarını yiyecektim onun. Bisiklet kullanmasını bilmiyordum ben ama oğlum öğrenecekti, onun bisikletinin arkasına oturup gezecektim, Fenerbahçe maçına götürecektim omzuma alıp, çikolata yiyip her yerini çikolata ya buladığında onunla gülecektim ben. Geçen zamanla birlikte hem hayallerim hem miniciğim ölüyordu. Canımdan can alıyorlardı sanki. Şimdi zamanın durmasını istiyordum lanet olası dakikalar akmasın istiyordum. Allah’ım ne yapacaktım ben. Çaresizdim öyle çaresizki şu durumda olmaktansa keşke etimden parçalar koparsalar dağlasalardı bedenimi sesim çıkmazdı. Bulamadığım bir alet yüzünden oğlum ölecekti ya. Ne biçim babasın sen dedim kendi kendime. Kontrolümü kaybediyordum, çaresizdim çaresizzz. Pazartesi olmuştu artık. Bitkindim doktorun yanına çıktım. Boynum bükük yok doktor bey dedim yok o istediğini katatermi ne haltsa bulamadım. Başımı kaldırıp doktorun gözlerine baktım ağlıyordum ağlıyor. Erkekler ağlamaz demeyin sakın, erkeklerde ağlar. Hem de ağlarken gözyaşlarından yüreğini akıtırlar yüzlerine. Doktorun yüzünde garip bir ifade vardı. Gözleri gülüyor dudakları tebessüm ediyordu. Sinirlenmeye başlamıştım.
—Kenan Bey dedi Gül bebek ilaç tedavine cevap verdi bir böbreği çalışmaya başladı katatere ihtiyaç kalmadı. Dedi.
Siz acıdan ağlarken bir anda o dökülen gözyaşlarının mutluluğa dönüştüğü anı bilir misiniz? Donup kalmıştım ağlıyordum evet ama bu gözyaşları çaresizliğimin çaresi idi. Oğlumun yanına gittim. Minicik yüzünü avuçlarıma aldım. Oğul dedim can oğul canım oğul. Ha gayret dedim biz bu derdi beraber aşacağız, öpüp kokladım onu. Sandalye üzerinde geçen 2 ay sonunda oğlum bir böbreğini kaybetti ama bir diğeri ile hayata sımsıkı sarıldı. Sandalyelerin en rahat kuş tüyü yataklardan daha rahat olduğunu anladım ben o 2 ay süresince. Şimdi düşünün doktorun biri karşınıza geçiyor ve size diyor ki; 48 saat ömrünüz var. 48 saaatcik. Oysaki hayata dair ne kadar hayalleriniz vardı değimli. Yapacak o kadar çok şeyleriniz vardı ki. Girdiğiniz o psikolojiyi düşünün. Ya geçmişte kalıp da ya şu zaman hallederim deyip ertelediğiniz hayatınız. Pişmanlıklarınızı düşünün şimdi keşkelerinizi, keşke daha iyi bir insan olabilseydimlerinizi keşke, keşke keşke. Hayat denilen şu dipsiz kuyuda geçen zamanda kimbilir ne gereksiz şeylerle uğraştık değimli. Mesela Allah’ın verdiği bedenlerimizi beyenmeyip estetiklerle uğraştık daha güzel görünelim diye, Para denilen kâğıt parçasından daha fazla kazanmak için zalimleştik, Kokuşmuş gecelerin sabahın da uyuşmuş beyinlerimizde satı verdik hayata öz benliğimizi. Acılara ortak olduk zaman zaman, sevinçlere coşku olduk, hüzünlere göz yaşı.Oysaki önümüzde 48 saatcik kaldı. Ölmeden ölmek bu olsa gerek. Kendimize ayırdığımız zamanların bir anında bu duyguyu yaşayıp kendimizi gözden geçirmek çok daha doğru olmaz mı sizce. Aldığınız nefesin rahatlığını gülücüğünüzün sevimliliğini, gözyaşlarınızın değerini bilin emi.
Sahi !!!!!!!!!!
SİZ EN SON NE ZAMAN ÖLDÜNÜZ