Size de olur mu bilmem bazen ocağın üzerinde unutulmuş düdüklü tencere gibi hissediyorum, sebepsiz bir iç sıkıntısı, ay telefon çalacak kötü bir haber mi gelecek endişesi, boğazıma düğümlenen yumru..
Teknenin su almaya başlayıp yavaş yavaş mavilikte kaybolduğunu, gemisini en son terk eden kaptan edasıyla denize atladığımı, adaya kadar yüzdüğümü ve ıslak elbiselerimi güneşte kurutmak için incir ..
Akşamları hala serin oluyor, uzun kollu gömleğimle oturuyorum balkonda. Ah ne yazsam ne yazsam? Geçen hafta gecenin bir yarısı tekneden (küvetten hallice) nasıl düştüğümü uzun uzun ..
Gökyüzü yine gri, denizi, tee öteleri görebildiğim portatif iskemlede sanki mevsimlerden yazmış da hava çok sıcakmış gibi, sırtıma tüm gücü ile vuran rüzgara inat, şortum, parmak arası terliklerim,..
Gece, kimi sever geceyi, kimi korkar, kimi gündüz de korkar fakat gece daha çok korkar. Vapurdan iskeleye inen aceleci yolcuları izliyorum! Yok yahu, ne vapur var, ne iskele, deniz ..
Sonbahar serinliğinde bir haziran akşamı, evin sundurmasında sırtımı içi samanla doldurulmuş şiltelere dayamış kirli, renkleri solmuş, baklava desenli bir kilimin üzerinde oturuyorum... Evi..
Sıcak. Gökçeada'da Kefalos Plajı'ndayım, hasır bir şemsiyenin kuytusunda miskinliğin doruğundayım. Masmavi deniz, altın gibi kumsal, kış aylarında acaba nasıl oluyor buraları diye geçiriyorum içimd..
Gökçeada Tepeköy'deyim. Barba Yorgo'nun girişine, asmaların, yeşil üzümlerin altına konmuş, bakınca yapanı acemiymiş herhalde dedirten, mavi gözlü, anadan üryan heykelle göz gözeyim. Sağ el..
Maksadım duyarlı gözükmek falan değil. Ölüm hep var, kaçınılmaz...Yıl 1990 bahar yılları, sürekli bir şeylere hazırlandığım fakat neye, niye hazırlandığımı bilmediğim, kafamın karışık olduğu, sorgu..
Meğer depresyondaymışım! Öğretmediler bize böyle şeyleri veya öğrettiler de dillendirmeyi beceremedik! Cümle bitince ve ünlem işaretini koyunca neden çoğul yazdım diye düşündüm… Kendimi..