"Ne ağlarsın, benim zülfü siyahım? Bu da gelir, bu da geçer, ağlama!" der Aşık Daimi... Her söylediğimde, kelimelerin boğazımda düğümlenmesine ve göz yaşlarımın, damla damla birbirinin ardısı..
Hayal edin... Sene 2007... Daha 30'larımın en başlarındayım ve çok istediğim bir şirkette Müdür Yardımcısı olarak daha yeni işe başlamışım. Müdür olan hanım da hamileliğin son 3 ayı..
Eveeet... Nerde kalmıştık? Heh! Ameliyat günü... :) Efendiiim ameliyatım bitmiş odaya alınmıştım. Operasyo esnasında temizlediklerini söyledikleri fıtığı, kapaklı plastik bir kapta minik bi..
Hatırlarsanız en son "aman hemen ameliyat olmazsan, sonra çok geç kalırsın" diye gözümü korkutan doktor sayesinde hemen bel fıtığı ameliyatına alınmış, kontrole gittiğimde kendini komiklik abidesi ..
Henüz 12-13 yaşlarındaydım. O dönemde asosyalliğim tavan yapmış halde olduğundan, misafirlere "hoş geldiniz" demek için bile odamdan çıkmak bana işkence gibi gelirdi. Sırf bu yüzden, kapı çalındığı..
İlk görüştüğüm doktorun "aman ileride bacakların tutmaz, sinirler kaybolursa gelir gelmez, tuvaletini bile tutamazsın, mazallah o olur, bu olur" diye korkutmalarıyla acilen Bel Fıtığı Ameliyatı olm..
En son hatırlarsanız, bel ameliyatından sonra neler olduğunu anlatıyordum... Sırf doktor öyle dedi diye günlerce iki seksen uzanıp, dinlenmeme rağmen, ameliyat bölgesinde içeride kanama olan bölged..
Hastaneden eve gidip eşyalarımı ayarlayıp, öyle geri gelmek istedim. Ama artık sorumluluk onlarda olduğu için doktorlar, bir daha geri gelmeyeceğimden ve bana bir şey olursa işin başlarına kalacağı..
En son nerde kalmıştııııkkk? Heh! "Nur topu" gibi bir "Pulmoner Embolim" olmuştu. Umarım diildir diye dua ederken, Bilgisayarlı Tomografi (BT) taramasında sonuç kesinleşince, bir anda omuzlarım çök..
Hikayemin öncesini henüz bilmeyenler için, çok kısaca özetlemem gerekirse; alelacele olduğum bir bel fıtığı ameliyatından, 2 hafta kadar sonra, üst vücuduma bıçak saplanır gibi sancılar girmesiyle,..