Kendi görüntüsüne âşık olan Narkissos değildim elbet… Bizim hikâyemiz Karaburun’da da geçmiyordu. Dali kadar olmasa da karizma konusunda idare ederim doğrusu yani Dali’nin bıyığı kadar saçı..
Yeniden doğmuş gibiydim o jeopolitik çocuğun kabuğumdan çıkarken izlediği tabloda… Kıtalar eriyordu avuçlarımda, sen yoktun… Kabuğunu kırmaya çalışan bir yavru gibiydim, sen yoktun…..
Gerçekten katılaşıyor muydu zaman yoksa eriyor muydu o ünlü Fransız peyniri gibi… EPR paradoksunda* olasılıklar, belirsizlikler dâhilindeydik… Sıyrılıp gitmiştik birbirimizden… Hangi bilim..
Tenin, yağmur ormanlarından akıp gelen güllerin içindeydi… Zamansızım… Hiç hesap kitap yapmadan zaman-sız girmiştin tenimin yırtıklarından içeri… Önceleri çok canım acıdı. Kıvrandım..
Her şey o yangınla başladı. Elma, işin hikâye kısmı aslında... Kayboluyordu yüzün yanarken zürafanın sırtında tüm evren… Seni ben herhangi bir fizik ya da matematik formüllerinin sonucu bul..
Nasıl bir yapıyla örülmüştü DNA sarmalımız böyle… Akıyorduk âdete… Heceler kelimelere, kelimeler cümlelere akıp gidiyor, biz çıplak ayak yürüyorduk. Ayaklarımıza noktalı harfler batıyor aldırmıyord..
Öncelikle şunu söylemem şart bu yazı bir şiirin analizi yahut edebiyat tarihçisi kıvamıyla şiire sanat sevicileri tarzında yaklaşıp ve hiç haddim değilken şaşaalı laflar edip ahkâm kesme geçidi değ..
Bazen çok seviyorum kendimi Bazen, hiç… Bazen sıksam limon soylu dünyayı, suyunu çıkartacak gibi oluyorum. Bazen, hiç… Bazen çılgınlar gibi yazmadan duramıyorum…..
Bugün bozdum o üçlemeyi sevgili... Metro-Vapur- Otobüs... Uzattım yokluğuna uzanan yolu... Üstelik bir de şemsiyesiz yağmurda yürümeyi ekledim yokluğunun derinliğine... Hani gölgem olacaktın... Ben..
Uzanır ellerim sessizliğe... Bir türlü usta olamayan tamirci çırağının elleridir bu sevgili... Şarkıdaki* gibi çoook dediler "bırak romanları" Bıraktım hatta epey bi süre roman okumadım da ..