Bir kere vursaydın, bir kere de öldürebilseydin keşke… Maviliklerinde boğulduğum her defasında kurtarmasaydın nefesinle… Bir kere de gitseydin, med cezirlerin olmasaydı ruhumda…..
Kapım çalmış, bir açmışım ‘sen’ gelmişsin mesela…. Oturmuşsun karşıma, şaşkınlıktan tutulmuş dilim, bakışlarım sus pus olmuş, donmuşum karşında ben mesela… Kahveni özledim, ellerini..
Gözlerimi açar açmaz aklıma ilk düşen oldun yıllarca. Yeniden kapatıp gözlerimi silmeye çalıştım hafızamdan yüzünü. Ondandır yıllardır güne uyumsuzlukla başlamam… Nefes almak gibi yıllardır..
En mutlu olduğumuz zamanlar, sonradan nasıl olup da en büyük acılarımız haline gelebiliyor? Mutluluktan kaybolduğumuz tüm anların toplamı, içimizde ki en büyük acıların tarifi gibi ade..
Karanlık bir kuyunun içinde siyaha aşina olmuş yaşıyordum ben. Herkesin renksizleştin suçlamalarına aldırmadan. Siyah da bir renktir oysa, ve en sevdiğim oldu yıllarca. Nemli duvarlar içinde siyaha..
Dünyanın bir ucuna atılmıştım oysa sensizliğin cezasında.Ve tüm sözlerim tükendi sanıyordum sana dair. Kederimle boğulduğum anların toplamıydı var olamayışının acısı. Aklıma düşüşlerindeki..
Kaç gün oldu, hesap tuttun mu kahırdan nefessiz kalışımıza yüreğim? Hiç haber gelmeden, kaldığın yerde tutumsuz, varsız, onsuz ay mı dedin, yıl mı? Bir gün kaç saat eder, kaç dakika..