Sükût ırmağı akar taşar göz pınarımdan Can hasretle inlerken susabilir mi kalbim Nasibini alacak özün özlem harımdan Sus deyince söz dinler susabilir mi kalbim Yalnız..
Yorgun Şubatla söyleşiyorum Sabah sabah derdimi deşiyorum Anılarda ne var ne yoksa eşiyorum Çıkmaz bir sokaktayım Nasıl bulacağım yolumu Öyle çok ki sorum
Duvarı yıkan nem Gam oldu viran eyledi gönlümü İlgisizliği vefasızın Bunalttı susturdu bülbülümü Düşüncesizin düşüncelerine girmek zor İşte bu yüzden sorma hali..
Can suyuna hasrettim alevinle kavurdun Canımın kuytusunu acılarla doldurdun Döktün yapraklarımı rüzgârınla savurdun Kıpkırmızı bir güldüm, sulamadın, soldurdun Yakın gibi ..
Sevda tozpembe olsa da ebruliydi aşkın rengi Yüreğimde salındı hazanın ahengi Mavi umutlar döküldü yüreğimden anne Bu sarı gazellerle değil mi ruhumun cengi ..
Ayrılık kapıyı zamansız çaldı Eylül sapağında sararıp soldun Döküldü gazeller güz bize kaldı Hazan yağmuruyla gönlüme doldun Aşk yokuşlarında vuslat açardın Ab-ı hayatında..
Yara bere içindeydi kalbi Elime alıp okşayasım Göğsüme sıkı sıkı bastırıp Hıçkırıklarını gizleyesim geldi Acısını unutturmak Uzanıp tutmak ellerini Sevmek, Çokça sevmek ..
Geçilmedi geçilmez güçlüdür Çanakkale’m Geçit vermez, yıkılmaz Anadolu’da kalem Güneş bir başka doğar laciverttir gökyüzü Üşütür yürekleri savaşın soğuk yüzü Acı verir yüreğe tearuz..
Kaybolmuş onca aşkın Burukluğu yüreklere çöreklenen Nereye gitseler, ne yapsalar Nafile Yarım kalan sevdaların İç yakan iniltileri duyulan Şehrin dört bir yanında ..
Al kanlar içindeydi, o yıldızdı, o aydı Gökyüzünden bir yıldız daha aniden kaydı Cepheden gelen haber karalardan karaydı Ey âli, ey mert nefer adın artık şüheda