​ Ferdi Tayfur, Camus, Sartre, Sisifos ve hayat! / Felsefe / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Kasım '07

 
Kategori
Felsefe
 

Ferdi Tayfur, Camus, Sartre, Sisifos ve hayat!

Ferdi Tayfur, Camus, Sartre, Sisifos ve hayat!
 

Yunan mitolojisinde bir kişi Sisyphos. Kişi dediysem Krallık bile yapmış. İşlediği bir suç ya da suçlardan dolayı kendisine bir ceza veriliyor. Cezası, dik bir tepeye büyük bir kayayı iterek çıkarmak. Ama ne yazık ki, kaya tam tepe noktaya ulaştığında, kaya aşağıya kadar yuvarlanacak. Eski kralımız Sisyphos, kayayı yeni baştan tepeye kadar taşıyacak. Ceza bu. Cezanın bitimi yok. Sonsuza kadar.

Mitin teması belki işlenen suçun ağırlığı olabilir. Ama modern düşünce, örneğin Camus, bu miti insan hayatının eleştirisinde bir metafor olarak kullanıyor. Onun hayatın saçmalığına ilişkin bir anlatısında yer alıyor. Bu isimde bir kitabı da var yazarın. Sisifos Söylencesi idi galiba. Orda, Evet hayat saçmadır, tıpkı Sisifosunki gibi anlamsız bir bir uğraştır yaşamak. Ama bu demek değildir ki, hayat anlamsızsa niye intihar etmiyoruz? Öyle değil mi? Madem anlamsız, saçma. Ama diyor, Sisifos bir yaşam mücadelesi içinde bulur kendini, bu mücadele içinde olmanın kendisi onun kalbine mutluluk verir. Biz de gerçek insanlar olarak her ne kadar sisifos gibi olsak da, kalbimizde yaşama uğraşısının verdiği bir mutluluk vardır. Camus'nün görüşlerini söylerken ortaya koyduğum bağlantıları güçlü bulmayanlar olabilir. Şu an kitabına bakarak bu bağlantıyı kurmadığım için, çok iddia edemem böyle olduğunu, meraklı olan okur artık. Zaten, bu tip insanları okumamak büyük kayıptır.

Peki biz kendimizi gerçekten Sisyphos gibi hissetmez miyiz hiç? Sabah uyandığınızda mesela, hani, Ferdi Tayfur'un, Emmoğlu şarkısında, 'Ben de bu dağların nesine geldimmm, ' dediği gibi kendi kendimize ben gene neyin nesine uyandım demez miyiz? Benim dediğim çok oldu doğrusu. Hayat, sürekli dönüp duruyor. Yine acıkıyorsun, yine kirleniyorsun, yine birileriyle ilişkide olacaksın vs. Camus ne desin.. Ölmeyi tercih ediyorsun da, yaşamayı niye tercih etmiyorsun?? İki tercih arasındaki fark nedir? Anlamsızlığa inanıyorsan, ikisi de anlamsız, intiharı seçersen, bir anlamın peşinden gitmiş olursun. Ya yaşamak? Onu seçmek de anlamsız. Ama varsın. Varolmaya devam etmek de bir seçim değil mi? Melville'in küçük bir öyküsü vardır. Bartleby diye. Onun gibi mi yapmak lazım yoksa? Camus devam edelim diyor. Dinlerin varlığı, sadece toplumun afyonu olsun diye değildir. Şöyle küçücük bir an bile Varlığı düşündüğünüz zaman, ahhh, (bir an düşündüm de, düşüncelerim acıttı beni, ama hiçliği düşündüm, neyse) gerçekliğin esasta hiçlik olduğu anlaşılır, insanlar ne yapsınlar, öznel bir Tanrı anlayışına sığınmışlar. Evet, Tanrı hayatı anlamlı kılmak için yaratılmış bir kavram. Ama bu olmasaydı bile, insanlar varlık oldukları için varlıklarını sürdürme eğilimiyle hareket ederler ve hayat yine sürerdi. Ama onlar büyük ölçüde bunu tercih etmişler. Sartre da der ya, eğer Tanrı yoksa, insanın varoluşu özünden önce gelir. Yani, biz ilkin et kemik olarak varoluruz, ondan sonra, özümüzü tinimizi kendimiz yaratırız, elimizden gelebildiği kadarıyla.

 
Toplam blog
: 467
: 1012
Kayıt tarihi
: 21.10.07
 
 

Ankara'da yaşıyorum. Çeşitli güncel konularda, zaman zaman "Neden olaya böyle bakılmıyor?" diye düş..