Seyir Defteri
Siz de Milliyet Blog hakkındaki duygu ve düşüncelerinizi, yorum ve önerilerinizi paylaşın!
seviyenin kaybolmadigi bir ortam blog milliyet.Hep boyle kal!!!
Kendimi bildim bileli babam eve Milliyet Gazetesi alırdı. Büyüdüm yetişkin oldum evlendim baktım ki eşimde sıkı bir Milliyet okuru.Velhasıl ben Milliyet Gazetesi ile büyüdüm diyebilirim. Milliyet Gazetesinin benim dünyamda ayrı bir yeri vardır.Epey bir zamandır Milliyetin internet sitesinde blog hizmeti verdiğini bildiğimden Blog yazarlarının yazılarını takip ederek, okuyarak izliyordum. Sevgili Ferdi'nin hastalığını okuyunca çok üzülmüştüm.Benim de yavrum aylarca illet bir hastalığın pençesinde inlemiş ve ben çaresizliğin ne olduğunu çok iyi biliyordum. Öyle bir acıdır ki bu çaresizlik insanın yüreğinde bir ok gibi acı bırakır ve sen bunu hissedince eski günlerin aklına gelir.Sanırım anne olduğumdan böyle bir duyguyu hissedince ilk yazımı Ferdiye umutlarını kaybetme mutlaka seninde hayatına güneş doğacak demek istedim ve yazılarım böylece hayata geçti. Milliyetin Eklerinde blog yazarlarının yazılarını da görünce demek ki dedim sesini duyurmanın gördüğün haksızlıkları dile getirmenin yolu yine hayatının gazetesi Milliyet'ten geçiyor.Milliyet Gazetesinin benim hayatıma ve şirketimi tanıtmama vesile olan bir başka hizmetine de nail olmuştum.Milliyetin muhabirlerinden bir bayan tesadüfen arayıp çalıştığım sektörle ilgili sorular sormuştu sonrada bana sizin tecrübelerinizden yararlanmak istiyorum bir yazı hazırlıyorum yardımcı olurmusunuz dedi. Seve seve kabul etmiştim. Yaklaşık 3 yıl kadar önce 2004 Yılının Mart Ayının 28 günü Pazar ekinde bir röportajım yayınlanmıştı. Milliyet Gazetesi o zamanda benim hayatıma damgasını vurmuştu. Uzun lafın kısası ben Milliyet gazetesini ve blog yazarlığını seviyorum.Tesadüflere inanan bir insanım.Görüyorum ki hayatımın bir çok kesitinde yollarım Milliyet ile kesişiyor. Büyük desteğini yine üzerimde hissediyorum. Yazı yazmanın onurunu bana yaşatıyor. En önemlisi ailemizin gazetesi olmaya devam ediyor.İyi ki varsın Milliyet... İyi ki varsın Milliyet Blog...Milliyet Bloğa emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler. Saygı ve sevgilerimle
''önyargıları yıkmak parçalamak atomu parçalamktan daha zordur'' demiş Albert Einstein.Dinlemeden önyargının olmadığı belkide tek ortam milleyet bloğa çek teşekkürler
Burada gerçekten kocaman bir aile gibi olduk sanırım.Blog yazarları olarak birbirimize verdiğimiz destek, her türlü düşüncemizi rahatlıkla ifade edebilmek çok güzel. Milliyet blog diğer tüm bloglardan farklı gerçekten. Buraya yüreğimizle yazdığımıza inanıyorum. sevgiler..
Eskiden olsa, duygu ve düşünceler ya bir günlüğün ya da bir hatıra defterinin sayfalarında unutulur, giderdi. Ve hiç kimselerle paylaşılmaz, hep gizli kalırlardı. Tüm duygu ve düşüncelerin paylaşılma fırsatını yarattığın için; sana binlerce teşekkür Milliyet Blog.
Eskiden bir tepki vermek isteyip sesimi duyuramadığım zaman çaresizliğin sıkıntısını yaşardım. Milliyet Blog öyle bir rahatlık sağladı ki hayatımda, hatta psikoloğum bile oldu diyebilirim. Sabahın erken saati, gecenin kör karanlığı demeden duygu boşalımı, paylaşım sağlayabildiğim tek yer :) iyi ki varsın Milliyet Blog, iyiki varsınız blog dostlarım.
İnsanın kendini ve düşüncelerini ifade edebilmesiyle başlıyor herşey.. İletişim, daha anne karnındaki tekmelerle başlıyor, sonra ilk çığlık! Derken ilk sözcük... Hep birilerine bişeyler anlatma ihtiyacındayız. Çünkü kendi kendine bir yere varamıyor insanoğlu.. Paylaştıkça doğruya ulaşıyor ve paylaştıkça anlam kazanıyor hayat..Eksikliğimiz olan buydu galiba: Fikrimizi, hissimizi paylaşırken seviyeli, saygı dolu bir ortam! İşte bulduk... Değerini bilene ve Ne Mutlu Milliyet Blog Yazarıyım Diyene! :)
Bir yolculuk.bizimki,yaşama renk katan Dostlarla buluşturan,hem alan,hem veren Hem öğreten,hem öğrenen Ne kadar da biriktirmişiz yılları,bakıyorumda bloglarda hep geçmişten bahsediyoruz.İçimizde kalan"uhde""leri gün ışığına çıkaran"Milliyet Blog'a"sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Ünlü ressam Avni Arbaş'ın 2003 yılında vefatının ardından ilk kez kaleme aldığım "Bu Atlar Avni'nin Atları" başlıklı yazım, beni hayatımın en büyük tutkusu olan resim serüvenimin bir adım daha ötesine taşıdı. Bu yazımda dillendirdiğim Avni Arbaş'ın şu sözleri çok anlamlıydı: "İnsan yaptığı şeyi tanımalı. Eğer söyleyecek sözünüz yoksa o zaman birşey yapamazsınız. İnsanlar hayal etmesini unutmuşlar. Sessizlik yok, her tarafta gürültü var. Düşünmek çok önemli. İnsanlar yavaş yavaş düşünmemeye doğru yönlendiriliyor." Bu başlangıç ve bu öğüt zihnimin sınırlarını zorlamama, yeni ufuklar keşfetmeme, hayatın anlamını kavramama, yaratma eyleminin yüceliğini hissetmeme, daha da önemlisi resim sanatını daha iyi kavramama neden oldu. Üç yıl öncesine dönmek mümkün olsa buralara gelebileceğimi, yazılarımın okunmaya, paylaşılmaya, yayınlanmaya değer bulunacağını öngörmek sadece bir hayalden öte gitmezdi sanırım. 'Şiirin Uç Beyi' İlhan Berk'in yazarken taşıdığı "Yazmak mutsuzluktur, mutlu insan yazmaz. Bu yeryüzünü olduğu gibi görmeme engel olan ve bana bu yeryüzünü cehennem eden bu yazmak eyleminden kurtulduğum, mutlu olduğum bir tek şey var: resim yapmak." kaygısını bir ressam olarak ben tersine çeviriyorum: Benim için "Yazmak mutluluktur" diyorum. Yaklaşık 2 ay önce tesadüfen tanıma fırsatı yakaladığım "Milliyet Blog" sayfaları yazılarımı-sanatı gazete okurları ile de paylaşmama olanak tanıdı. "Sevmekle başlayacak her şey. Dünyayı güzellik kurtaracak" dizeleriyle satırlarıma son verirken her blog yazarının farklı bir renk, bir ışık saçtığını düşünerek iyi ki varsınız arkadaşlar, dostlar diyorum. İyi ki varsın Milliyet!
Yazmak düşünmektir; düşünmekse insan olmaktır.