- Kategori
- Siyaset
AB sürecinde retorik
AB'ne girme konusunda iki yıldır yoğun bir karşı kampanya başlatılarak hamaset retorikleri ile karşı çıkışlar körükleniyor.
Atatürk, kurduğu Cumhuriyetin yüzünü doğuya değil batıya çevirmiş bir liderdir. Kurtuluş Savaşını batıya karşı vermiş olmasına rağmen...
Unutulmasın ki 1978 yılında o zamanki adıyla AET olan AB (Türkiye Yunanistan dengelerini korumak adına bir nebze) Türkiye'yi AET'ye üye yapmak için çağrı yaptı ama B.Ecevit hükümeti olayı komisyonlara havale etti. (Türkiyede komisyonlara havale etmenin ne demek olduğunu hepimiz biliriz sanırım.) Sonuçta Türkiye, "biz AET'ye girmiyoruz" dedi.
Daha sonraki yıllarda sadece ekonomik ilişkiler topluluğu olan AET, aynı zamanda siyasi bir topluluk olmaya karar verdi (bu süreç hala tamamlanmış değildir. Örneğin hala AB anayasası konusunda bir birliktelik sağlanamamıştır.)
1987 yılında yine şimdi milliyetçi retorikle karşı çıkan kesimlerin desteklediği T.Özal tarafından AB tam üyelik süreci için başvuru yapan Türkiye Cumhuriyeti'dir. (İlginç olan, o dönem özelleştirme yanlıları şimdi "ülke satılıyor" naraları atıyor; 1980’li yılların ikinci yarısında özelleştirme karşıtlarını "vatan haini" olarak gören zihniyetler, şimdi de "ülke varlıkları vatan hainlerince satılıyor" argümanını dillendiriyor!...)
Siyasi bir topluluk olmak demek, aynı zamanda sadece ekonomik değil toplumsal düzenlemelerin de yer aldığı topluluk demektir. Statüko koruyucuları (uzun yıllar ve hala bir devlet politikası olan AB üyeliğine) statükoyu koruma pahasına iç kamuoyunun hoşuna gidecek retorik geliştirerek, AB karşıtlığını körüklemeye devam ediyor.
AB'ye girmek için yapılan düzenlemelerden söyler misiniz biz yönetilenlerin hangi zararı oldu? Uzun yıllar haklarında gizli sicil raporu doldurulan, sicil raporları hakkında hiç bir bilgiye sahip olmayan ve dolayısı ile hukuki yollara başvurma hakkını kullanamayan kamu çalışanlarının, AB'den dolayı getirilen bilgi edinme yasası ile gizli sicil raporlarına ulaşabilmeleri, haklarında yapılan iş ve işlemlerden bilgi edinmesi mi?
İç hukuk yolları tüketilmiş davalarda AİHM'ne başvurma hakkımız mı biz yönetilenlerin aleyhine yoksa... (Unutulmasın AB sürecine uzun yıllar karşı çıkanlar bile haklarını adı geçen mahkemede arar oldu!...)
Ya gıda ürünlerine getirilmeye çalışılan standartlar mı biz yönetilenlerin aleyhine?...
3-5 yıl önce R.Denktaş tv ekranlarına gülerek "AB bizim hıyarımızın boyuna standart getirecekmiş diyor" ve müstehzi müstehzi gülüyordu. Oysa şimdi biliyoruz ki kanser vakalarının artış nedeni, gıda maddelerinde hesapsızca kullanılan gübre ve zirai ilaçların ürünü... Gıda maddelerine standart getirmek demek, rasgele kimyasal madde kullanımına sınır getirmek demek. Kanser hastalıklarının tedavisi için bu ülkenin ilaca harcadığı dövizin haddi hesabı yok. Dar gelirli vatandaş bulabilirse eğer parayı... Şimdi kimin zararına gıda ürünlerine standart getirilmesi; biz yönetilenlerin mi?!
Daha bir kaç ay önce AB uyum yasaları çerçevesinde trafik yasası değiştirildi. Tüm dünyada (İran, Libya, G.Afrika dahil) araç sürücü belgesi alabilen T.C. vatandaşı monoküler kişi, kendi ülkesinde sürücü belgesi alamıyor; ancak yurtdışında işçi olarak çalışmakta ise, yurtdışından alabildiği sürücü belgesi ile yurt içinde de rahatça aracını kullanabiliyordu. Ancaaakk, kendi vatanına yerleşmeye karar verdiğinde, elinden alınıyordu sürücü belgesi!!! AB uyum yasası ile bu hakka sahip olması mı biz yönetilenlerin zararı!...
Uzun yıllar kamu sektöründe sendika kurma hakkını istemeyi bile düşünemeyen bizler, AB uyum yasalarının getirdiği haklarla sendika kurabildik...
Say sayabilirsen AB uyum yasaları ile biz yönetilenlerin elde ettiği hakları...
Ama yine de gelin biz yönetilenler bir olup statükocu yönetenlerin retoriğini kullanalım; kahrolsun AB, yaşasın vatan millet Sakarya...
Not: AB'nin Türkiye karşıtlığı varmış gibi yönetenlerin retoriğini kullanan biz yönetilenlere bir anımsatma: İngiltere'de uzun yıllar AB'ye kabul edilmemiştir; gerekli düzenlemeleri yapmadığı için...
Not 2: Avusturya'da biz Türklere "defolun" diyen nazi yanlısı partinin iktidara gelmesi de AB tarafından engellenmiş veto edilmiştir. (AB iç işlerimize karışıyor argümanını kullanan; "ben ne istersem yaparım", "ben devletim, istersem ezerim" anlayışında olan yönetici elitin retoriğine sahip çıkan yönetilenlere...)