- Kategori
- Dünya
Abhazya ve Güney Osetya açmazı

Hâlihazırda dünyanın içinde bulunduğu konjöktörde, Türkiye’nin ne AB, ne ABD ve ne de Rusya ile diğerlerini dışlayarak bir araya gelmesi hayrınadır. Çünkü Atatürk’ün çizdiği milli dış politikamızın istikameti bellidir, ”Yurtta Sulh Cihanda Sulh”. Gel gör ki, ABD ve AB ile Rusya’ya göre daha yakın bir dış siyaset yürütme görüntüsü Türkiye’ye karşı Rusya’nın açıktan açığa olmasa da bir cephe almasına neden olacaktır.
ABD gemilerinin Montrö çerçevesinde (İlgili antlaşma gereğince boğazlarda savaş gemisi geçmesi Türkiye’nin iznine bağlıdır ve boğazlardan 15 bin tonun üzerinde ki savaş gemilerinin geçirilmemesi gerekir), boğazlardan geçip, Karadeniz’e açılmaları karşısında Rusya’nın olası bir olumsuz durumda “Türkiye sorumludur” demesi, ABD gemilerinin Karadeniz’de bulunuyor olmasından rahatsızlık duyduğunun ve Türkiye’yi diplomatik dille “olacaklardan sende sorumlusun” diye uyarıyor olmasının karşısında bağımsız bir dış politikanın Türkiye için ne derece hayati önem arz ettiği açıkça anlaşılmaktadır.
Olanlara bakıldığında, Türkiye’ye zarar verici biçimde seyreden Kafkasya (Abhazya ve Güney Osetya) olaylarının can sıkıcı boyutlarda dozunu daha da artırarak seyretmeye başladığını görmekteyiz. Gürcistan’da ABD destekli Turuncu-Gül devrimi ile iş başına getirilen ABD işbirlikçisi Mihail Saakaşvili, bir oldu bitti ile Güney Osetya’ya karşı operasyona girişti, ancak Rusya’nın karşı atağı ile üç gün içinde, girdiği topraklardan geri çekilmek zorunda kaldığı gibi, halkını da zor durumda bıraktı.
Gürcüler neye uğradığının daha ayırdına varmadan, devreye geçte olsa giren ABD ve AB Rusya’nın mevcut gücünü hesaba katmadan kendilerince politika üretmeye başladılar. Rusya, ABD ve AB’ye rağmen Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığını tanıdı.
Kafkaslar ve Karadeniz ısınadursun, Türkiye elinde bulundurduğu Montrö antlaşmasının ilerde ABD isteği doğrultusunda tekrardan düzenlenebileceğinin açmazını dış politika koridorlarında yaşamaya başladı.
Saakaşvili’nin ucuz kahramanlığının, ileriyi görmeden ve olabilecekleri düşünmeden yaptığı hamlenin satranç tahtasında şah mat ile son bulmasının yanı sıra, ABD Rusya yönetiminin kolay lokma olmadığını gördü. Sonuçta ise, Tek kutuplu dünya düzeninin hallaç pamuğu gibi bir hafta içinde yerle bir olmasını izliyor dünya kamuoyu.
Türkiye açısından meselenin asıl can damarını Rusya ile olan Mavi akım ve Balkanlar yolu ile gelen enerji koridoru oluşturmaktadır. Türkiye doğalgaz ihtiyacının yüzde 67’sini Rusya’dan aldığı için, Rusya’ya enerji açısından bağımlıdır.
Bir diğer doğalgaz aldığımız İran’ın durumu da açıktır.
Ayrıca bu çatışmada en büyük zararı, Bakû-Tiflis-Ceyhan enerji hattıyla da görmemiz olasıdır.
Türkiye-Rusya arasında var olan ticaret olasılıkla bu olay yüzünden durma noktasına gelecek ve belki de duracaktır. Bu durumda da zararı görecek olan Türk ekonomisi olacaktır.
Rus ve Amerikan emperyalizminin kıskacında yer alan Türkiye’nin bu olumsuz badireden çıkması için akılcı bir dış politika izlemesi gerekir. Bu ise iktidar partisinin dış politikada hata yapmamasına bağlıdır.
ABD ve Rusya’nın Kafkaslarda soğuk savaş yıllarını aratmayacak ölçekte, bölgeye egemen olma mücadelesi söz konusu. Her iki güç’te, petrol zengini bölgenin elinden kayıp gitmesini istememektedir. ABD güneyimizde bulunan Irak’ı işgal ederken bahanesi Saddam’ın elinde bulunduğunu iddia ettiği kimyasal silahlardı. Oysa sonradan anlaşıldı ki Saddam’ın Irak’ın da kimyasal silahlar yoktu. Ancak Irak’ta perde gerisinde adı işgale kadar anılmak dahi istenmeyen petrol vardı.
ABD Irak’ı kan gölüne ve çıkmaza sürükledi.2011 yılında Irak’tan çekileceğini beyan eden ABD Irak’ta çekildiğinde daha da karmaşık sorunlar ve belki de Irak’ın parçalanması gündeme gelecek.
Irak’ta oluşan kaos ortamı Türkiye’yi etkilemiştir.
Irak örneğinde olduğu gibi Kafkaslarda da yabana atılmayacak boyutta petrol ve doğalgaz yatakları vardır. Vee gelinen nokta da Kafkasya’da da kaos ortamına çanak tutulmuştur.
ABD’nin de Rusya’nın da bölgedeki çıkarları geniş Pazar ağını eline geçirmeye yöneliktir.
ABD bölgede Rusya bağlamında bir düşman yaratarak, var olan enerjiye, petrol bölgelerine, stratejik alanlara, gıda ürünlerine sahip olmak, daha da önemlisi bölge ve bölge ülkeleri üzerinde ki etkisini artırmaya çalışmaktadır.
Irak olayında zarar gören Türkiye, Güney Osetya ve Abhazya olayında da zarar görecektir.
Zararın ülkemize uğramaması için:
Sağlam ve ayakları yere basan bir dış politikanın ulusal çıkarlarımız doğrultusunda uygulanması gerekir.