- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Acil servisteki acılı hayatlar-I

Dün gece aile bireylerimizinden birinin rahatsızlanması sonucu bir hastanenin acil servisindeydik. İlk müdahalenin ardından önemli bir şey olmadığı anlaşıldı ve dinlenmesi için hastamızı bir saat müşahede altında tuttular.. Tabii biz de başında nöbette..
Önemli sorunu olmadığı halde kendine hayatı dert edinenlere, sahip oldukları değerlerin farkında olmayanlara, olur olmadık şeyleri sıkıntı yapanlara ben derim ki gidin acil servislere bir yarım saat gözlemleyin olan biteni.. Orada yaşananlar insanın içini eritiyor ve çok şükür diyorsun sağlığına, sahip olduklarına, yaşantına...
Annem derdi ki; Bacalar tütüyor fakat, içinde dert mi kaynıyor, et mi kaynıyor belli değil... Evet herkesin bir evi bir yuvası bir tüten bacası var fakat her evin de kendine özgü bir derdi, sıkıntısı mevcut..
Dört dörtlük bir yaşam süren var mıdır acaba?..
Mutluluğa sahip olanın maddi sıkıntılar yakasını bırakmıyor, maddi sıkıntının olmadığı, paranın pulun çok olduğu evlerde mutluluk huzur bulunmuyor, en kötüsü de hem mutluluk hem de maddiyatın olmadığı evlerde yaşanıyordur sanırım..
Acil serviste kaldığım o bir saat içinde iki değişik portre tanıdım ve iki değişik hüzünlü hayat hikayesi dinledim..
Yaşı 60 veya 65 yaş arası olduğunu tahmin ettiğim bir amca kalp rahatsızlığından dolayı o da müşahede altındaydı.. Kendindeydi konuşabiliyordu... O bize biz ona geçmiş olsun dileklerimizden sonra amcanın hayat denilen bu keşmekeşten dertli olduğu anlaşıldı.. Yalnız başınaydı kimsesi yoktu yanında.... Kendisi ve hemşirelerin yardımıyla işlerini halledebiliyordu...
Sonra başladı anlatmaya;
Huzur evinden geliyorum kızım...
Emekliyim...
Devletin bir kurumundan müdür muavini olarak emekli oldum..( bunları anlatıyor fakat kesik kesik) ... Babam subaydı. Halimiz vaktimiz yerindeydi çok saltanatlı yaşadık fakat nasıl olduğunu anlayamadım şuan bir emekli maaşımla birlikte huzur evi köşesindeyim dediğinde benimde içim burkuldu...
Amcanın, hasta halinde ve o yaşında beyefendiliği ve görmüş geçirmişliği konuşmasından tavırlarından yani her halinden belli oluyordu.. Kaderin garip cilvesi onu bu durumlara getirmiş...
Ve devam etti....
15 yıl önce eşimden ayrılıp annem ben ve oğlum oturuyorduk.. Annemin vefatından sonra geçinemez hale gelince oğlumu annesinin yanına gönderip kendim de bir huzur evine yerleştim diyor.. Sıkıntıları burada da peşini bırakmamış ve hala devam etmekteymiş.. Şuan da sağlık sorunlarından dolayı hem maddi hem manevi sıkıntılı günler yaşadığını belirtiyor.. Kalp rahatsızlığının yanı sıra, astım rahatsızlığından dolayı alması gereken oksijen tüplerinin devlet tarafından ödenmemesi ve aldığı üç kuruş emekli maaşıyla hem huzur evi aidatını karşılamaya çalışması hemde sağlığı için gerekli olan oksijen tüplerine para yetiştirmesi zor oluyormuş..
Onca sıkıntısına rağmen gözlemlediğim, hayattan kopmuş bir hali yoktu.. Mücadele içinde ve hayata bağlıydı.. Nasıl bu hale geldim diyor fakat diğer yandan da yine de Tanrı' ya şükür ediyordu ve şu sözü söyledi.. '' Kazanırken kazandığınızın kıymetini bilin.. Bu günlerinizi düşünerek harcayın''..
Bunları böyle konuşurken bir diğer ilginç hayat hikayesi olan bir bayan geldi çocuğuyla birlikte... Bu gerçek hayat hikayesini de ikinci bölümde anlatacağım...