- Kategori
- Siyaset
Açılım neden "saçılıma" dönüştü?

Açılım bir çeşit saçılıma dönüşmüşe benziyor. Köken olarak gerçek demokrasi yeteneği olmadığı için süreçleri çok iyi yönetemeyen AKP Türkiye'nin en büyük sorunlarından birini daha kavga konusu haline getiriverdi.
"Çok sert usluba sahip diğerlerinin hiç mi günahı yok?"
Geleceğiz...
27 Nisan 2007 günü mecliste cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldı. Aynı gün CHP seçimi kanuna uymadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine götürdü; genelkurmay da bir bildiri yayınladı.
Aynı günün gecesinde bir yazı kaleme almıştım. "Meclis dışına taşan Cumhurbaşkanlığı Seçimi" (1)
"...Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran iktidar partisi seçimden üç gün öncesine kadar cumhurbaşkanlığını sanki kendi iç meselesiymiş gibi kabullenmiş, konuyu ne meclisle, ne de meclis dışı ile paylaşmamıştır. Hatta adayın açıklanacağı son ana kadar konu partisinin içinde bile tartışılmaz, üç kişinin bildiği bir mesele olarak kabul ettirilmek istenmiştir.
Adayın ortaya çıkmasından sonraki üç gün içinde yaşanan “uzlaşma” arayışları meclisteki diğer partilerce samimi bulunmamıştır. Ülkeyi bir anda bahar havasına sokan ve herkeste gizli bir memnuniyet uyandıran bu üç günlük sürecin Nisan ayı başında başlatılması, bu konuda kendisini sorumlu hissedenlerin, günlük gazeteler, televizyonlar, paneller ve çeşitli toplantılar aracılığıyla birbirleriyle söz düellosuna gireceklerine, aynı çatı altında bulundukları mecliste iletişim halinde olmaları doğru ve yakışır yöntem olacaktı.
Ama bu yol tercih edilmedi.
Uzlaşma arayışının üç günlük sürece sıkıştırılmaya çalışılması kuşkusuz hep yerleşmesi ve kökleşmesini umduğumuz demokrasimize katkı yerine yepyeni ayak oyunları, dolambaçlı yollar, kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklar, bu nedenle de hiç hoş gözle görülmeyen ilişkiler yaratmış, hatta öğretmiştir.
Meclis kendi üzerine yüklenen sorumluluğu yerine getirememiş, 11. cumhurbaşkanlığı seçimi için 11 kişilik bir yüksek mahkeme heyetinin vereceği görüşe mecbur kalmıştır.
Konu meclis dışına taştığına göre bizim de söyleyeceğimiz bir söz hakkı doğmuş, bu metin yazılmıştır."
İktidar partisi AKP Kürt Açılımı sürecinde de bence benzer bir hataya düşmüştür. Bugün MHP ile girdiği ve meclis dışında devam eden, birbirlerini ağır ithamlarla suçlayan açıklamalarının gerisinde yatan gerçeklik budur.
Daha bu açılım süreci henüz başlamamışken DTP üzerine bir yazı kaleme almış, DTP'ye belki de henüz kendisinin bile anlamadığı bir misyon yüklemiştim.
Neden DTP?
Çünkü burjuva demokrasilerinde merkez üs meclistir. Mecliste yaratılan uzlaşma toplumsal bir değer taşır. Aksi de aynen gerçektir. Meclisteki kaos dalga dalga topluma yansır.
DTP'nin meclisteki varlığı 1991 yılında sindirilememişti ancak 2007 yılında toplumun büyük bölümü onların orada olmalarını normal ve doğal buluyordu. Meclise girmemeleri büyük bir sorundu. DTP'nin meclis çatısı altında bulunması da çok önemliydi. Çözümsüz gibi duran bir çok konu mecliste konuşulabilir, tartışılabilirdi.
<ımg id="ctl00_Contentplaceholder2_imgNews" src="http://image.samanyoluhaber.com/haber/6/3/3/2/63320.jpg">
DTP - MHP buluşması da bu anlamda çok güzel bir fotoğraftı.
Ancak DTP o misyonu ısrarla reddetti. Bugün açılım üzerine yapılan açıklamalarda adresi meclis çatısı altından ısrarla Marmara'daki küçük bir adanın içindeki hücreye doğru işaret ediyor. Haliyle de Türkiye'nin hiçbir şekilde kabullenemeyeceği ve anlamayacağı bir tıkanıklığa da davetiye çıkarıyor.
AKP de açılım sürecini öncelikle meclis dışından başlattı. Bunun tamamen yanlış olduğunu da söylemeyeceğim.
Ancak mecliste toplumun büyük bir ağırlığını oluşturan siyasi partiler dururken, sivil toplum örgütleriyle görüşmeler yaparak, meclis içindeki partilere de dışarıdan mesaj gönderilerek yapılan açılım bir anda ortamı gerdi.
AKP sahip olduğu oy oranı ile herşeyi çözerim diye düşünüyor. Bu özgüveni de yanlış bulmuyorum. Ancak özgüven kibre dönüştüğünde ortaya bu sefer yeni bir sorun çıkıyor.
MHP ve CHP konuya yaklaşımlarında toptan yanlış olsalar bile yok sayılamaz, görmezden gelinemez. Demokrasiden anladığımız şey bu olmamalı.
Siz konuyu meclis dışına taşıdığınızda da konu idam üzerine ve bir kişinin idam edilip edilmemesi gibi Türkiye'nin aştığını düşündüğümüz ancak sindirmediği anlaşılan bir irrasyoneliteye kayar.
Açılım bugün çok farklı bir noktaya ve düzeye inmiştir. Özellikle Bahçeli'nin bugün yaptığı 12 sayfalık açıklama ve sonunda ifade ettiği "herkes tavrını belirlemek durumundadır" cümlesi önemlidir.
Türkiye maalesef içine girdiği demokrasi sınavlarında başarılı olamamaktadır.
İktidarlar sahip oldukları gücü bir erke dönüştürmektedirler. Cumhurbaşkanlığı seçimi sanki AKP'nin kendi iç meselesiymiş gibi son üç güne kadar üç kişinin bildiği bir sır olması nasıl kabullenilemezse, meclis dışına taşan ve benim sizin görüşünüze ihtiyacım yoktur tavrı da demokratik değildir.
CHP bu ülkenin kurucu partisidir. Temel felsefesini bir günde değiştirmesini nasıl beklersiniz?
MHP'nin duruşu ve dayandığı felsefe bellidir.
"İşte biz bunlarla anlaşamayacağımız için biz de meclis dışına çıktık!"
Yok böyle lüksünüz.
Bu meclisteki yapıyı beğenmiyorsanız o zaman yeni bir seçim kararı alır, meclisin yeniden şekillenmesine öncülük edersiniz. Çünkü bu güç sizin elinizde. Ama meclis dışında konuyu tartışma gücünüz yok.
Benim demokrasiden anladığım şey budur. Bizler meclisin içinde değiliz. Biz konuyu şartlarımız ölçüsünde meclisin dışında tartışabiliriz. Platformumuzda burası gibi yerlerdir. Biz bir sivil toplum sesiyiz. Ama çözüm yeri yine meclistir.
Bu saçılan açılım süreci tekrardan toparlamak için konunun muhattaplarını meclisteki sıralarına davet ediyorum.
Şiir güzeldir ancak hayat şiirdeki gibi olmuyor.
Yani "herşey birden bire olmuyor" efendim!
Uzay Gökerman
(1) http://www.indigodergisi.com/uzay_03_19.htm
ımg>