Önce Acun Ilıcalı‘ nın cam da görülen kısmına ve yaptıklarına bakalım. Acun Ilıcalı ‘yı ekrandan tanıyoruz. Yakın arkadaşları ve çevresi onu çok 
yönüyle tanır, çoğunluk ise benim gibi ekranda göründüğü kadarıyla tanır. Bu nedenle kişilik yapısı ile yorum yapmak benim için mümkün değildir. Programlarına geldiğimizde insanlar hava kararınca çoğunlukla eve çekilir ve bu eve çekilenlerin çoğunluğu ekran karşısındadır. Yıllar öncesine gidelim ve geriye yönelik bir yorumla başlayalım. Cam ekran bu topluma “Kaynana Semra” yı kafasına nakşetti. Toplumda Kaynana Semra’yı tanımayan kalmadı. Bu olsa yine iyi de, bu cam ekran Kaynana Semra’nın oğlu Ata’nın ölümünün de başlangıcı olmadı mı? Pekiyi toplumsal olarak taktir edersiniz balık hafızalı olmakla övünürüz ya bunu hatırlayan kaç kişi var ve bir gencecik insanın yok olmasından hiç yüzümüz kızardı mı acaba. Ufak bir geçmişe yolculuk sonrası gelelim günümüze.” O Ses Türkiye, Yetenek Sizsiniz, Survivor” . Cam ekrana insanları bağlayan programlar. Pekiyi şimdi size soruyorum bu ve benzer programlar “Sizlere herhangi bir katkı sağlıyor mu?” Ben çok fazla cam ekrana esir olmamaya çalışıyorum. Kendime sorduğumda “toplumsal olarak zaman israfı” olduğunu görüyorum. Televizyonlarda değişik programlar zaman içinde bir kısım insanlara spor yapmanın gerekliliğini öğretti. Bugün Sayın Ilıcalı artık ben program yapmaktan vazgeçiyorum dese ve beş yıl sonra bugün yaptıklarını toplumun yüzde kaçı hatırlayacaktır. Cevabı inanın o denli az olacaktır. İki yıl önce yaptıklarını hatırlıyor musunuz. Programların yapımında bir emek var ve buna saygı duyuyorum. Ekranda ki duruşuna da saygım var. Duruşu ve insanlara yaklaşım tarzı saygı uyandırdığı aşikardır ve program yapımcı profilinde örnek olabilir. Fakat kişinin kafasını dağıtmaya yaraması harici kalıcılığı olmayan programlar. Yemek tarifi yapan kişi bile bir katkı sağlayabilir, lakin bu tür programlar zaman öldürmekten başka katkı sağladığına inanmıyorum. Bu benim görüşüm.
Gelelim toplum mutlu mu? İnsan oğlu fıtratı gereği unutmaya yatkındır ve çektiklerini yıllar sonra unutur. Sayın Ilıca ‘lı da unuttu gibi me geliyor. Çevremize baktığımızda insanlar genel olarak güler bir yüzle görürüz. Bu gülüş adeta ” Uzakta bir palyaçonun ağlarken gülmesi” gibidir. Lakin bu gülüş adeta bir balon gibidir. Bir iğnelik bir balon. İnsanları bir deştiğiniz de öyle hikayeler çıkar ki, bazen oturur ağlarsınız, bazen insanlığınızdan utanırsınız, bazen de kara kara düşünürsünüz. Bu toplum mutlu mu acaba? ” Antidepressif ” kullanımının çok fazla arttığı ülkemizde antidepressif kullanan insanlar mutlu olabilir mi? Müslüman olduğunu söyleyen bir toplum da % 67 oranında şans oyunlarından haram para kazanayım diyen ve inançlarıyla tamamen çelişirken toplum mutlu mudur ? Görüntüdeki mutluluk nedir diye baktığımızda kadercilik ve çaresizliğin kabullenilmesinden başka bir şey değildir. Sayın Ilıca ‘lı ile mutluluğa bakış açımız farklı diye düşünüyorum. Acaba zikreden ağaçlara veya sabahın seher vaktinde zikrin zirvesine varmış kuşlarla birlikte hiç zikir yaparak
gerçek mutluluğu yakalamış mıdır. Varlıkta
yokluğu veya hiçliği tadarak mutluluğu yaşamış mıdır ? Domates tarlasında dalından kopardığı bir domatesin buram buram kokusu ile dişleriyle ısırdığında domatesin suyunu ağzındaki tat reseptörlerine ulaştığında oluşan o müthiş hazzı acaba yaşamış mıdır? Yaşamış ise bence gerçek mutluluğu yakalamıştır. Bilir misiniz gece Paris’ te ışıklar altında Eyfel kulesi çok farklı gözükür. Gündüz yanına gittiğinizde demir yığınıdır, fakat yapım yılı değerlendirildiğinde bir eserdir. Son olarak mutluluk gülmek değil “huzur içinde tebessüm edebilmek” tir. Esen kalın…
Resimlerin tamamı internet ten alıntıdır.
www.selcukefendi.com sayfasında yayınlanmıştır

