- Kategori
- Sivil Toplum
Ada keyfi
Umarım bu yazımda ilkeli olmak 1 yazımın akıbetine uğramaz. Biraz sitemkar başladım ama olsun. Aslında yazının başına bir şey gelmedi. Sadece kapaktan biraz fazla hızlı kalktı.
Milliyet blog sayfalarını ben çok ciddiye alıyorum. Zaten Milliyet ciddi bir gazete. Cumhuriyet ve Milliyet çok eski, sahip oldukları görüş farklılıklarına karşın köklü ve bir duruşu olan gazeteler. Sn. Osman Ulagay’ ın “Bir sol çakarım” yazısı ile başlayan süreç beni Cumhuriyet okuru olmaktan ayırdı. Ama henüz Milliyet okuru olmaktan ayrılmadım ve yineliyorum hala çok önemsiyorum bu gazeteyi. Bu kadar önemseyince de blog sayfalarının da daha farklı bir platform oluşturmasını düşünüyorum.
Bu kadar girişi neden yaptığıma gelince. Ne zamandır sağolsunlar diğer blog yazarlarımızdan gezi davetleri geliyor. Ama ben biraz asosyalliğimden, biraz da bu kadar birbirini tanımayan kişilerin planlanmamış bir toplantı yapması halinde çok anlamlı bir birliktelik olacağına inanmadığımdan katılmıyorum. (Sanırım zaten organize eden arkadaşlar da yas tutmuyorlar katılmadım diye.) Şimdi benim bir önerim var. Neden biz yeni bir sivil hareket başlatmak için bir otelin salonunu ayarlayıp, önceden organize olarak toplanmıyoruz ? Bir tarih koyalım, bir süre ve bir konu belirleyelim. Belirlenecek konu içinde çok temel bir kaç başlık seçelim. Ör: Trafik, ör: Çevre, Ör: Engelli hakları vb. En çok oy alan konu ile başlayalım. Kaç kişi katılacak ise süreyi o kadar kişiye bölüp o konu üzerinde hepimiz konuşalım. Bu ilk toplantıdan sonra birbirimizin ciddiyetini de olaylara yaklaşımını da anlamış oluruz. Devam etmek isteyenler ile bir organizasyona gidelim. Bu yapılanma içinde toplantıları sürdürelim. Belki yepyeni bir oluşum çıkartırız. Ama bu toplantılar, konusu, süresi, içeriği, katılımı, konuşma tarzı ve hatta ve cidden konuşmacının nasıl dinleneceğine kadar organize edilmiş olmalı. Her katılımcının hangi sırada kürsüye çıkacağı, ilk oturumu kimin yöneteceği, ne zaman ara verileceği vb her detay baştan belli olmalı.
Lütfen kızmayın ama bizim konuşma tarzımız, karayollarındaki emniyet şeridi ihlali konusu için lahana dolmasının nasıl sarılacağını sinirli bir şekilde anlatamamak şeklindedir. Dinlememiz ise kendi aramızda konuşup asıl konuşmacıyı dinlememek olarak icra edilir. Alt tarafı 3 saatlik toplantıda mutlaka sırayla herkesin tuvalete gitmesi gerekir vb.
Çok ciddi olarak ülkemizin yeni ve gerçekten farklı seslere / sözlere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Farklı bir ses ve sözün hele de mantıklı ise bu toplumda yoğun bir destek bulacağına inanmıyorum. Ama başlamak gerektiğine inanıyorum. Örneğin üniversitede kontenjanların artırılması kabul edilmişken mevcut üniversitelerden x y z niteliklerine sahip olmayanlar kapansın fikrinin nasıl tepki alacağının –veya hiç umursanmayacağının- farkındayım. Ama yineliyorum somut, mantıklı ve farklı bakış açılarına, analitik düşünceye ihtiyacımız var.