- Kategori
- Haber
Adaaacık... Adaaacık..

Hatırlamasak da bize, ama bizim de yaptığımız bir şeyi anımsatmak istedim size…
Emeklemekten yeni yeni kurtulan ve ayakta dengesini sağlamaya ve yürümeye çalışan bir çocukken bize yapılan ve aynı şeyi bizim yine çocuklara yaptığımız bir uygulama…
İki elimizin işaret parmaklarından kavrayan çocuk, ayakta ilk adımlarını atmaya başlar. Biz de bu arada çocuğu cesaretlendirmek için ona “adaaacık, adaaacık” diye (ne demekse Kayseri’de böyle denirdi) sesleniriz.
Çocuk bu duyduğu sesle neşe içinde, sonradan kendi başına atacağı adımların başlangıcı olarak ilk adımlarını atmaya başlar. Bu arada öylesine keyfilidir ki, neşesinden çocukça kahkahaları koyuverir. Tabi biz de aynı heyecan ile zevkten dört köşe oluruz. Ya kendi çocuğumuzdur, ya da torunumuz veya “Tekne kazıntısı” kardeşimiz…
Ha… Komşunun çocuğu da olur. Netice olarak hepsi “Çocuk”tur ve o çocuksu saflığın güzelliğidir.
“Sizin evde böyle bir durum mu ortaya çıktı” diye soracak olursanız, hayır… Daha vakit var. Avukat olan oğlan daha askere gidecek, kız bu sene üniversiteyi bitiriyor. Okul bittikten sonra üstüne daha bir şeyler yapacakmış… Falan filan… Bunlar canımı sıkıyor zaten…
Ama ondan çok canımı sıkan başka bir şey var…
Okudunuz mu bu gün gazeteleri, ya da İnternet sayfalarından haberleri?...
Amerika Birleşik Devletleri, düştüğü çukurdan kurtulmaya çalışıyor. Çıkarken de kuyunun duvarlarını bir uçtan yıkarken, öteki uçtan yapmaya çalışıyor. Nasıl bir iş ise…
İşte bu ABD’nin yapmaya çalıştığı şey, aynen tarifini ettiğim gibi, yeni yeni dengesini bulmaya ve ayaklarının üzerinde durmaya çalışan çocuğun elinden tutarak “Adaaacık, adaaacık” demesi gibi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Güneyinde ve bu devletin olanca karşı koymasına aldırış etmeden “Kürt” bebesinin elinden tutup “Adaaacık… Adaaacık” diyor…
Öteki de bir keyifli ki...
Daha yürümeye başlamasa, dengesini bile sağlamaktan aciz olsa bile, yürüdüğünü sanarak etrafına, henüz yeni çıktığı belli, hiç bir şekilde faydası olmayan, ileride patır patır dökülecek süt dişlerini göstererek sırıtıyor…
Hem de kuzeyindeki “Demirkazık Yıldızı”na bakarak.
Demirkazık veya “Kuzey Yıldızı” denilen yıldızın özelliğiniz bilirsiniz… Hep aynı yerdedir. Bütün yıldızlar yer değiştirir ama “O” yıldız yerinde öylece durur. Bu tanrının bir hikmetidir.
Benim “Okullu” mesleğim haritacılık olduğu için, bu yıldızı iyi tanırım. Bu yıldız üzerinden rasat yaparak bu gün kullandığınız haritaların “Değişmez” şekilleri ortaya çıkar. Onun için “Tanrının bir hikmetidir” dedim…
Türkiye olarak Irak’ın Kuzeyine, yani bu gün kendilerine “Adaaacık” denilen yeni yetmelere hiçbir zaman kötü gözle bakmadık. Kolladık, gözettik, yedirdik, içirdik ve hatta para sahibi de yaptık.
Gelin görün ki, çocukluktan hiç kurtulmadılar. Yerlerde sürünüp emeklerken, birden büyüdüklerini sandılar ve bu gün ellerinden tutulunca da “Yürüdüklerini” sanarak “Demirkazık Yıldızı”na doğru bakıp süt dişlerini göstererek sırıtıyorlar.
Gülümsemiyorlar, çünkü prematüre doğduklarının farkında olmadıklarından daha kendilerini çocuk sanıyorlar… Ve tabi ki, büyüyemediklerinden de yüzlerinde hep “Sırıtkan” ifade oluşuyor..
Ama son gülen, iyi güler… O tutundukları “İşaret parmakları” ellerinden kayınca, k.ç üstü oturmanın da bir acısı olur.
Ha... Bu arada tabi bizimkilerin adımlarını da görecek miyiz, orası malum değil...
29 MAYIS 2007
Fotoğraf: www.milliyet.com.tr