- Kategori
- İlişkiler
Adamın dibi

Biz insanlar sosyal varlıklarız. Bütün canlılarda olduğu gibi bizde dokunarak, koklayarak, Görerek, işiterek çoğu zaman bir birimizin tadına bakarak ilişkilerimizi sürdürürüz. Biz ilişkilerimizi diğer canlılardan daha mantıklı yürütürüz. Nedeni ise bizim bütün canlılardan farklı yaratılmış olmamızdadır.
Her ne kadar ilişkilerimizi akılla, mantıkla yürütsek de bize yüklenen diğer bir unsur olan “NEFSİN” baskısı altındayız. Egoları olan, doymak bilmeyen, Kibri, gururu içinde barındıran nefis insana bir an olsun “Oh” deme rahatlığı vermez. Her zaman kendini düşünür, bencil, egoist bir yaratıktır.
Toplumsal varlık olmanın en vazgeçilmez unsuru ilişkilerdir. Çoğu zaman, hatta genellikle birbirimize ihtiyaç duyarız. İşte, sokakta, evde her yerde bu geçerlidir. Genel anlamda bu ilişkiler hayatın akışı gibi görünse de her ilişkinin sonucunda bir çıkar ve menfaat vardır. Menfaatı alan taraf mutlu veren taraf huzurludur. Günümüz ekonomik, sosyal koşullarında sıkıntı çekmeyen yok gibidir. Kimi borçludur, Kimi Hastadır. Çok sıkıntıda olan bir dostumuza el uzattığımızda, Eskiden çok teşekkür edilirdi. Minnet duyguları söylenirken insan ezilir büzülürdü. O bu halde teşekkür ederken “Lütfen bu benim dostluk arkadaşlık görevim, sizde olsanız aynısını yapardınız” der gönlünü alırdınız.
Ya şimdi…
Yapılan yardımın karşılığında aldığınız cevap “ADAMIN DİBİSİN”
Çok güzel bir kelime, gurur okşayıcı, herkes adamın dibi olamaz. Adamın dibi olmak için kendinden ödün vermeniz gerek. Kendin için ayırdığınız ihtiyaç veya zaruri ihtiyaçları bile çoğu zaman geri dönmeyeceğini bile bile gözünü kırpmadan eşine dostuna harcamanın bedelidir “ADAMIN DİBİ”
Bu kelimeyi bu günlerde dizilerde, filmler de ve hatta günlük yaşantımızda sık sık duyuyoruz.Elbette elimizden geldiğince etrafımızın huzurlu, mutlu olmasını isteriz. Tek kişilik huzur insanın ne gururunu okşuyor, nede mutluluk veriyor. Temel arzumuz etrafımızın en azından azami miktarda mutlu olmasıdır. Mutsuz eşe dosta yardım etmek, el uzatmak, illa maddi olmuyor. Çoğu zaman insan derdini anlatacağı bir omuza ihtiyaç duyar. Her borç herkesten istenmeyeceği gibi her dertte herkese anlatılmaz. Anlattığınız kişi ketum olmalı, iyi günde kötü günde anlatılanlar onda kalmalı. Yeri geldiğinde paçavra gibi suratımıza vurulmamalı.
Bu zamanda nerede bulacaksınız böyle ketum, sır saklayacak dostu? Dost bulmak ona güvenmek zor. Çoğu zaman en yakınımızdan bile bu konuda darbe yediğimiz olur. Dolayısı ile dostluklar zamanla kazanılan ilişkilerin sonucunda ortaya çıkıyor. Çoğu zaman çok iyi giden dostlukların sonunda çıkan çıkar çatışmaları, dargınlık ve küskünlüklerin ardından eski dostunuza anlattığınız en ufak bir kelimenin bile dışarı sızmaması sizi mutlu etmez mi? Size anlatılanları da siz ortaya dökmediyseniz, ortada kaybolan bir dostluk değil temelleri sağlam atılan bir dostluk var demektir. Yani buda gösteriyor ki. En iyi dostun marifeti barışta değil savaşta ortaya çıkıyor.
Oda adamın dibi değil “Adamın hası” oluyor,
İmkanı olup da etrafındaki olup bitenlere duyarsız kalmak insancıl bir davranış değildir. Fakat etrafımızdaki her sıkışana el atmanın da doğru bir tutum olmadığını yaşayarak anlıyoruz. Denizde boğulmak üzere çırpınan birini kurtarmak için bodoslama atlarsanız adam üstünüze çıkar kendisi ile beraber sizi de suya batırır. İkinizin de kurtulma şansı pek olmaz. Ama adam yarı boğulmuş ise onu kıyıya çıkarma şansınız daha yüksektir. Kırk yıl sırtınızda taşıdığınız birini bir gün sırtınızdan bıraktığınızda arkanızdan hiçte iyi şeyler konuşmayacaktır. Çünkü zamanla sizin ona verdiğiniz emeği bir hak olarak görmeye başlar. Ona yaptıklarınız yardım değil bir görevmiş gibi görür.
Hiçbir karşılık beklemeden sırtınızda taşıdığınız dostunuzu indirdiğiniz andan itibaren arkanızdan atıp tutuğuna şahit olursunuz. Verdiğiniz emek kurduğunuz köprüler sele kapılmış gözünüzün önünde giderken dona kalırsınız.
İki ortak arkadaşınızın konuşmasına şahit oluyorsunuz. Diğer arkadaşınız küs arkadaşınızla aranızı yapmaya çalışıyor;
“ Anlıyorum şimdi küssünüz fakat o iyi insandır. Düşünsene geçmişte senin için çok fedakarlıkta bulunmadı mı? Her şeyine koşmadı mı? Kendisinde olmasa bile senin için borç harç bulup yanında olmadı mı? Ve dün ADAMIN DİBİSİN diyerek sarılır teşekkür üstüne teşekkür ederdin. Bu gün ne oldu?”
“Evet söylediklerin doğru fakat onun derdi bana yardım etmek değildi, Bana yardım ederek egolarını tatmin etti. Sürekli beni ezerken kendini yüceltti. dün “Adamın dibisin diyordum gurur duyuyordu. Egoları tavan yapıyordu. Ben dün ne dediysem bu günde aynısını söylüyorum. İki yüzlü değilim o dünde adamın dibiydi bu günde dibidir. Adamın dibi neresidir hiç düşündün mü? Adamın dibi “Poposu” dur. O bana yardım ederken yardıma muhtaç biri olmamın huzurunu yaşıyordu. Ben de bu huzurun karşılığı olarak ona tatlı tatlı küfrediyordum. Ben küfrettikçe onun gururu okşanıyordu.”
Bu kelimeleri duyduğunuzda ne hissedersiniz? Yıkıldığınızı fark eder gibiyim. İçinizde fırtınalar esiyor, Yüreğiniz boğazınıza kadar dayanıyor. Gırtlağınız da düğün düğüm oluyor. Ortamdan çıkıp kendinizi boşluğa bırakırsınız. Kendi kendinize konuşur, önünüze çıkan taşlara tekme atarsınız. Kendinize kızarsınız. En fazla şu kelime dokunur size “Adama bak dün iyi günde bile beni kucaklayarak adamın poposu diyormuş”
Sonra kendi kendinize kararlar alırsınız…
Bir daha asla diye başlayan kararlar…
… kesinlikle bunlara uyacağım ama kesinlikle…
Alışmış popo da don durur mu bilmem ama, biri size ADAMIN DİBİ diyorsa bu sözü biraz düşünün.
Bize öğrettiler, İlla sizde yaşayarak öğrenmeye çalışmayın.
En iyi dost çıkarların bittiği yere kadardır. Mümkünse o yere ulaşmaya çalışmayın.
DOSTLARINIZI SIRTINIZDA TAŞIMAK YERİNE YANINIZDA TAŞIYIN Kİ BIRAKILDIĞINI FARK ETMESİNLER.
Fikret Bayrak